Bediüzzaman’ın talebelerinden ve son şahitlerden, hayatını Nur hizmetine vakfeden Ahmet Vehbi Ünlü'yü rahmet ve dualarla anıyoruz.
10 Ocak 1941 Afyon-Bolvadin doğumlu olan Ahmet Vehbi Ünlü, ilkokul ve ortaokulu Bolvadin’de, liseyi Afyon Lisesi’nde okumuştur. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini, çocukluk ve lise yıllarında tanıyan Ünlü, 1962-64 yılları arasında yedek subay öğretmen olarak askerliğini yapmıştır. 1964 yılı yaz tatilinde Risale-i Nur okurken 163/3-4 kanun maddesinden tutuklanmış, Bekir Berk Ağabeyin savunması ile bir yıl sonra Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’nden beraat etmiştir. Daha sonra Millî Eğitim Bakanlığı yüksek disiplin kurulu kararı ile öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır. 1971 senesinde Ankara İlahiyat Fakültesi’nden mezun olup 33 yıl din dersi öğretmenliği yapmıştır. 6 Nisan 2018'de vefat eden Ahmet Vehbi Ünlü'nün cenazesi Ankara Karşıyaka Camii'nde, Cuma namazından sonra kılınarak Karşıyaka Mezarlığına defnedilmiştir.
Bir hatırası
Yeni Asya'da yayınlanan röportajında şöyle anlatıyor: "Sınavlara girip İlahiyatı kazandım. Ve İlahiyata kaydımı yaptırdım. Bir gün Bayram Ağabey, 'Ahmet kardeşim, çabuk Hacıbayram’a Ulus 27’ye gidin, Zübeyir Ağabey sizi bekliyor' dedi. Ben, Ahmet Ergün, bir de Mustafa adında bir kardeş, üçümüz, Ulus 27’ye gittik. O gün bize şunu söyledi: 'Kardeşim, İlahiyata gideceksiniz, giriş kapıyı tutacaksınız, orada boykota başlayacaksınız.' Sebebi ise şu: Ben birinci sınıftayım, aynı sınıfta Muzaffer Demirsöz adında bir Nurcu kardeş ve şimdiki Ali Babacan'ın halası Hatice Babacan vardı. Bahriye Üçok, Hasan Gazi Yurtaydın birinci sınıfta İslâm dersine —İlahiyatla alakâları olmadıkları halde— girerlerdi. Derslere girdikleri zaman İslâm’a hakaret eder, kan kusarlardı. Bahriye Üçok, din dersinde Hazret-i Aişe Validemize hakaret ediyor, kimse sesini çıkartmıyordu. Ben ve Mustafa Demirsöz kardeş ayağa kalktık “Sen nasıl Hazret-i Aişe Validemize hakaret edersin be kadın! Sözünü geri al! Sen mü'minlerin annesine hakaret edemezsin” diye sınıfta bağırmaya başladık. Ertesi gün baktık, nasıl olduysa bir kardeşimiz, mini etekli olduğu halde başını örtmüş gelmiş. Bahriye Üçok, vaziyeti görünce hemen dekana gidiyor: 'Bu kız, derhal okuldan uzaklaştırılsın!' O yıllarda Ankara’da tek bir başı örtülü öğrenci yok. O kızı disipline verdi ve okuldan attırdı. Ondan sonra beni ve Mustafa Demirsöz’ü disipline verdi. Tam bu dönemde kahraman Zübeyir Ağabey, bir diplomat gibi İstanbul’dan haber almış ve sırf bunun için bize gelmiş. Bizi de bu boykota teşvik etti.
İmanlı duruşun gücü
Sabahleyin erkenden biz üçümüz geldik. Kimse yoktu, çaycımız vardı. Erzurumlu, çok imanlı birisi idi. Ona talimat verdik. "Biz kapının önünde duracağız, sen arkadan kilitle, açma kapıyı" dedik. Hocaların kapısının önünde duruyoruz. Az evvel ismini saydığım o hocalar geldiler. "Ne yapıyorsunuz?" dediler. Biz de "Boykot yapıyoruz" dedik. "Ne boykotu?" dediler. “Kardeşimizi başı örtülü olduğu için disipline vermişsiniz, biz sizi boykot ediyoruz” dedik. O sırada komiseri çağırmışlar. Komiser gelince biz hemen İstiklâl Marşını söylemeye başladık. Sınıfa doğru gelen öğrenciler bizim İstiklâl Marşını okuduğumuzu görünce, onlar da bizim yanımızda safa durdular. İstiklâl Marşı bitince, biz bir daha başladık. Üç defa İstiklâl Marşını okuduk. Biz üç kişi iken, elli, yüz kişi olduk. Ve bu şekilde boykot başlamış oldu.
Biz, en son İlâhiyatın bahçesinin önüne çadır kurduk. Netice olarak senato toplandı Dil Tarih bölümünde. Şule Yüksel Şenler, Mustafa Demirsöz’ün halası Münteha Polat ve diğer öğrencilerin çoğu, bu boykottan sonra birden örtündü."
(23.02.2008 Yeni Asya/röp. Özkan Erdem)