GAZETEMİZDE YILLARCA FOTO MUHABİRLİĞİ YAPMIŞ OLAN İNGİLİZ ASILLI ZAFER ALİ'Yİ VEFATININ 2. YILINDA RAHMET VE DUALARLA YÂD EDİYORUZ. İSLÂM'I SEÇTİKTEN SONRA YENİ ASYA İLE YOLLARI KESİŞMİŞ, ZAFER ALİ İSMİNİ ALMIŞTI.
İSTANBUL - MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN
24.07.2010 tarihli Yeni Asya'nın Elif ekinde yayınlanan röportajda Zafer Ali Ağabey, "Nasıl Müslüman oldunuz?" sorusunu şöyle cevaplamış:
"İSLÂMLA HUZUR BULDUM"
"Seneler önce İngiltere’deyken bazı şeylerden uzak duruyordum. Yavaş yavaş kendi hayatımda bir yol buldum. Bu yol bana rahat geldi. Benim düşüncem bu dedim. Türkiye’ye geldiğim zaman İslâm’ı bilmiyordum. Zamanla öğrendim. İslâmiyet'i öğrendikten sonra, benim yolumla aynı olduğunu gördüm. Tek fark şuydu: O yolda İslâm yazıyor, benimkinde ise bir şey yazmıyordu. Namaz gibi şartları bilmiyordum tabiî. Yaşayarak öğrendim. Bana, ‘Müslümanlığı nasıl seçtin?’ diye soruyorlar. Bu demek oluyor ki, anne babanız size Müslümanlığı verdi, bana ise kimse veremedi, ben bunu kendim seçtim. Onun için bu gün rahatım. İslâmiyet bana rahatlık kazandırdı. Sen rahatsan, dünya senin. Sıkıntı, problem, yük istemiyordum; huzur buldum.”

"MÜSLÜMANLAR İSLÂM'DAN UZAK YAŞIYOR"
Türkiye'deki Müslümanların İslâmiyet'i yaşayışını da değerlendiren Zafer Ali şöyle demiş: "Türkiye’de Müslümanlığı buldum, ama Türkiye’ye gelip, insanları tanıdıktan sonra İslâm’ı seçmeye kalksaydım, Müslüman olmazdım. Kesinlikle din için demiyorum, yanlışlık insanlarda. Bugün dünyada şeytanın sağ kolu para. Herkes para için çalışıyor. Sokaktan geçenlere 'Ne istersin?' diye sorsan para, ev, araba diye cevap verir. 'Al kardeşim sana araba, rahat mısın?' dediğinde 'evet' der. Ama bir hafta sonra tekrar başka bir şey ister. Heyecan bitince kendine yeni ihtiyaçlar oluşturur. Geçici bir hayat, kalıcı bir şey yok. Beyin değil, gözler çalışıyor. Gördüğü zaman istiyorlar. Çocuklarını da tüketen bireyler olarak yetiştiriyorlar."

“RİSALELER REHBERDİR”
İstanbul'da tanıştığı bir Nur talebesi vesilesi ile Risale-i Nurları tanıyan Zafer Ali, Risale-i Nur'u böyle anlatmış: "Risale-i Nur bir rehberdir. Meselâ Almanya’da bir şehre gideceksiniz, ama elinizde harita yok. Orada bir rehber gereklidir. İşte Risale-i Nur da böyledir. Bir zamanlar Türkiye'de İslâm'ı söndürmek istediler. Ağabeyler şehir şehir gezip ders anlattılar, Risaleler her yere yayıldı. Risale-i Nurlar İslâm'ı ayakta tuttu.

Bugünkü radyo, televizyon gibi bütün Türkiye'ye mesajlar verdi ve veriyor. İslâm’a dün ihtiyacınız vardı, bugün de ihtiyacınız var, yarın da ihtiyacınız olacak. O zaman bu kitaplara her zaman ihtiyacımız olacak. Risaleler bize yol gösteriyor.”

"EN TEHLİKELİ İNSAN, FANATİK İNSANDIR"
Zafer Ali Ağabey, "Gençlere tavsiyeleriniz nedir?" sorusunu da şu şekilde cevaplamış: "Gençler kendi bahçelerinde ne var bilmiyorlar. Meyveleri bilmiyorlar. Artık bakkal, manav değil, alış veriş merkezleri var. İnsanlar bu hayata alışıyorlar. Çocuklar artık dışarı çıkmıyor. Apartmanlarda kimse komşusunu tanımıyor. Herkes ayrı yaşıyor. Çocuklar dışarıda oynamak için korkuyorlar. Çocuklar evde yetişiyorlar, bilgisayar ve televizyon başında vakit geçiriyorlar. Gençlerin bolca okuması, okuduğu bilgileri de kullanması lâzım. Bence, dünyadaki en tehlikeli insanlar fanatiklerdir. Bir şeye kafasını takıyor, başka bir şey anlamıyor. Böyle insan, anlamaz. Kahverengi masaya mavi diyorsa mümkün değil, aksini kabul ettiremezsin. Böyle kavga başlıyor. Gençlerin her türlü fanatiklikten uzak durmaları gerek."