İstanbul’dan Hasan Doğan: “ ‘Gazze’de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?’ gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?”
Felsefede Kötülük Problemi
Felsefenin, “kötülük problemi”ni Eflâtun’dan beri tartıştığı ve bir çözüme de ulaştıramadığı bilinmektedir. İnsan hayatına ve mutluluğuna kast eden musibetlere, belâlara, çile ve ıztıraplara ve gerek insanın ahlâksızlığı yüzünden olsun, gerekse maddenin kabiliyetsizliği veya tabiî bir gerekçeyle olsun her türlü zarar verici olaylara kısaca “kötülük” diyen felsefe, kötülüklerin neden var olduğunu hep sorgulamış, hatta ateizm gibi bir takım uç akımlar da bu sorgulamadan doğmuştur.
David Hume’un, “Yaratıcı kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? Öyleyse O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek mi istemiyor? Öyleyse O, iyi niyetli değildir. Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?” sorusunu hâlâ unutmadık. Ateizmi doğuran sorulardır bunlar.
İmtihan Sırrı
Dinlerde bu soruların cevabı vardır aslında. Ve dinlerin bu cevabı milyonları, milyarları tatmin ediyor.
Meselâ dinler, felsefenin kötülük dediği problemlere “imtihan sırrı” diyor, “sabredilirse aşılır” diyor, “İnsanı kemâlâta yükseltir” diyor, “İnsanı gerçek mutluluğa ulaştırır” diyor, “İnsanı olgunlaştırır” diyor, “insanı günahlardan arındırır” diyor, “Allah’ın rızâsına kapı açar” diyor, “Allah’ın şefkatini celp eder” diyor, nihâyet “Allah’ın uyarısı ve ikazıdır” diyor.
Yani bir peygambere bağlı dinlerde bu problem zaten aşılmış olduğu gibi, kimi ilkel dinlerde bile bu problemin aşıldığını görüyoruz. Meselâ Budizm’de nirvanaya ulaşmak, yani gerçek mutluluğa ulaşmak çile ve ıztırap çekmeye bağlanmıştır.
Konfüçyüsçülükte temizlenmek amacıyla oruç tutulur, kurban kesilir.
Taoizmde kötülüğe sabredilmeli ve iyilikle karşılık verilmelidir.
Hinduizmde “yoga” adı verilen bir irade disiplini ile insanın kurtuluşa ereceğine inanılır.
İslâmiyet’te Kötülük
İslâmiyet’te zaten insanın ayağına bir diken batması bile günahlardan arınmasına ve Allah’ın şefkatinin celbine sebep teşkil eder. Musîbetlerin, çile ve ıztırapların, gam ve dertlerin perde önü ne kadar acı olursa olsun, isyan edilmediği sürece perde arkası sırf iyidir, sırf güzeldir, sırf rahmettir, sırf şefkattir. Sabreden Allah’ın mağfireti ile, Allah’ın rızası ile ve Allah’ın Cenneti ile müjdelenir.
İslâmiyet’te bunlar sonsuz mükâfatlardır ve bu mükâfatların yanında dünyada çekilen geçici dert ve çileler devede kulak mesabesinde bile kalmaz!
Demek felsefenin kötülüğü çözemeyişi aslında kendi düşüncesizliğinin problemidir. Ve kötülük problemini çözemeyen felsefe, onca çığırtkanlığına, onca gururuna, onca şatafatına rağmen, ne yazık ki, ilkel dinlerden daha geriye düşmüştür! Böyle bir felsefeden ilham alan ateizm elbette dünyayı kötülüklerle sarılmış zannedecektir!
Öyleyse şimdi Bediüzzaman Said Nursî’yi dinleyeceğiz. Bedîüzzaman Hazretlerinin kötülük problemine bakışını birkaç maddede ele alalım:
1-Bediüzzaman Said Nursî’ye göre, kötülüğü yaratmak “kötülük” değildir, kötülüğü kazanmak kötülüktür. Çünkü “yaratma” bütün sonuçlara bakar. Kazanmak ise husûsî bir ilişki iledir. Meselâ, yağmurun gelmesinin binlerle netîceleri var ve hepsi de güzeldir. Bazıları tedbirsizliği ile yağmurdan zarar görse, “Yağmurun yaratılmasının rahmet ve şefkatle ilgisi yoktur. Yağmur bir kötülüktür” diyemez. Meselâ ateşin yaratılmasında çok faydalar var. Bütünü de güzeldir ve hayırdır. Kimileri tedbirsizliği veya kötü tercihi ile ateşten zarar görse, “Ateşin yaratılması kötülüktür” diyemez.
Çünkü ateş, yalnız onu yakmak için yaratılmamıştır. Fakat o, yemeğini pişiren ateşe elini sokmuş ve o dostunu ve hizmetkârını kendine düşman yapmıştır.1
Dipnot:
1- Mektûbât, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 47.