Vefatının 13. yılında Mustafa Sungur Ağabeyi rahmetle yâd ediyoruz.
İSTANBUL - MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN
Fotoğraflar: YENİ ASYA - Arşiv
Mustafa Sungur Ağabey, 1929 Eflâni doğumludur. Allah, Kur’ân ve Peygamberden uzak bir nesil yetiştirmek maksadıyla açılan okullardan biri olan Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü’nü bitirir. Kendi köyü Çalışlar’da bir müddet muallimlik yapar. 1946 senesinde Risalelerde adları geçen Muallim Ahmet Fuat, Mustafa Osman, Hıfzı Bayram, Mehmet Feyzi ağabeyler vasıtasıyla Risale-i Nur’u tanır ve okumaya başlar. Risaleleri okudukça, Köy Enstitüsü mezunu Mustafa Sungur’un iç âleminde derin sarsıntılar başlar ve hayata ve insana bakışı süratle değişir. Yerinde duramaz; çocuklarını annelerine emanet ederek, kalbini uyandıran, maneviyat gözlerini açan eserlerin sahibine, Bediüzzaman’a gitmeye karar verir.

Bediüzzaman ile tanışması
Eylül 1947’de, Emirdağ’da, ömrü boyunca Üstad’ım diyeceği zatı, Said Nursî’yi ziyaret eder. Bediüzzaman Hazretleri, Sungur’u şefkatle sinesine basar. Genç Sungur kararını orada verir. İnsanların saadeti için iman-Kur’ân yoluna baş koymayı ahdeder. Meşakkate, çileye, bilerek talip olur. Nitekim daha bir sene geçmeden, 1948’de Afyon Mahkemesi münasebetiyle hapishaneye düşer. 1953’te Samsun Büyük Cihat Gazetesi’ne gönderdiği bir yazı yüzünden Samsun’da tekrar hapse alınır. Sungur Ağabey hizmet hayatı boyunca defalarca mahkemeye verilir, hapis yatar.
Mustafa Sungur, 1954 senesinde Isparta’da, şimdi müze olan evde çok sevdiği Üstadının, Bediüzzaman’ın yanında Kur’ân hizmetkârı olarak kalmaya başlar. Bediüzzaman Hazretleri’nin en yakın, en sadık hizmetkâr ve talebelerinden birisi olmuştur.
Dua edin ben de şehit olayım
Mustafa Sungur Ağabey anlatıyor: “Üstad, Zübeyir Ağabey, Ceylan ve ben gidiyorduk. Üstad: ‘Zübeyir ile Ceylan şehittir’ dedi. Ben de, ‘Ne olur Üstad’ım, dua ediniz ben de şehid olayım’ dedim. Üstad da: ‘Talebe-i ulûm olarak ölen şehittir’ dedi.”

Nerede benim ceridem?
08.11.2022 tarihli Yeni Asya’da, rahmetli Mikail Yaprak yazısında şöyle anlatıyor: “1976’da Balıkesir Eğitim Enstitüsü öğrencisi iken Tire’deki gezili-yemekli buluşmaya katılanlar arasındaydım. Tire dershanesinde geceyi geçirdikten sonra, sabah kahvaltısı için hazırlıklar sürerken ve kalabalık bir cemaat bekleme esnasında sessiz sohbet ederken, Sungur Ağabeyin; ‘Ceridem ceridem, nerede benim ceridem?’ diye sorarak cemaate dahil olduğu o ânı, o gün bugündür hiç unutamıyorum. Ve o gün Tire dershanesine yüzden fazla gazete getirilmişti. Sungur Ağabey de orada her şeyden evvel gazetesiyle baş başa kalmak istemişti.”
TRT’ye mektup yazar
1970’li yıllarda Sungur Ağabey TRT’ye bir mektup yazarak, iman, ilim ve hikmet derslerinin ele alınması ve müsbet yayınlar yapılması hususunda hatırlatmalarda bulunmuştu. O mektuptan bir kısım şöyledir: “Allah’a iman dersini, ilim ve hikmet içinde, maddeler âlemini delil yaparak ders vermeği TRT, vazifesinin önüne almalarıdır. Televizyon ise; bu hususta ne muazzam mekteptir. O harikalar dediğimiz, san’atlı yapılışlar, ince san’at olan; hep gayeli, neticeli oluşlar, tesadüfe verilmeyip; bir dikkat, bir ilim, bir kast ve iradenin eseri olarak, bilerek yapılmasını izah ede ede; zihinleri, akıl ve kalpleri, yaratılışın gayesine muvafık şekilde beslemek… Ve bilhassa ebede giden insana, ebedî hayat ve saadete namzet ruhları fıtrata uygun şekilde manen doyurmak, her halde şimdi, bu zamanda en büyük millî, tarihî, vatanî ve insanî bir vazife, bir vecibe olsa gerek.”

Üstadına kavuştu
Bediüzzaman Said Nursî’nin 1946, 1958 ve 1959’da birkaç defa yazdığı vasiyetnamelerinde adı zikredilen Mustafa Sungur’un Şerife, Ahmed Said, Muhammed Nur, Saide Nur, Aynur, Cihannur, Nurullah adında yedi çocuğu vardır. Bedüzzaman’ın vefatından sonra kendisini tamamen Risale-i Nur derslerine adadı. Bediüzzaman’ın “Hayatım hayatınla devam edecek” dediği Mustafa Sungur, ömrünü Risale-i Nur hizmetine vakfetmiş, bilhassa Orta Asya’daki Risale-i Nur’u tanıtma çalışmalarına öncülük etmiştir. 1 Aralık 2012’de vefat eden Mustafa Sungur’un cenazesi 2 Aralık 2012 tarihinde Fatih Camii’nde kılınarak Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Mekânı Cennet olsun.