Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 25 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Selâmlaşmayı ihmal etmeyelim



Adıyaman'dan Ömer İnandı:

* "Dinî selâm nedir? Fıkhî hükmü nedir? Faziletini ve bereketini açıklarsanız memnun olurum."

Selâm, Allah'ın isimlerindendir. Kullarını tehlikelerden sâlim kılan, mahlûkatına esenlik ve selâmet veren Allahü Zülcelâl (cc), Selâm'dır. Cenâb-ı Hakkın Kendi Zât-ı Akdes'i her türlü eksikliklerden ve noksanlıklardan salim ve münezzehtir.

Ebû Hüreyre'nin (ra) Peygamber Efendimizden (asm) rivayet ettiği Selâm ismi1 Kur'ân'da da geçer. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: "O Allah ki, Kendisinden başka İlâh yoktur. Melik'tir, Kuddûs'tür, Selâm'dır."2

Bizler her namazdan; sağımızdaki ve solumuzdaki insanlara, cinlere ve meleklere selâm vererek çıkarız; selâmdan hemen sonra da Allah'ın Selâm olduğunu dile getiririz, gerçek selâmın, huzurun ve esenliğin Allah'tan geldiğini zikrederiz. Yani "Allahümme ente's-Selâmü ve minke's-Selâm....." deriz ki, bu sünnettir.

Eğer içimizde bir yaşama neş'esi varsa, eğer hayattan huzur bulabiliyorsak, eğer yeri geldiğinde dağ gibi acılara sabredebiliyorsak, eğer yüzümüzden gülücükler eksik olmuyorsa bütün bunlar Allah'ın "Selâm" isminin üzerimizdeki hâkimiyetinden ve tasarrufundandır. Bedîüzzaman'a göre, fırtınalı dünya yüzünün tahribatından ve yıkımından hiçbir şeyini kurtaramayan ve her bir şeyini kaybedip elinden çıkaran insan, bâkî bir esenlik, selâmet ve huzur aramakta; aradığı huzuru da Kur'ân'da bulmaktadır. Çünkü Kur'ân, malını ve nefsini Allah için harcayan her insanın "dârü's-Selâm" olan ebedî Cennete kavuşacağını müjdelemektedir.3 Bâkî yolunda sarf edilen geçici ömürler, bâkî bir ömre inkılâb etmektedir.4

Kur'ân, Cennete giren insanlara Rabb-i Rahîm'den "selâm" geleceğini ve onları eşsiz bir huzur ve esenliğe sevk edeceğini bildirir.5 Esasen Cennet dârü's-Selâm'dır, yani selâm yurdudur.

Bir sevdiğimizle karşılaştığımızda ona en güzel duâmız, Allah'ın selâmının, huzur ve esenliğinin üzerine olmasını dilememizdir. Ki bunu "Esselâmü Aleyküm" diyerek yaparız. "Esselâmü Aleyküm" kelimesi bu dilek ve duâmızı dört dörtlük karşılamaktadır. Peygamber Efendimiz (asm) bize, Cennettekilerin de, dünyadakilerin de selâmlarının "Esselâmü Aleyküm" ibaresi olduğunu bildirmiştir ki, Allah'ın "Selâm" isminin tasarrufunu üzerimize istemekten daha tabiî ve fıtrî bir duâ ve selâmlaşma ifadesi düşünülemez.

Hazret-i Âdem (as) yaratılıp Cennete konulduğunda Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: "Meleklerden oturmakta olan şu topluluğa var da onlara selâm ver. Selâmını nasıl alacaklarını iyi dinle. Çünkü onların selâmı alış biçimleri senin ve neslinin selâmlaşma biçiminiz olacaktır."

Hazret-i Âdem (as) melekler topluluğuna yaklaştı ve:

"Esselâmü Aleyküm" dedi. Melekler:

"Esselâmü Aleyke ve Rahmetullah" dediler.6

Peygamber Efendimiz (asm) mi'raca çıktığında Cenâb-ı Hak ile selâmlaşmaları da aynı mübârek lâfızlarla oldu: Peygamber Efendimizin (asm) varlıkların tahıyyat ve salâvâtlarını bildirmesi üzerine Cenâb-ı Hak:

"Esselâmü Aleyke eyyühe'n-Nebiyyü ve Rahmetullahi ve berekâtüh" buyurdu.

Peygamber Efendimiz de (asm) Allah'ın selâmını:

"Esselâmü Aleynâ ve alâ ibâdillahi's-sâlihîn" diyerek aldı.7

Allah Resûlü (asm) selâmı aramızda yaygınlaştırmamız gerektiğini8, Allah'ın rızasının ve rahmetinin selâmı ilk veren üzerinde bulunduğunu9, bineklinin yürüyene, yürüyenin oturana, azın çoğa, küçüğün büyüğe selâm vermekle mükellef olduğunu10 kaydeder. Ashâb-ı Kirâm da çarşıda hiç işleri olmadığı halde, sırf selâmlaşmak ve Allah'ın rahmeti ve selâmı duâsına mazhar olmak için çarşıya çıkarlar ve selâmlaşırlardı.11

Kur'ân, selâmı bir hayli gündeminde tutar:

* "Ey İman edenler, kendi ev ve odalarınızdan başka yerlere sahipleriyle birlikte olmadan ve selâm da vermeden girmeyin."12

* "Evlere girdiğinizde evde bulunanlara Allah tarafından hoş, mübarek ve pek güzel bir sağlık dileği olmak üzere selâm verin."13

* "Size bir selâmla selâm verildiği zaman, ona ya daha güzel bir selâm ile veya aynısıyla karşılık verin."14

Demek selâmı vermek de, almak da Kur'ân'ın ilgi ve emir alanında bulunduğuna göre, "farz" hükmündedir.

Öyleyse, Müslüman'a selâm vermeyen veya Müslüman'ın verdiği selâmı almayan, şüphesiz mes'ûl duruma düşer. Hangi gerekçeye sığınmış olursa olsun! Çünkü ünlü halk deyimiyle selâm, "Allah'ın selâmıdır"; duâ hükmündedir; Müslüman kardeşine Allah'tan bir esenlik ve afiyet dilemektir. Yani selâm ile Müslüman'ı Allah'ın vereceği huzur ve saadete havâle etmiş olmaktayız ki, bir Müslüman hakkında bundan daha büyük "duâ" düşünülemez. Bu mânevî faydaları sağlamak için ise ancak "Esselâmü Aleyküm" veya "Selâmün Aleyküm" ibaresiyle selâm verilmeli ve "Ve aleykümü's-Selâm" veya "Ve aleykümü's-Selâmü ve rahmetullahi ve berekâtüh" ibareleriyle selâm alınmalıdır. Sünnet olan tarz ve biçim budur.

Bunun dışında; "Merhaba", "Hayırlı İşler", "Günaydın", "Tünaydın", "Good Morning", "Good Evening" gibi farklı tâbir ve deyimlerle sünnet olan selâmlaşma yapılmış olmaz. Ancak bu deyimler kullanılacaksa uygun olan, bunların sünnet olan selâmlaşmadan sonra kullanılmasıdır.

Dipnot:

(1) Tirmizî, Daavât, 86; (2) Haşr Sûresi, 59/23; (3) Tevbe Sûresi, 9/111;Yâsin Sûresi, 36/58; (4) Sözler, s. 31, 32; (5) Yâsîn Sûresi, 36/58; (6) Rıyâzu's-Sâlihîn, 843; (7) Şuâlar, s. 87; (8) Rıyâzu's-Sâlihîn, 845, 846; (9) Rıyâzu's-Sâlihîn, 855; (10) Rıyâzu's-Sâlihîn, 854; (11) Rıyâzu's-Sâlihîn, 847; (12) Nûr Sûresi, 24/27; (13) Nûr Sûresi, 24/61; (14) Nisâ Sûresi, 4/86

25.01.2008

E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (24.01.2008) - Kâfirler âhirette Rab'lerini bilirler mi?

  (23.01.2008) - İçkinin haram kılınmasının hikmetleri

  (22.01.2008) - Kâinattaki eşsiz ölçü

  (20.01.2008) - Evlâtlık almak ve evlâtlık hukuku

  (19.01.2008) - Tarihte On Muharrem

  (18.01.2008) - Muhtelif cevaplar

  (17.01.2008) - Cennet ve Cehennemde elbiselerimiz

  (16.01.2008) - Allah'ın isimleri ve derinlikler

  (15.01.2008) - Cevşen'de ve Kur'ân'da Sultan ismi

  (14.01.2008) - BİR KISSA, BİN HİSSE

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri