"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsandaki denge ve Adl ismi

Ahmet AYGÜN
20 Nisan 2026, Pazartesi
“Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin halde sana döne- cektir.”1

Allah’ın Adl ve Hakem ismi kâinatta, onun küçük numunesi olan insanda ve her şeyde tecelli etmektedir; kafamızı nereye çevirsek onun izlerini görebiliriz. Biz de bu yazımızda bakışımızı insan bedenine ve yaratılışındaki mükemmel muvâzeneye çevirecek, onu tefekkür edeceğiz. 

“Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkanan bir şehir var.”2

Üstadın dikkatimizi çektiği “mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkan- ma”nın hârika misallerine kâinatın misal-i musağğarı olan insan bedeninde de aynen şahit olmaktayız. 

Vücudumuzda her saniye trilyonlarca tepkime (malzemeden ürün oluşturma) gerçekleşiyor ki buna “metabolizma” deniyor. “Sindirim, solunum, boşaltım ve diğer tüm faaliyetlerimiz bu tepkimelerin dengeli işleyişi ile oluyor.” Bu tepkimelerin çoğu negatif feedback mekanizması ile, kalanlar da bir takım farklı mekanizmalarla kontrol altında tutuluyor. Yani sağlıklı bir insanın bedeninde “başıboş” bir tepkime bulunmuyor.

Negatif feedback mekanizması ise şöyle işlemekte: Ürün birikince tepkimeyi yavaşlat!. 

Böylece denge korunuyor. Vücuttaki bu genel denge hâline tıpta “homeostazi” deniyor.

“Halbuki, o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvâzene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor; bilbedâhe ispat eder ki, bu hadsiz mevcudatta olan hadsiz tahavvülât ve vâridat ve masârif, her bir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir bir tek Zâtın mizanıyla ölçülür, tartılır.”3 O Zat ise Adl ve Hakîm’dir ve bizi dengeli bir fıtratta yaratmıştır. Bu ilahî terazinin ne kadar hassas olduğunu anlamak için Risale-i Nur’da verilen şu temsil çok manidardır: 

“Meselâ, gayet büyük ve gayet hassas bir mizan bulunsa; her biri bir dağ ağırlığında olan iki kefe, o mizanda muvâzenede bulunsalar; birer ceviz, o muvâzenede bulunan o iki dağ gibi olan kefelerden birisine vazedilse, o ceviz o koca kefeyi aşağıya indirir, ötekini yukarıya kaldırır.”

İnsan metabolizması da tam böyle bir “hassas muvâzene” üzerindedir. Meselâ kan tahlilindeki değerler ele alındığında karşımıza çıkan bir sayfa dolusu referans aralığı, bize her şeyin ama her şeyin illa hassas bir değerde dengede olması gerektiğini ispat eder. Bu denge bozulursa hastalık meydana gelir. En basit örnek olarak, vücudumuzdaki devâsâ metabolik süreçler o kefedeki dağlar gibi dengedeyken; kütlesi oldukça küçük olan insülin hormonu o “ceviz” hükmündedir. Bu hormonun veya kan şekerinin belirli aralığın dışına çıkması, o cüzi farkla koca bir sistemin dengesini sarsar ki bu da ya hastalığa aday veya doğrudan hasta olduğumuz anlamına gelir.

İnsan sadece bedenden oluşmaz; ruhu da vardır ve o da hasta olabilir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlık tanımı “Bedenen ruhen ve sosyal olarak tam iyilik hali” şeklinde yapmıştır. 

Ruhumuzun hastalığı günahlardır. ”Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyûb’dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.”4

Velhâsıl Allah’ın bize ihsan buyurduğu cihazâtı kullanırken dengeyi bozarsak bedenen ve ruhen hastalıklar ortaya çıkar. Sünnet-i seniyyeye uymak bid’alardan korur, âdâtımızı ibadete çevirir.

Evet ruhumuz günahlarla bir manada hasta olur, sünnet-i seniye ise bizi günahlardan korur. Sünnet-i seniyye sadece ruhumuzun hastalığına bakmaz, koruyucu hekimlik yaparak vücudumuzun denge kurması ve dengede kalmasına yardımcı olur. Nitekim hem beden hem ruhun sıhhati, ifrat ve tefritlerden uzak, itidalli olan sünnet-i seniyye yoluna bağlıdır. Yani sünnet-i seniyye sırat-i müstakimdir. 

Sırat-ı müstakimde kalmamız duası ile...

Dipnotlar:

1- Mülk Suresi: 3

2- Asâ-yı Musa, s. 191.

3- Lem’alar, s. 601.

4- Lem’alar, s. 21.

Okunma Sayısı: 148
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı