"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakkın hatırı kırılırken sessiz kalanlar

Süleyman Alp Özcan
23 Ocak 2026, Cuma
“Hakkın hatırını kırmayacağım, hakikati söyleyeceğim. Zira Hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun.” (Münazarat, sualler ve cevaplar)

Bu söz, insanın içini rahatlatan değil, rahatsız eden bir sözdür. Çünkü insanı konforundan eder. Alışkanlıklarını sorgulatır. Susmayı erdem, idare etmeyi hikmet, görmezden gelmeyi olgunluk zanneden anlayışı kökünden sarsar. Bugün belki de en az tahammül edebildiğimiz şey, böyle sarsıcı bir hakikatle yüz yüze gelmektir.

Günümüz sosyal hayatı, hatırların kutsallaştırıldığı bir zemin üzerine kurulmuş durumda. Dostluk bozulmasın diye susuluyor, makam incinmesin diye yanlışlar örtülüyor, çevre daralmasın diye hakikatin üzeri örtülüyor. İnsanlar kırılmasın diye hak kırılıyor; fakat kimse bunun adını koymuyor. Çünkü hak kırıldığında ses çıkarmıyor, ama insanlar kırıldığında ortalık karışıyor.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin bu vecizesi tam da bu noktada bir mihenk taşıdır. Çünkü burada savunulan şey, teorik bir ahlâk değil; fiilî bir duruştur. “Haklıyım ama söylemeyeyim” anlayışını reddeden, “şartlar uygun değil” bahanesini kabul etmeyen, hakikati zamana ve zemine kurban etmeyen bir tavırdır bu.

Bu meslek ve meşrep, kişiye şunu öğretir: Yanlış, kimden gelirse gelsin yanlıştır. Doğru, kimin işine yaramazsa yaramasın doğrudur. Bu ölçü kaybolduğunda adalet, sadakate; hakikat, menfaate; istikamet ise çoğunluğa feda edilir. İşte o zaman haksızlıklar büyürken, doğrular sessizce köşeye çekilir.

Elbette bu yolun bedeli vardır. Hakikati söyleyen insan sevilmeyebilir, dışlanabilir, hatta suçlanabilir. Ama Üstad’ın çizdiği yol, insanları memnun etme yolu değil, Hakk’a karşı mesul olmama yoludur. Zaten hakikatin kıymeti de buradan gelir: Herkesin konuştuğu yerde değil, susulan yerde konuşabilmesinden.

Bugün gerek aile içinde gerek sosyal çevrede gerekse hizmet alanlarında en çok yapılan şeylerden biri, hatır üzerinden hüküm vermektir. “O iyi niyetli”, “şartlar zordu”, “şimdi gündem bu değil” gibi cümleler, çoğu zaman hakkın üstünü örten süslü perdeler hâline geliyor. Oysa hak, ertelenince hak olmaktan çıkmaz, ama ertelenen toplum, adalet duygusunu kaybeder.

Bu meslek serttir ama hoyrat değildir. Net konuşur ama bağırmaz. Hakikati söyler ama kişilik kırmaz. Fakat susarak, idare ederek, eğip bükerek de yol almaz. Çünkü hak, korunmak için cesaret ister; sessizlik değil. Bugün gerçekten ihtiyacımız olan şey, hatırı değil hakkı önceleyen insanlar yetiştirebilmektir. Alkışa değil vicdana bakan, çoğunluğa değil ölçüye dayanan bir duruş sunar. Çünkü hatırlar tamir edilebilir; fakat zedelenen hak, bir toplumun bel kemiğini kırar.

Ve sonunda şu soru herkesin önünde durur: Biz kimi kırmamaya çalışıyoruz? İnsanları mı, yoksa hakkı mı? Vesselâm...

Okunma Sayısı: 267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı