Tekrar güzeldir. Yeni aldatmalardan haber verdiği için güzeldir. Gizlenmiş hakikatleri açığa çıkardığı için güzeldir. İnsaniyete hücum etmekte olan ahirzaman şerirlerinin mahiyetini deşifre ettiği için güzeldir.
Avrupa Birliği, Kuzey Atlantik Savunma İttifakı, Avrupa Kilisesi, Birleşmiş Milletler, Demokrasi ve İnsan Hakları gibi müessese ve müesseselerin bize ait olduğunu da tekrar hatırlatıyoruz. Küresel demokrasi münafıkları Neoliberallerin propaganda ve tahribatçı yayınlarıyla çoğu Müslümanlar bahsi geçen müesseselere karşı tavır aldığı gibi, müsbet bildiğimiz tabirlere de yanlış manalar yüklemişler…
Türkiye kamuoyunda, demokrasi ve Avrupa Birliği hakkında (ne düşünüldüğüne) bir istatistik yapılsa; ikisinin de kaybedeceğini biliyoruz… Bize ait bu hakikatleri çöpe mi atacağız… Biliyoruz ki; Avrupa Birliği dünya demokrasisinin teminatıdır. Önce AB’yi ve daha sonra hürriyet istismarcılarını kullanarak demokrasiyi itibarsızlaştıranların mahiyetleri insanlığa anlatılmadığı sürece, insaniyetin haysiyet, iffet ve şeref avcıları, değerlerimizi yıpratmaya devam edecekler…
Nazarlarınıza takdim ettiğimiz Birinci (müsbet) ile İkinci (menfî) Avrupa manalarını Avrupa telâkkimizde esas alamadığımızda, elbette demokrasi münafıkları (İkinci Avrupa), dinsiz kapitalistlerin imkânlarıyla tahribatını, hayatın her karesine taşıyacaktır. Toplumu iğfal istikametinde, birçok müsbet tabirlerimizi ve kurumlarımızı şerleriyle kirleterek efkâr-ı ammeye gösterip; zihinlerdeki tahribatlarını derinleştireceklerdir.
AB’nin mevcut idarecilerinin icraatlarıyla birliğin felsefesi arasındaki mesafe o kadar uzaktırlar ki… Mevcut sekreter von den Leyen’in Türkiye hakkındaki beyanatıyla, eski Konsey başkanı Charles Michel’in beyanatı arasındaki farklar kadar uzak… Leyen tahribatçı ve ahlâksız Avrupa’nın temsilcisi iken, Michel demokratik AB’nin temsilcisi… Mevcut medyayı finanse eden küresel sermayenin manşete çektiği AB’nin İkinci Avrupa’nın istediği birlik olduğunu biliyoruz. Tıpkı eski Fransa başkanı Schirak ile Sarkozy/Macron kadar birbirilerine zıt siyasî çizgiler gibi… Veya eski Almanya başbakanı Schröder ile Angela Merkel gibi…
Devletler ve milletler çatışmasının, yerini sınıf çatışmasına alması hakikati, siyasî partiler için de geçerlidir. Sarkozy gibi insanî değerlere, demokrasi ve semavî dinlere düşman ahlâksız bir adamın Fransa’nın muhafazakâr partisinden başkan seçilmesine, kimsecikler mani olamamışlardır. Aynı şekilde Angela Merkel de, Almanların Hıristiyan kimlikli partisinde on altı sene başbakanlık yaparak partiyi bitirdiği halde, halkın gücü münafıkları engellemeye yetmemiştir.
Sebebini merak edenlere; yalnızca küresel münafıklar, diyebiliyoruz. Karl Popper, Hayek ve Freedman gibi kızıl Marksistlerin insaniyet ve demokrasi düşmanlıklarını “hürriyet” maskesi arkasında saklayabilme başarıları; arkalarındaki küresel- ekserisi Yahudi- sermayenin gücüyle öyle bir dereceye ulaşmış ki; Âdem babamızdan bu yana insanlar, böyle bir iğfal veya manipülasyonu hiç yaşamamışlar. Koordine ettikleri sermaye ile medyayı, son teknolojiyi ve siyaset üzerinden tahribatı; millî devletlerin önleyemeyeceği raddede yapıyorlar…
İnsanlığın savaşlarla, göçlerle, ekonomik krizlerle, çevre felâketleriyle ve derin ahlâksızlıklarla sarsıldığı zamanımızda; Kur’ân ve hadisten hareketle kurtuluşumuzun yol haritasını veren Bediüzzaman’ı dinlemeyerek; komünistlikte, ahlâksızlıkta ve ırkçılıkta kaybolmuşların peşine takılan dindarlarımıza ve demokratlarımıza şaşırmamak elimizde değil. Demokrasi ve dinin prensiplerini tahribi, zamana yaymış sosyal Marksistlere (liberalizm, serbestiyet veya geçmişin korkularına mahkûmiyete) kapılanları hipnozlarından uyandırmaya gayret edeceğiz. İnat, haset, tarafgirlik veya intikam hisleriyle bu batıl sosyal yolu takip edenleri de Allah’a havale edeceğiz…
İngiltere ile gizlice ittifaklar kurduktan sonra; milletimize Rusya, Çin ve Türk birliği masalı anlatanların halkımızı cehaletle malul bilmeleri; hasis menfaatlerini Türk milletinin düçâr olduğu istibdatta görenlerin iktidarlarını inşallah bitirecektir…