"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tevazu perdesinde saklanan enaniyet

Yasemin YAŞAR
30 Ağustos 2014, Cumartesi
Kişinin kendisine müstakil bir benlik vermesi, kendine ve kendi dışındakilere manâ-i ismiyle bakmasına enaniyet denebilir.
Enaniyetin farklı şekilde tezahürleri olabilmektedir. Bunlar mücessem ve müşahhas bir şekilde kendini gösterdiği gibi gizli bir şekilde de varlığını sürdürebilen hastalıklardır. Meselâ kibir, insafsız eleştiri, haset, hırs, zulüm, su-i zan bunlardan bazılarıdır.
Bütün bu hastalıkların temelinde kulluk çizgisinden uzaklaşma ve tevazu erdeminden kopuş vardır. Kişinin kabiliyet şeklinde tezahür etmiş olan ihsanları ve nimetleri kendinden bilmesi, şükürden fahr’a düşmesi, acziyetini unutması enaniyet hastalığının sebeplerindendir.
Enaniyetli kişiler dışarıdan çok kolay fark edilebilirlerken, tevazu perdesine sarılmış gizli enaniyet çok da kolay hissedilemez. Hatta öyle sinsidir ki enaniyet sahibi dahi ciddî bir nefis muhasebesi yapmadığı taktirde kendisi bile farkına varamaz.
Toplum içerisinde bu tarz kişilikler kendilerini gizlerler ve hatta çok mütevazıymış gibi bir görüntü dahi sergileyebilirler. Bu şekilde davranmaktan maksatları enaniyetin toplum tarafından beğenilmeyen bir su-i ahlâk olduğunu bilmelerindendir.
Bulunduğu topluluk veya camia içerisinde enaniyetli davranışın olumsuz bir etki uyandıracağını bilen bu kişilikler, su-i ahlâkı gizleme yoluna giderler.  İnsanların beğenisi ve rızası hayatlarının en önemli gayesi olan bu insanlar, her şeyin en doğrusunu kendilerinin bildiğini sanırlar. Bu yüzden de çevresindeki insanlara hep hatasız ve mükemmel görünmeye çalışıp, tasannu ve riya hastalığına tutulurlar. Aslında mütevazı görünümlerinin altında dağ gibi enaniyet vardır.
Bediüzzaman konuyla alâkalı olarak Mesnevî-i Nuriye’de, “Meselâ, tevazua niyet onu ifsad eder.” der. Çünkü tevazu ve tekebbür birer fıtrî hâldir. Bunlara niyet edildiğinde, o fıtrî hâl ölür. Yani, o şahısta bu hâlin bulunmadığı ortaya çıkar.
Tamamen nefisperestliğin ve şeytanca bir zekânın tezahürü olan bu gizli enaniyet hastalığına tutulanlar, kendilerini en ideal kişiymiş gibi sanma gayretindedirler. İnsanların onları temiz kalpli, fedakâr ve mütevazı bilmesi hayatlarının en önemli meselesi haline gelmiştir.
Bulundukları camia içerisinde taktir kazanan ve iyi bir imajları olan bu insanlar aslında içten içe enaniyetlerini şişirirler. Kendilerini çok övmeyen bu insanlar daha şeytanî bir zekâ ile başkalarının kendisini öveceği ortamlar oluştururlar.
Genelde ne işle meşgul olurlarsa olsunlar bu tip insanlar, içinde bulundukları toplulukta önemli bir mevkide veya sorumluluk makamında olurlar. Yaptıkları işte başarılı oldukça gizli enaniyetleri artar ve kibirlenirler. Fakat bunu dışarıya yansıtmamakta oldukça maharetlidirler.
Bu tarz kişilikleri anlamak aslında mümkündür. Genelde sorumlu ve mevki sahibi iken mütevazı bir kimlik taşırlarken bu mevkilerini kaybettikleri anda asıl ruh halleri ortaya çıkar ve mütevazı kimlik yerine ya daha saldırgan ya da daha içe kapanık bir hale bürünürler.
Oysa fıtrî bir hal olan tevazuyu ne makam, ne para, ne imkân, ne de imkânsızlıklar bozabilir.
Gizli enaniyet kişiyi bazı su-i ahlâka da bulaştırabilir. Meselâ hiç kusursuz görünmeye çalışan bu insanlar kendi eksiklikleri ortaya çıkmasın diye kolayca yalan söyleyebilirler. Başkalarına kolayca iftira atabilirler.
Enaniyetli kimseler bir eleştiri aldığında veya hoşlanmadığı durum geliştiğinde genelde bozulur, küser veya karşısındaki kişiyi tersler. Fakat gizli enaniyeti olan kimse bu gibi durumlarda hoşgörülüymüş gibi davranır normal bir tavır sergiler, fakat içten içe hazmedemez ve kinlenir.
Enaniyet öyle sinsi bir hastalıktır ki en ihlâslı bildiğimiz amellerin dahi içine girebilir. İnsanı ciddî bir kişilik bozukluğuna iten bu enaniyetin farkında olmak çok önemlidir. Zira nefis son derece meşrû, samimî davranışları ve sözleri gizlice kişinin enaniyetine hizmet ettirebilir. İnsanlara tebliğde bulunurken, ders yaparken, Kur’ân okurken… Meşrû amellere sızabilecek tehlikeli bir hastalıktır.
İnsanın Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nimetleri sahiplenmesi tam bir nankörlük halidir. Zaten birçok maddî ve manevî hastalıkların başladığı nokta tam da burasıdır. Özellikle iyi şeyler yapan, insanları yönlendirebilen, sözü dinlenen insanlarda ortaya çıkması muhtemel bir hastalıktır.
Hasılı, nefsin türlü türlü oyunlarından biri olan bu hastalığa karşı çok müteyakkız olmak gerekir. Aksi halde ahirette ihlâssızlık dolayısıyla müflis olmak ne acı bir son olacaktır.
Kişi kendinde böyle bir zaaf hissettiğinde enesinin beslenme kaynaklarını kesmesi, kabiliyetlerinin bir ihsan-ı İlâhî olduğunu bilmesi ve bunun içinde fahr yerine şükretmesi gerektiği şuurunda olması gerekir. Aslında ciddî bir nefis terbiyesi gerektiren bu hastalıkla mücadelede en etkin yöntem Risale-i Nurları kendi nefsimize okumak ve her şeye mana-i harfiyle bakabilmekten geçmektedir.
Okunma Sayısı: 5883
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • alper özcan

    30.08.2014 12:20:00

    Harika tespitler Cenab-ı hak nefsimizi tanıyanlardan olmayı nasip etsin. Bilhassa r.n u bol okuyarak anlamayı ve onunla amel etmeyi nasip etsin. nefis diyor ki; işte bu vasıflar falanlarda var diyesi geliyor. halbuki nefis terbiye derslerini kendimizde fark edip yanlışlarımızı düzeltmemiz gerekiyor. yazarı tebrik ediyor,başarılar diliyorum.

  • Ismet koyu

    30.08.2014 08:31:00

    Cok guzel yazmisin Allah razi olsun

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı