Eski Said’in kıyafeti ne o zamanki ulemanınkine, ne de şehirli eşrafınkine benziyordu.
Hatta tımarhaneye sevk edildiğinde delilik emarelerinden biri olarak kıyafeti gösterilmişti. Çünkü insanların zihninde bir kalıp vardı: “Âlim böyle giyinir.” O kalıbın dışına çıkan ise kolayca anlaşılmaz, hatta bazen deli ilân edilirdi.
Bediüzzaman ise o zamanın kıyafet anlayışına da muhalefet ediyordu. Bunu bilerek yaptığını, bunda bir gayesi bulunduğunu ve tarihe bir not düşmek istediğini Münazarat adlı eserinin sonundaki şu ifadesinden anlıyoruz:
“Seyahatimde beni tanımayanlar, kıyafetime bakıp beni tacir zannedip…”
Bu cümle aslında çok şey anlatır. İnsanlar çoğu zaman hakikati değil, sureti görürler. Hakikati anlamak zahmet ister; sureti değerlendirmek ise kolaydır.
Kıyafete bakıp insanları değerlendirmek her zamanın bir hastalığıdır. Ancak bu zamanda bu hastalık daha da dehşetlenmiş görünüyor. Hatta o kadar ileri gidip “suretperestlik” diyebileceğimiz bir tuzağı da içinde barındırıyor. Bugünün modası olan suret paylaşımı ve beğeni kültürünü düşününce, insanların surete ne kadar bağlandığı daha iyi anlaşılır. Artık insanlar çoğu zaman hakikati değil, suretin aldığı beğeni sayısını konuşuyor.
İşin enteresan tarafı ise yeni gelen neslin en belirgin özelliklerinden birinin mevcut normlara muhalefet etmek olmasıdır. Kılık kıyafet de bunun en görünür alanlarından biridir. Yeni nesil, bildiğimiz hiçbir kalıba sığmayan bir tarz takip ediyor. Anlaşılan kendine has bir şeylerin peşinde.
Bu nesli eski kalıplara zorla sokmaya çalışanların muvaffak olamadığını görüyoruz. Buna rağmen hâlâ “Gençler nerede?” diye birbirlerine soranları ibretle izlemeye devam ediyoruz. Oysa mesele gençlerin kaybolması değil; onları anlamaya çalışmayanların eski kalıplara olan bağlılığıdır.
Bediüzzaman ise daha bir asır önce bu meselenin farklı bir yolunu göstermiştir. O, her konuda olduğu gibi kılık kıyafet meselesinde de bir imam olduğunu gösterir. Zamanın kalıplarına boyun eğmek yerine kendi has kıyafetini giyer. Böylece sessiz fakat güçlü bir itiraz ortaya koyar: İnsan, suretiyle değil hakikatiyle değerlendirilmelidir.
Bu hasiyete sahip ikinci bir Bediüzzaman gösterebilir misiniz?
Belki de bu yüzden, kalıpları kırarak kendi hakikatini arayan yeni nesle imam olmaya en lâyık olan yine Bediüzzaman’dır.