İstanbul’dan Hasan Doğan: “Allah bunca musibete neden izin veriyor? Ne hikmet var?”
Bir Arınma Süreci
Musibete sağdan yaklaşalım; ne dersiniz? O bir sâfîleşme ve arınma sürecidir.
Hayat musibetlerle, kötülüklerle, sıkıntılarla, problemlerle, acı ve dertlerle, ıstırap ve hastalıklarla, gam ve göz yaşlarıyla sâfîleşir, arınır, olgunlaşır, kemâle erer, kuvvet bulur, terakki eder, mükemmelleşir, yükselir, netice verir, hayatî vazifesini yapar.
Tek düze istirahat döşeğinde geçen bir hayat meyvesizdir, verimsizdir, hantaldır, neticesizdir. Böyle bir hayat aslında sağlıklı değildir; mutlak hayır olan vücuddan çok, mutlak şer ve kötülük olan yokluğa yakındır. Çünkü hareketsizliktir.
Hayatı hastalıklar ve problemler harekete getirir ve gerek dünya hayatı lehine, gerekse ebedî âhiret hayat lehine olgunlaştırır, meyvedâr eder.
Meselâ hep durağan yaşayan, hep hareketsiz kalan ve söz gelişi gece gündüz uyuyan bir kimse daima uyuşuktur, hantaldır, dayanıksızdır, hayatilik açısından verimsizdir. Ama hep hareket eden, hep kıpır kıpır olan, hiç yerinde durmayan, hep koşan kimseler, söz gelişi bir sporcu dinamiktir, çeviktir, damarları ve kasları hayat doludur, hastalıklardan uzaktır.
Bir anne çocuğuna tokat vursa, bu onun şefkatsizliğini göstermediği gibi, bununla çocuk da annesine küsmez. Çünkü tek bir annesi vardır. Başka bir şefkat kaynağı yoktur. Çocuk bunu bilir. Annesinin sinesine daha fazla sokulur. Annesi de az önce tokat vurdum demez; sinesine sığınan biricik evlâdını daha fazla kucaklar, öper, korur, daldan budaktan esirger ve kötülüklere karşı himaye eder.1
Bir Saatlik Acı ve Musibet
İnsan vücudu hayatîlik fonksiyonlarını çalışarak kazanır, yerinde durarak ise kaybeder. İşte kör felsefenin kötülük dediği acı, ıstırap, kötülük ve musibetler de insan hayatını arındıran, temizleyen, olgunlaştıran, verimli kılan, insana güç ve direnç kazandıran, insana yaşama gücü veren eylemlerdir. Kötülük değildir.
Fazla ağır gelse Allah’a sığınılmalıdır.2
Dünya yurdu bir imtihan yeridir, bir hizmet evidir, bir ibadet menzilidir; lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dünyada hizmet ve ibadet esastır; hastalıklar, acılar, ıstıraplar, keder ve dertler, sıkıntılar, musibetler sabretmek şartıyla o hizmet ve ibadete çok uygun düşüyor, kuvvet veriyor. Bir saatlik acı ve musibet, bir gün ibadet hükmüne geçiyor. Böylece acı ve ıstıraplarla az bir ömürde insan, çok yoğun biçimde ibadet sevabı kazanabilecek bir hayat standardı yakalamış oluyor.
İbadet İki Kısımdır
Üstad Bedîüzzaman Hazretleri burada ibadeti iki kısma ayırıyor:
a) Müsbet ibadetlere: Bunlar namaz, niyaz, dua, oruç, zekât, sadaka, hac gibi kulun kendi iradesiyle yönelip yaptığı ibadetlerdir.
b) Menfî ibadetlere: Bunlar da felsefenin kötülük dediği ve fakat aslında kula Allah katındaki makamını yükseltsin diye verilen hastalıklar, musibetler, acılar, ıztıraplar, kötülükler, dertler ve sıkıntılardır.
Kul böyle acı ve ıztıraplarla zaafını anlar, aczini hisseder, fahri, gururu, kibri ve büyüklenmeyi bırakır, Allah’a riyasız ve gurursuz biçimde sığınır, tam ihlâsla yönelir, yalnız Allah’ı düşünür, yalnız O’ndan yardım bekler, yalnız O’na yalvarır, yalnız O’na el açar.
Bize düşen ise, musibete düşene elimizden geliyorsa yardımcı olmaktır.
Dipnotlar:
1- Sözler, s. 322.
2- Lem’alar, s. 16.; Mektubat, s. 49.