Malatya’dan Mahmut Gültekin: “Vefat edenlerimizin arkasında en iyi nasıl faydalı olabiliriz?”
Kabirde Hayat
Kabirde hayat vardır. Ölenlerimiz yaşıyorlar. Yalnızca cisim gömleğinden soyulmuşlardır. Ruhları hayattadır, bâkîdirler, hissederler, duyarlar, görürler, üzülürler ve sevinirler. Onlara gönderdiklerimiz ve bağışladıklarımız takdim edilir, onların feyizleri bize getirilir. Biz hissetmesek de. Onlar bizden uzakta değildirler. Sadece perde ötesindedirler.
Kabir ziyareti sünnettir. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) muhterem annesinin kabrini ziyaret ettiği, dua ettiği ve hislenerek göz yaşları döktüğü çok vaki olmuştur.
Keza, İbni Ebî Melike diyor ki: “ Hz. Âişe’yi (ra) mezarlıktan dönerken gördüm.
“Nereden geliyorsun?” diye sorduğumda Hz. Aişe (ra), “Kardeşim Abdurrahman’ın kabrini ziyaretten dönüyorum” dedi. “Resulullah (asm) mezar ziyaretini yasaklamadı mı?” diye sordum.
Mü’minlerin annesi (ra): “Evet!” dedi, “Fakat sonradan bu yasağı kaldırdı.”
Kabir Ziyareti Ne Zaman Yapılır?
Kabir ziyaretinin belli başlı bir zamanı yoktur. Mezarlıklar her zaman ziyaret edilebilir ve oradaki ölmüş ehl-i imana dualar gönderilebilir. Bununla beraber, Cuma ve Arefe günleri ölülere dua okumanın daha faziletli olduğuna dair rivayetler vardır. Fakat mutlaka her Cuma günü eve gelir ve bizim okuduğumuzu ancak Cuma günleri alır tarzında bir sınırlandırma yoktur.
Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Mezarları ziyaret et ki, âhireti hatırlayasın! Ölüleri yıka! Çünkü düşmüş bedenle uğraşmak insana öğüttür. Cenaze namazını kıl ki, kalbine hüzün getirsin. Hüzünlü insanlar Allah’ın himayesindedir.”1
Kur’ân’da “geçmiş insanlar” için yapılan dua örneği şöyledir: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla!”2
Bir hadis-i şerifte Resulullah (asm), “İnsanoğlu öldüğünde ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i cariye (akan, kesilmeyen sadaka), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden sâlih bir evlât (bırakırsa amel defteri kapanmaz; bu hayır ve duanın sevabı gelmeye devam eder.)”3
ManevÎ Hava
Bediüzzaman der ki: “Fâtır-ı Hakîm nasıl ki unsur-u havayı kelimelerin berk gibi intişarlarına ve tekessürlerine bir mezraa ve bir vasıta yapmış. Ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedî (asm) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de, okunan bir Fatiha dahi, meselâ umum ehl-i iman emvâtına aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle manevî âlemde, manevî havada çok manevî elektrikleri, manevî radyoları sermiş, serpmiş, fıtrî telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor.
“Hem nasıl ki bir lamba yansa, mukabilindeki binler aynaya, her birine tam bir lamba girer. Aynen öyle de, bir Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, her birine tam bir Yâsin-i Şerif düşer.”4
Öyleyse kabirlerde yakınlarımıza dua ederken, diğer ehl-i îmanı da dualarımızın kapsamına almalı; hiçbir ehl-i îmanı dualarımızdan nasipsiz bırakmamalıyız.
Yakınlarımızın ölümü durumunda onlara dua göndermek, onlara gönderebileceğimiz en iyi hediyelerdendir. Onlar dualarımızdan hissedar oluyorlar ve istifade ediyorlar.
Ölenlerimiz adına yemek verilecekse, hayır yapılacaksa, fakir fukara gözetilmek şartıyla ailenin maddeten müsait olduğu her zaman bu yapılabilir.
Ölenlerimize göndereceğimiz birer Fatiha’mız varsa, bunu kırkıncı veya elli ikinci gecelerin tekelinden kurtarmalıyız. Dilimiz döndüğü kadar her zaman onlara dua yapmamız, en makbul olanıdır.
Dipnotlar:
1- İbni Ebi’d-Dünyâ
2- Haşir Suresi:10.
3- Tirmizî, Nesaî, Ebu Davud
4- Şualar, s. 589.