Risale-i Nur’da ondan senâkârane söz edilen Mehdî-i Abbasî, Halife-Sultan el-Mansur’un oğlu olarak Milâdî 746 senesinde doğdu. Babasının vefatından sonra 3. Abbasî halifesi olarak aynı makama geçti. Saltanat müddeti 10 sene (775-785) devam etti. Vefat ettiğinde 40 yaşındaydı.
Mehdî-i Abbasî ile ilgili kaynaklarda ittifakla anlatılan bilgiler var. Bu bilgilere göre, o İslâm tarihinde gelmiş geçmiş idareciler arasında en âdil, en gayretli ve en merhametli şahsiyetlerin ilk sıralarında yer alıyor.
Şimdi, onun takdire şâyân bir kısım icraat ve faaliyetlerine kısaca temas etmeye çalışalım.
«
Mehdî-i Abbasî, Halife-Sultan olmadan önceki valiliği, katıldığı seferler ve ordu kumandanlığı döneminde de büyük başarılara imza attı. Halife olduktan ve Abbasî devletinin başına geçtikten sonraki ilk icraatları arasında iki-üç husus var ki onları bilhassa nazara vermek lazım geliyor.
Birincisi: İktidara gelir gelmez, bir fermânla hemen bir umumî af kanunu çıkarttırdı. Hapishaneler adeta mahkûmlarla dolup taşıyordu. İlân edilen af ile hapishaneler kısa süre içinde boşaltıldı. Kanuna göre, ıslâhı mümkün görülen adî suçlardan tutuklu mahkumlar affedilirken, ağır suç işlemiş olanlar ile ıslâhı mümkün görünmeyenler af kapsamının dışında tutuldu.
İkincisi: O devirde İran taraflarında zuhûr eden ve “mani” ismi verilen “zındıka,” yani “dinsizlik dini” ile şiddetli bir mücadele harekâtı başlatıldı. Hatta, bu iş için “Dîvânü’z-Zenâdıka” ismiyle yeni bir birim kuruldu. Zındıkanın başını çekenlerden birinin ismi Mukanna idi. Horasan bölgesinde taban bulmuş ve ciddi bir taraftar kitlesi vardı. Zındıklar, 776’da isyan edince, üzerlerine ordu gönderildi; fakat, isyan yine de bastırılamadı. İki sene sonra Horasan valisi Muâz bin Müslim tarafından o zındıka hareketi güçlükle bastırılabildi.
Üçüncüsü: Bir ismi de Mehdî-Billah olan Mehdî-i Abbasî, kendisinden önceki dönemlerde Hz. Ali’nin (kv) neslinden (seyyid, şerif, v.d.) olduğu bilinen kimselere bed-muamele yapıldığını ve yer yer ağır şekilde cezalandırıldıklarını tesbit etti. Bu mesele için de derhal harekete geçti. Bu mazlûm kitleye verilen cezaları kaldırdı. Daha da ileri giderek onları onore ederek ödüllendirme cihetine gitti. Meselâ, gasb edilen mallarını iade etmekle kalmadı, onlara ilâve yardımların yapılmasını sağladı. Bilvesile, onların desteğini ve duasını arkasına aldı. Bu hayırlı gelişmenin çokça faydasının görüldüğü, bir umumî kanaat halinde hasıl olmuştur.
«
Mehdî-i Abbasî, devr-i iktidarında Hicaz bölgesindeki hizmetlere de büyük ehemmiyet verdi. Bu açıdan da cidden takdire lâyık bir devlet başkanı olarak tarihe geçti.
Misâl: Devletin merkezi Bağdat olmasına rağmen, o, Hicaz’a ve bilhassa Haremeyn-i Şerifeyn olan Mekke-Medine’deki imar ve inşâ hizmetlerini en iyi şekilde yapmaya gayret gösterdi. Hem Kâbe’nin, hem Mescid-i Nebevi’nin etrafını genişlettiği gibi, hac yolu üzerindeki konaklama tesislerini de büyük bir hassasiyetle işler hale getirdi. Bilhassa su ihtiyacı için, hem çeşme sularını akıttı, birçok yerde de su kuyuları açtırdı.
«
Mümtaz bir devlet reisi olan Mehdî-i Abbasî’nin merhameti gibi cömertliği de dillere destan olmuştur. Gayet zengin durumda olan devlet hazinesini daha da şişirmek yerine, bu zenginliği millet için yatırıma dönüştürme ve milletin refah seviyesini yükseltme yolunu tercih etmiştir. Bazılarının onu müsriflikle itham etmesi doğru değil. Mühim olan, umumun refahı, huzuru, sıhhat ve selâmetinin temin edilmesidir. İşte, Halife-Sultan Mehdî-Billah da bunu yapmaya çalışmıştır.