Bediüzzaman’ın talebeleri arasında Zübeyir Gündüzalp’in adının çokça seslendirilmesinin hikmetine verilecek cevaplar önemlidir.
Bediüzzaman’ın onu bütün hizmetlerinden sorumlu makama çıkarmasını değil de vefatından yıllar sonra, sadece Risale-i Nur talebeleri çevresinnin dışında, Nur hareketini merakla takip edenlerce Zübeyir Gündüzalp’ten bahs edilmesinin, çok önemli iki sebebi var.
Birincisi, Üstadın hayatında fiilen sistemleştirdiği Risale-i Nur Hareketinin, muarızlarınca dağıtılmasını, içinde eridiği Nurun şahs-ı manevîsiyle engelledi. Tevazu, teslimiyet, bilgi, basiret, cesaret gibi hasletleriyle o, Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerini bir meşveret etrafında topladı. Yüzde doksan dokuzunun bizatihî veya mektupla kabul ettiği şûrâ ile Zübeyir Gündüzalp, Said Nursî’nin hayatındaki çizgi ve esasları meşveretle sistemleştirdi. Üç ay boyunca, Nazilli’de kapandığı bir mekânda, Risale-i Nur talebelerinin hizmet usullerini ve prensiplerini Risale-i Nur Külliyatından çıkararak, Üstadın talebelerine gönderdi. O esaslar etrafında Bediüzzaman’ın talebeleri İstanbul’da meşveretle, Üstadlarının vefatından sonraki birlikteliklerini efkâr-ı ammeye adeta deklere ettiler. Kitap merkezli meşveretle her meselenin çözülebileceğini ve gelişen dünya hadiselerine meşveretle mukabele edilebileceğini Zübeyir Ağabey isbat etmiş oluyordu. Onun Risale-i Nurlardan derlediği Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler ile Bediüzzaman Cevap Veriyor gibi eserler, Risale-i Nur talebelerine hem yol göstermiş oldu, hem de sistemin kendisinden sonraki seyir şeklini belirledi.
İkinci önemli meselenin anlaşılması kolay değil… Bediüzzaman’ın üç hayat evresini bilemeyenler, Zübeyir’in buradaki özelliğini kolayca anlayamazlar. Bediüzzaman, kendisinden önceki müceddditlerden farklı olarak ictimaî hayatın merkezinden cihada başlamış, ümmetin ekserisine hitabeden projelerin altına girmiş, Birinci Dünya Savaşında üç yüzden fazla talebesini Ruslara karşı Doğu Cephesinde şehit vermiş, iki seneden fazla esir kalmış ve Savaştan sonra Osmanlı Devletinin zirvesince (Sultan, Harbiye Nazırı ve başbakan) Darülhikmet’e, dinsiz Avrupa Felsefesinden Kur’an’a yönelik hücumlara karşı Şehit Enver Paşa’nın müzaheretiyle tayin edilmiştir.
İlk İstanbul hayatını incelediğimizde, gazete ve mecmuaların ekserisine, zamanın dertlerine çözüm ihtiva eden yazılar gönderdiğini görüyoruz. Esaretten sonra da kısmen devam ettiği yazılarına; 1923’te başlayacak mutlak istibdat döneminde ara veriyor. İkinci Dünya Savaşının neticeleriyle ülkemizde esen demokrasi rüzgârıyla birlikte, hayata bakan manevî cihadına tekrar döndüğünü; Emirdağ Lahikalarındaki mektuplarından takip ediyoruz.
Bu üçüncü dönemin sistemleşmesinde Üstadımızın Zübeyir Ağabeye yüklediği vazifeyi anlayabilmek için; Risale-i Nur külliyatını dikkatlice okumak, o dönemden vefatına kadar; çoğu zamanın gazetelerinde yayınlanmış mektup, cevap ve müdafaalarını hadiseleriyle birlikte tahlil etmek gerekiyor.
Zübeyir Ağabey’in Üstadımızdan sonraki hayatını incelemeyenler, hayatta iken üstadımızın diğer talebelerinin ve bizlerin, ona manevî bir makam verdiğimizi zannedeceklerdir. Biz sistemden, istikametten, çizgiden ve dünyaya gösterilmesi gereken pusuladan bahsediyoruz. Serapa çile, bedel ödeme, mağduriyet, iftiralara maruziyet, anlaşılamama ve bazen kardeşlerince bile itham edilme ile geçmiş hayatı insafla tahkik edenler; Zübeyir Ağabeyin cemaatin tesanüdü, ümmetin istikameti, Müslümanların uhuvveti ve milletimizin selâmeti uğrunda Risale-i Nurların hayata akışını sağlamak için, mahrumiyetler içinde İttihad ve Yeni Asya Gazetesini nasıl çıkardığını da göreceklerdir. 1967’nin sonbaharından 2026’nın ilkbaharına…
Zübeyrî Çizgi tabirinin sehven veya bir kaza-yi İlâhî olarak; yirmi sene önce, Neoliberallerin dinî cemaatlere telkin ettiği NLP cereyanı zamanında ortaya çıktığını çoğu kardeşlerimiz yazılarında beyan ettiler.
Bu sehivle birlikte, gazetemizin Nurları hayata aktarma vazifesinden rahatsız olanlar, Zübeyrî sistemden rahatsız olduklarını göstermiş oldular. Yani, Bediüzzaman’dan gelen Risale-i Nur talebeliğinin, hizmetlerinin ve mücahedesinin orijinal prensiplerinin kalın çizgilerle istikbale taşınmasını istemeyenler, bu tabire takıldılar.