Bediüzzaman, “ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. “ diyor.
İnsanın ve cemiyetin saadetinin temininde istikamette kullanmamız gereken duyguların yanlış kullanımının neticesi fesadı izah ederken;
“Fıskın menşei, kuvve-i akliye [aklî duygu], kuvve-i gadabiye [müdafaa duygusu], kuvve-i şeheviye [ihtiyaçlarını giderme duygusu] denilen üç kuvvetin ifrat ve tefritinden neş’et eder.” diyorlar.
İnsan iradesinin ilgilendiği her meselede, kişiyi hakikatten uzaklaştıran bu zıt duyguların birleştikleri nokta ise, ferdin bedbaht ve muvaffakiyetsizliğidir. Fıtratın itidal-istikamet olduğunu düşündüğümüzde; “ifrat ile tefritin tenasübü bozup muvazeneyi ihlal” ettiği hakikatini güzel anlayabiliyoruz. Şahsî hayatımızdan, bizi çevreleyen dairelere bu dengeyle yürüyemediğimizde, ekseriya maksut hedefimize ulaşamıyoruz. Nefsimizle, duygularımızla, rakiplerimizle, düşmanlarımızla ve davamızın düşmanlarıyla giriştiğimiz mücadelelerde; İhdina’s-sırâta’l-müstakîm’i dilimiz okurken, gözlerimiz şeriatın tavsiye ettiği dengeyi arıyor. Düşünce, sosyal hayat, iktisat, siyaset ve diğer alakalı dairelerimizde, mütehassıslarımızca ele alınmış bu konuyu; yalnızca dâhil ve hariçteki ideolojik siyasetin imanımızı ilgilendiren hadiselerinde, tahlile devam ediyoruz.
Bediüzzaman Hazretleri ahirzamanda cemaatleşmenin önemini anlatırken; efkâr-ı ammenin zamanın hükümranı olduğunu ifade eder. Sosyal hayatımızda hayır ve şer peşindeki kitleler de kamuoyu desteğini esas kabul ediyorlar.
31 Mart Hadiselerinin provokatörü ve M. Kemal’in içişleri bakanı Selanikli Şükrü Kaya’ya atfedilen bir cümle vardır: Bu memlekete komünizm, Turancılık ve hatta şeriat da gelecekse, ancak bizim elimizle olur… Elemanlarını, dindar kıyafetlerle sokakta “şeriat isteriz!” söyleterek ihtilâli kızıştıran bu adamın söyledikleri, bir hakikati tedai ettiriyor: Harekât Ordusu da benim, sokaklarda orduya isyan eden de… İfrat ve tefriti kullanarak hedefime ulaşacağım, diyen yalnızca Kaya Şükrü değildi… Corona vebası korkusuyla dünyayı köşeye sıkıştıran küreselcilerin Davos’ta söyledikleri de aynı manaya geliyordu: Global sosyal marksistlerin sözcüsü Schwab; artık herşey bizim elimizde… Millî devletlerin tedbirleri, ordular ve başka tedbirler bizi hedefimizden alıkoyamayacaktır, diyordu. Cehalet ve başka sebeplerle ifrat-tefritin pençesine düşenler, maktulün taziyesine oturmuş katili farkedemediklerinden hakikati göremiyorlar.
Şahsî hayatımızdan cemiyetimize, ifrat-tefrit akisleri hep kendilerini gösterirler. Cüz’î iradenin anlaşılması ve kaderi izah bahsinde Bediüzzaman; “...Cebir ve İ’tizal, ifrat ve tefrittir.” derken; İslâm tarihindeki bütün batıl mezheplerin bu sapmadan doğduğunu izah ediyor ve diyor ki;
“...Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş.”
Ahirzaman fitnelerinin insaniyeti topluca dalâlete sürüklemeye başladığı Birinci Dünya Savaşından sonraki fitne inşaalarında, tahripçilerin ifrat-tefriti projelerindeki kullanma tarzları, ilmî çalışmaların konusudur. Yunan Savaşından önceki fevkalade dindar üsluplardan; cumhuriyetin ilanından sonraki Türkçü üsluplara kadar zıt duruşların tahrik edildiğini hep göreceğiz. M. Kemal’in İslâm karşıtı devrimlerine itiraz eden dindar Şark’ın bu oyunlarla isyan pozisyonlarına sürüklenmesi, Türkçülükle Kur’ân alfabesi ve İslâmî şeairin yasaklanması ve diğer onlarca provokasyonlarla elde edilen neticeler de derin tahlilleri bekliyorlar.
İkinci Dünya Savaşı şartlarının ülkemizde müstebitleri sıkıştırarak araladığı kapıdan, Anadolu’ya girebilen demokratların başlarına geçirilmiş Kemal Pilavoğlu hadisesi de mevzumuza örnektir. Masonların tezgâhındaki işçilerin baltalarla M. Kemal’in heykellerine saldırmalarının, ifratın tefriti olacak 5816 kanunu; vekillerimiz ve onları seçen halkımız bilemezdi. Hadd-i vasat ve istikamet demokrasiye ulaşmak isteyen Türk Milletine yapılmış kötülüğü, artık kolayca bertaraf edemeyecekti Türkiye’miz.
İfrat-tefriti metotlarında en fazla kullananların münafık cereyanlar olduğunu belirtmemiz gerekiyor mu? Gerek dâhilde ve gerekse hariçte, devrim dedikleri tahriplerinde bu aşırı duruşları kullanageldiler. Aşırılıkları cesaretle ve yüksek seslerle telkin edenleri, iki kategoride değerlendirebiliriz… İlki; ahmak, anlayışı kıt ve zarar-faydayı bilmez insanlar… İkinci gurubu ise; küresel cereyanlar adına çalışan tetikçiler veya vazifeliler teşkil ediyor. Buna dikkat etmemiz gerekiyor...