"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın ilk ‘Tercüme-i Hâl’i

Abdülbakî ÇİMİÇ
13 Ocak 2020, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayâtı’ndan Tesbitler - 13

Giriş: “Hz. Üstâd’ın ilk talebelerinden Müküslü Hamza 1 tarafından te’lîf edilmiş. İlk Bediüzzaman Târihçesi 1918 sonlarına doğru İşârât-ül İ‘câz’a zeyl olarak neşredilmiş... 1 ara-kapak sayfası, 1 boşuyla berâber 7 sahîfeden ibâret.. Kısalığından ötürü olsa gerek, müellifi; “Tercüme-i Hâl” olarak adlandırmış. Bediüzzaman araştırmacıları/yazarları için mürâcaat edilmesi gereken ilk kaynak.. İstifâdeye medâr olur ümîdiyle, aslî tertibe sâdık kalınarak yeni yazıya aktarıldı.”2

Müküslü Hamza, Bediüzzaman’ın ilk defa hayatını yazan bir zattı. (Bu “Tercüme-i Hâl” Rumî 1334, Milâdî 1918 yılında yazılmıştır.) Rus esaretinden dönüşünde neşredilen İşaratü’l-İ’caz’ın takdimi yedi sayfalık bir hayat hikâyesiyle başlıyordu. 1918’de Harbiye Nâzırı Enver Paşa’nın kâğıt parasını verdiği Kur’ân tefsiri İşaratü’l-İ’caz’ın önsözünde, “Uzun bir zaman refakatinde ve dersinde bulunan Hamza Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Tercüme-i halinden bir hülâsadır” şeklinde takdim edilen bu kısa biyografi “müşarünileyhin talebesinden ve Medresetü’l-Vâizîn mezunlarından Hamza” imzasıyla sona ermektedir. Müküslü Merhum Hamza Efendi’nin kaleme aldığı kısacık bu biyoğrafi, Bediüzzaman Saîd-i Nursî’nin “Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır.” Bu biyografiden Bediüzzaman’ın tahsil ve ilim hayatı ile ilgili bölümleri paylaşalım.

Müküslü Molla Hamza Efendi Bediüzzaman’ın yaşadığı çocukluk ve gençlik dönemlerinde Doğu Anadolu’daki medreselerdeki talebelerin ilim ve tahsil hayatını şöyle ifade ediyor: “Talebe-i ulûm istedikleri zaman, diledikleri hocanın nezdine gidib arzû etdikleri kitâbı tederrüs ederler. Ya‘nî talebe hocanın arzûsuna tâbi‘ olmayıb, bil‘âkis hoca talebenin re’yine tâbi‘dir. 

Bediüzzaman da bu usûle tâbi‘ olarak Siird’e azîmet eyledi. 

Siirt’te Molla Fethullâh Medresesi’nde iki ay tahsîl ile meşgūl olduktan sonra Siirt’i terkle Müküs’de [Bahçesaray] bulunan Medrese-i Emîr-il Hasan Velî’nin müderrisi olan Molla Abdulkerîm Efendi’nin nezdine giderek o zatdan iki ay kadar ahz-ı feyz etdikden sonra, Vastan’a [Gevaş] azîmet eyledi. Vastan’da tahsîl ile meşgūl olmayıb, yalnız bir ay kadar tebdîl-i havâ içün ikāmetden sonra Bâyezîd’e [Doğubayazıt] tevcîh-i hareket eyledi. İşte hakīkī tahsîlin[in] başlangıcı bu târîhden i‘tibâr olunur.

Bâyezîd’de Şeyh Muhammed-i Celâlî nezdinde üç ay kadar tahsîl etmiştir. Fakat bu tahsîl, gāyet garîb görünüyor. Çünki, üç ay zarfında Kürdistân usûlüyle Molla Câmî’den ikmâl-i nüsah etti: Ya‘nî her kitâptan bir veyâ iki ders en nihâyet on ders kadar tederrüs, mütebâkīsini terk eyledi. Hocası Şeyh Muhammed Celâlî Hazretleri bu hâlden hoşlanmayarak i‘tirâzında bulunmuş ise de; Bediüzzaman cevâbında: “Hocam!.. Bu kadar kitâbı, bu kadar ulûmu okuyup anlamak iktidârına mâlik değilim. Yalnız bu kitâblar neden bahsettiklerini anlayayım da, sonra tab‘ıma muvâfık olanlara çalışacağım.” dedi. Fakat maksad-ı aslî, medrese usûlünde bir teceddüd, bir garâbet göstermek... Ve bunca havâşî ve şerhle izâa-i vakt etmemekti.

O sûretle üç ayda yirmi senelik usûlce tahsîl edilen kitâpları okuyup ikmâl-i nüsah ettikten sonra, hocasının:

“Nasıl ve hangi ilim hoşuna gitdi?” suâline cevâben: “Bu ilimleri birbirinden tefrîk edemiyorum. Yâ hepsini bilirim. Veyâhûd hiçbirisini bilmem.” dedi.

O zaman her eline aldığı kitâbı anlar ve mütemâdiyen mütâlâa ile vaktini geçirirdi. O derece ilme dalmıştı ki; hayât-ı zâhiriyye ile hiç alâkadâr görünmezdi. Sorulan her ilmî suâle derhâl ve bilâtereddüd cevâb verirdi.

Fakat bizzat kendisi de, bu anlayışın; hakīkate ve sâir ulemânın anlayışına muvâfık olup olmadığı hakkında şüpbheye düşerek Kürt ulemâsından mümtaz sîmâlarla mülâkāt ve şüphesini izâle ile teberrüken bir iki ders tederrüs etmeye karar verdi. Hocasından me’zûniyet alarak Bitlis’e müteveccihen hareket eyledi. Fakat yolda caddeleri ta‘kîb etmezdi. Dağlarda bayırlarda geze dolaşa üç ay sonra Bitlis’e vâsıl oldu.

Omuzunda bir pösteki, derviş-i seyyâh kıyâfetinde Şeyh Emîn Efendi’nin tekyesine gidip iki gün dersinde bulundu. Şeyh Emîn Efendi Bediüzzaman’a kisve-i ilmiyye giydirmek teklîfinde bulundu ise de, Bediüzzaman; o vakit sinn-i büluğa vâsıl olmamış olduğundan kendisine muhterem bir müderris kıyâfetini yakıştırmadı. 

Çünki, Kürdistân’da kisve-i ilmiyye müderrise mahsûsdur. Talebe sarığı saramaz. Ben bir çocuğum nasıl hoca olurum, diye Şeyh Emîn Efendi’nin teklîfini reddetti. Sekiz dokuz ay evvel Şîrvân’da terk ettiği büyük kardeşinin nezdine gitti.

Bir iki ay kardeşiyle berâber Şirvan’da ikāmet, ba‘dehû Siirt’e gitti. Orada dört def‘a teberrüken Molla Fethullâh’ın dersini dinledi. Ara sıra Molla Fethullâh ile mübâhesede bulunarak, müşârünileyhi hayretlere müstağrak eyledi. Molla Fethullâh, bu genç talebesinin ilm ü fazlına dâir pek çok def‘a medh ü sitâyişte bulundu. Siirt ulemâsı bir yerde içtimâ‘ ederek Molla Saîd’i imtihân ve verdiği cevâblardan pek ziyâde ibrâz-ı sitâyiş ve takdîrât ettiler.

İkinci derecede bulunan ba‘z[ı] hocalar, sâika-i rekābetle hazmedemeyerek beynlerinde bir münâzaa zuhûr etti. Ahâlî nazarında Bediüzzaman bir velî derecesinde mevki‘ ve hürmet sâhibi bulunduğu cihetle ahâlînin bir kısmı yardım ederek muhâlifini mağlûp ettiyse de canı sıkılarak Siirt’i terk ile, tekrar Bitlis’e gitti.

Bu esnâda ondört onbeş yaşında bulunuyordu. İlim ü fazl ve cesâret ile ol havâlîde şöhreti yayıldı. Hattâ, “Meşhûr Molla Saîd” lâkabıyle telkīb olundu.

Bitlis’de Şeyh Emîn Efendi ve sâir ulemâ ile muâraza ve mücâdele-i ilmiyyede bulunup cümlesini teslimiyyete icbâr eyledi.” 3

Dipnotlar:

1- Müküslü Hamza (1892-1958): Enstitü, Yeni Asya, 15.10.2010. 

2- Bu giriş açıklaması ve orijinal nüshadan günümüz yeni yazıya tercüme muhterem Bilâl Tunç tarafından yapılmıştır.

3- İlk Tercüme-i Hâl’in Kaynak kitapları: “Asar-ı Bediyye, s. 691, İctimâî Reçeteler-II, 1990, s. 9, A. Akgündüz’ün “Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursî’nin İlmî Şahsiyeti.” (Biz bu yazımızda muhterem Bilâl Tunç’un tercümesini dikkate aldık.)

Okunma Sayısı: 880
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı