İnsanın kalbine dokunan bazı metinler vardır; okunduğu anda yalnızca akla değil, hatıralara, sızılara ve derin bir arayışa seslenir.
Risale-i Nur’daki “Kesret içinde az, az içinde çok” hakikatini işleyen bu yerde de böyledir. Orada geçen şu ifade, insanın hayata ve insana bakışını kökten değiştirecek bir ölçü sunar: “Bir fazilet sahibi, bin faziletsize mukabildir.”¹ Bu vecize sadece bir tespit değil, aynı zamanda bir değer ölçüsüdür.
Metinde, “kesîr” kelimesinin iki farklı anlamına dikkat çekilir: Biri sayıca çokluk, diğeri ise keyfiyetçe yani kıymetçe çokluk. Kur’ân’ın dili, yalnız kalabalıkları değil; nitelikli, faziletli olanı merkeze alır. Bu bakış açısı, insanın iç dünyasında derin bir sorgulamayı başlatır, Gerçek çokluk nedir? Kalabalık olmak mı, yoksa anlamlı olmak mı?
Risale burada Kur’ân’ın beşere karşı olan merhametini ve lütfunu da ince bir şekilde gösterir. Çünkü insanlığın büyük çoğunluğu gaflet içinde olabilir; fakat az sayıda da olsa hidayeti, fazileti ve istikameti taşıyan kimseler vardır. İşte Kur’ân, bu azınlığı görür, över ve onları esas alır. Bu, ümitsizliğe düşen kalpler için büyük bir tesellidir. Sayıca az olmak, değersiz olmak demek değildir. Aksine bazen hakikat, kalabalıklarda değil; sessiz, mütevazı ve görünmeyen duruşlarda saklıdır.
Bu noktada metin, insana hem sorumluluk hem de umut yükler. Sorumluluktur; çünkü fazilet taşıyan kimse, az da olsa çok hükmündedir. Onun duruşu, sözü ve ahlâkı çevresine tesir eder. Umuttur; çünkü insan “çoğunluk böyle” diyerek doğrulardan vazgeçmek zorunda değildir. Bir tek doğru niyet, bin yanlış gidişin karşısında durabilecek kıymettedir.
Metindeki “Kur’ân’ın nev-i beşere rahmet olduğunun sırrına işarettir.”¹ vurgusu, özellikle dikkat çekicidir. Kur’ân, insanların kusurlarını yüzlerine vurmak için değil; içlerindeki cevheri ortaya çıkarmak için konuşur. Az olanı büyütür, küçük görüneni değerli kılar. Bu da İlâhî terbiyenin ne kadar şefkatli olduğunu gösterir. İnsan, eksikleriyle değil; taşıyabileceği faziletle muhatap alınır.
Bu satırları okurken insan ister istemez kendi hayatına dönüyor. Kalabalıklar içinde kaybolmuş hissettiği anları, anlaşılmadığını düşündüğü zamanları hatırlıyor. Belki de bu yüzden bu yer, sadece akla değil kalbe de dokunuyor. Çünkü burada bir teselli var, Eğer niyetinde samimiyet, duruşunda istikamet varsa, az olman bir eksiklik değil; bilakis bir anlamdır.
Velhasıl, İşârâtü’l-İ‘caz’ daki bu bölüm bize şunu fısıldar: Hakikat her zaman gürültüyle gelmez. Bazen sessizdir, azdır, ama derindir. Fazilet taşıyan insan, kalabalıklara bedeldir. Ve Kur’ân, bu azlığı küçümsemez; bilakis onu rahmetle büyütür. İşte bu anlayış, insanın hem kendine hem hayata daha umutlu, daha sorumlu ve daha anlamlı bakmasını sağlar.
Dipnot:
1- İşârâtü’l-İcaz, Yeni Asya 1994, s. 222.