"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Arş’ın küçük numunesi: Kalp

Abdurrahman AYDIN
29 Mayıs 2021, Cumartesi
Cenab-ı Hakk’ın “kaplaması ve yerleşmesi” anlamına da gelen “istivâyı” sadece Arş-ı A’zam için kullandığını belirtmiş ve bu tahsisin hikmetine değinmiştik.

Mü’min bir kalp için dahî aynı hakîkatin ifade edildiğini hayretle görüyoruz: “Ne yere, ne de göğe sığmadım. Ben bir mü’min kulumun kalbine sığdım” 1 buyrulmaktadır. Bunu teyiden Rasûl-ü Ekrem (asm), “Allah nerededir, yerde midir, gökte midir?” sorusuna “Mü’min kullarının kalbindedir” cevabını vermiştir. 2 Demek mevcudat içinde sadece Arş-ı A’zam’a “yerleşen” Rabbü’l-Âlemîn, mü’min bir kalbe de “sığıyor.”

İşte “Arş’a istiva” âyetleri ile “mü’min kalbe sığma” hadisleri birleştirildiğinde, Arş’a olan benzerliği üzerinden kalbin bazı sırları da açılıyor. 

Şöyle: BİRİNCİ SIR: Evet, mademki insan, bütün âlemlerin numunelerinden inşa edilmiş olup kâinatın bir misal-i musağğarıdır. Meselâ, hayali Âlem-i Misalden, hafızası Levh-i Mahfuzdan alınmıştır.

Keza, o ahsen-i takvimin nûrânî kalbi de her halde âlem-i Arş’ın bir numûnesidir ki, perdesiz, gölgesiz, vasıtasız “esma-i İlâhiyenin bütün tecelliyatına câmi bir mazhar” olması itibariyle “küçücük birer arş-ı marifet-i Rabbâniye” olur. Ve Arş-ı A’lâ misillü “şu âlem-i kebîrin safahatında tecellî eden bütün esmanın âsârını” birden gösterir.

Çünkü kalp “avâlim-i gaybiyenin enmuzeci” ve “binler âlemin harita-i maneviyesidir.” Kalp, mülk cihetiyle dairelerin en darı ise de melekût cihetiyle en genişidir. Ne kadar ilginçtir ki, bu aynada güneş “bir nevi cilve-i zatıyla” bulunur.

Meselâ, Dünya üzerindeki binlerce tür varlık, Güneşin binler renklerini gösterir. Ancak yine de, bunca büyüklüğüne ve üzerindeki varlıkların çeşitliliğine rağmen onu tanımak isteyene Güneşi olduğu gibi gösteremez. Yani Güneş, Dünyaya sığmaz. Ama aynı Güneş, pul kadar bir aynada bütün renkleriyle ve görünümüyle yansıyabilir.

İşte bu anlamda “tahkîki imanla” parlatılmış nûrânî bir kalbe Şems-i Ezelî sığabilir. Bir başka deyişle nûrânî bir kalp, Sâni-i Kâinât’ın en münevver ve en câmi’ bir âyinesi olur.

Şu kadar var ki, “Kalb de bir arştır. Fakat ‘Ben de Arş gibiyim’ diyemez.” 3 “Kalbim Rabbimin âyinesidir, arşıdır” der, ama “Rabbü’l-Âlemîn’in arşıdır” diyemez. 4

İKİNCİ SIR: Madem rûhânî kalp, Arş-ı A’zam’ın bir numunesidir. O halde Arş-ı A’zam’ın zaman ve mekânı kuşatıcı özelliğini kavrayabilmek için de kalp bir mikyas olabilir.

Hakikaten, ruhî bütün fonksiyonların (lâtîfelerin) enmûzeci olan kalbî boyutumuzla baktığımızda, onun geçmiş veya gelecek ile ilgili duyguları şu an gibi yaşayabildiğini, hatta sadık rüyalarla görebildiğini, yani zamanı kısmen kuşattığını tecrübe ederiz.

Aynı şekilde fikren her varlığı, içiyle dışıyla ve her yönüyle evirip çevirdiğini ve hayalen kâinatı dolaştığını, yani cihet ve mekân kayıtlarını da aştığını hissederiz.

Demek kalp dahî -teşbihte hata olmasın- zaman ve mekân kayıtlarının aşıldığı bir hayat boyutu olarak Arş’ı anlamamıza küçük bir pencere açmaktadır.

ÜÇÜNCÜ SIR: Arş-ı A’zam nasıl bütün esmânın â’zamî mazharıdır. Kalp dahî -mü’min ise- bu esmâ nurlarının mahalli olur. Bu nurlar ona eşyanın hakîkatini gösterir.

Evet, sanıldığının aksine imanın mahalli akıl değil, kalptir. Aklı da “selim” hâle getiren, onu gabavet ve cerbezeden muhafaza eden ve vahyin nuruyla ona istikamet veren yine kalptir. 

Gazzâlî’nin (ra) dediği gibi: 

“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Demek vahyin nuru olmadan kalbin yardımcısı olan akıl, hakikati tek başına göremez.

Zaten vahiy veya ilham nurunun alıcısı da kalptir. Cebrâil (as) Kur’ân’ı Hz. Peygamber’in (asm) kalbine indirmiştir. 5 Akla bu nur yansıdığında akıl da akıl olur ve kuvvet bulur. En âmî ve bedevî biri de olsa beşerin en zekileri olan felsefecilerin boğulduğu konularda çözüm yolunu bulur. Medenî ümeme üstad olur. Çünkü küllî aklın yani vahyin prensipleriyle akleder. Heyhat! “Ziya-i kalbsiz olmaz nur-i fikir münevver.”

(O halde lâtîfe kabîlinden denilebilir ki, aklı düzgün çalışmayan, önce kalbini muayene ettirsin! Muhtemelen kalbine, hastalıklı duygular girmiş veya üflenmiştir. Kanına karışan bu “müzevver” duygular oradan beyne sıçrayınca aklı da felç etmiş ve arzular (kötü duyguları) fikir ve akıl suretini giymiştir. O yüzden vahiyden değil, hariçten beslenmiş hormonlu akıllar çok zeki de [zekâvet-i betra] olsalar istikametsizdirler.)

DÖRDÜNCÜ SIR: Melekûtumuz olan kalpten çıkan irade ve emirlere bedendeki âzâların itaatidir. Demek kâinat insan kadar küçülse onun idare merkezi yani arşı kalp olurdu. Bu durumda beden ona zarf olur.

Şöyle de denilebilir: Her âlemin bir seması olduğu gibi, küçültülmüş bir âlem olan bizim cismimizin seması da kalptir.

Evet “İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalp, ruh, hayal, hafıza gibi manevî vücutlar da var. Elbette şu insan meyvesinin şeceresi olan kâinatta, âlem-i cismânîyetten başka âlemler var. Hem âlem-i arzdan tâ Cennet âlemine kadar herbir âlemin birer seması vardır.” 6

Arş-ı A’zamın üstünde bulunan ve sebeplerin tavassut etmediği Emir Âleminden gelen “kün” emirlerinin ilk mazharının Arş-ı Azam olması gibi, vahiy veya ilham suretinde gelen hadsiz kelâm-ı İlâhînin mazharı da yine kalptir.

BEŞİNCİ SIR: “Mübareze Kanunu” gereği semada melâike ve şeytanların arasında yıldız savaşları şeklinde görülen o şa’şaalı tecellî, kalpte de küçük ölçekte “ilhâmat ve vesveselerin mübarezesi” şeklinde aynen cereyan etmektedir. 7

Her bir mü’minin kalp semâsında sürekli hissettiği bu savaş, onu teyakkuza sevk etmekte, ilticaya ve duâya yöneltmektedir. Sevgili Peygamberimiz’in (asm) duâsıyla: “Ey kalbleri değiştiren, evirip çeviren Allah! Kalbimi dinin ve taatin üzerine sabit kıl!” 8 

Zira “Kalbler Senin iki parmağın arasındadır” 9 dedirtmektedir.

O halde bu kalp aynasına Üstad’a ittibaen biz de “insânî arş” diyelim ve sırrı inkişafa “Bismillâhirrahmânirrahîm” ile başladığından biz de ona başlayalım.

Sür çıkar ağyârı dilden (gönülden)

Tâ tecellî ede Hak.

Padişah girmez saraya,

Hane ma’mûr olmadan.

DİPNOTLAR:

1) Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/165; İ. Gazâlî, İhyâ, III/33 Senedine itiraz edilmişse de manası sahihtir. Üstad Nursî de (ra) bu sözü hadis kaydıyla Arapça ve Farsça iki şekilde zikretmiştir.

2) İ. Gazzâlî, İhyâ, III/33.

3) 17. Lem’a, 17. Nota.

4) bk. 12. Söz, 4. Esas.

5) bk. Bakara 2/97; Şuarâ 26/193-194.

6) 31. Söz, 2. Esas.

7) bk. 15. Söz, 4. Basamak.

8) Müsned, II/168, 173; Müslim, Îmân, 1, 2.

9) Hadisten muktebestir. bk. Müslim, Kader, 17; İbn Mâce, Mukaddime, 13.

Okunma Sayısı: 1616
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nilgün Yılmaz

    30.5.2021 12:35:39

    Vahiyden degil, hariçten beslenmek ve ortaya çıkan hormonlu akıllar sonuç olarak da yanlış istikamet...İlhamat ve vesvesenin çarpışması ile hezimete uğrayan taraf olmak....Vahyedilenlerden ve ilhamatlardan istifademizi ziyade eylesin Rabbimiz...Allah razı olsun değerli kalem sahibi.

  • Abdülbaki Çimiç

    29.5.2021 15:09:34

    Yine deruni ve tefekküri bir yazı daha okuduk. Akıl, kalb ve ruhumuzda terennümat başladı. "İman, dizginini cism-i hayvanînin elinden alıp kalbe, ruha teslim ettiği için; maziye nüfuz ve müstakbele hulûl edebilir. Çünki kalb ve ruhun daire-i hayatı geniştir." (Sözler) Bu kısım ikinci sırrın sonuna tetimme olabilir. Allah razı olsun Abdurrahman hocam.

  • Neslinur

    29.5.2021 10:22:50

    Abdurrahman bey, maşallah çok istifadeliydi yazınız. Rabbim razı olsun hizmeti imaniye ve kur an iyede muvaffakiyetler dilerim. Sizden ricam arşivdeki yazılarınızı kitaplaştırmanız. Abdurrahman Aydın dan inciler mesela...(takdir sizindir)

  • Recep ziftci

    29.5.2021 08:35:36

    Maşallah.......

  • Cenk Çalık

    29.5.2021 04:18:44

    Birinci sırda güneş, (Güneş misalleri tevhid ve arş başta olmak üzere pek çok konunun anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Haddim olmayarak güneşle ilgili Risale-i Nur penceresinden bir yazı yazmanız çok istifadeye medar olur diye düşünüyorum.) İkinci sırda duygular ve rüya, üçüncü sırda akıl-kalp kıyaslaması, farkı ve bedevi-filozof mukayesesi, dördüncü sırda idare merkezi ve her alemin seması olma ciheti ve beşinci sırda semadaki melek-şeytan savaşının kalpte ilham-vesvese çatışmasının hikmetlerini nazara vermeniz mevzunun anlaşılmasını kolaylaştırmış. Yine ilminize yakışan bir yazı okuduk. Her ne kadar çoğunu anlamaktan acizsemde bu anladığım miktarda beni mutlu ediyor. Allah razı olsun sayın hocam. Emeğinize yüreğinize sağlık. Rabbim kaleminize kuvvet versin inşaAllah! Baki selamlar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı