"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşrutiyet-i meşrûa

Ahmet AYGÜN
23 Mayıs 2026, Cumartesi
Şeriat ve cumhuriyet günümüzde birbirine tamamen zıt iki kavram gibi gösterilmeye çalışılıyor.

Şeriatı yanlış tanımlayıp bizden uzaklaştırmaya çalışıyorlar ve hürriyeti de yanlış tanımlıyorlar ki amaçları fikirde anarşi çıkarmak. Böylece insanların kavramları yanlış tanıyıp araştırma ihtiyacı duymayıp dogmatik olarak devam etmeleri.

Cumhuriyette esas olan kanun hâkimiyetidir. Kanun amacı ise insanların haklarını muhafaza ve hürriyetini temindir. Şer’î hürriyet, nefis dahil hiç kimseye zarar vermeden yaşamayı emreder. Hz. Bediüzzaman “Fakat, ey göçerler, sizde olanı yarı hürriyettir. Diğer yarısı da başkasının hürriyetini bozmamaktır”1 ve hürriyet ise ancak Allah’ın bize verdiği kadarıyla olur yoksa tamamen hür olmak hayvanlıktır. “İnsanlar hür oldular ama yine Abdullahtırlar”2 cümleleriyle Şer’î hürriyeti, meşrutiyet-i meşrûayı böyle anlatır göçerlere. 

O zaman biz de Allah’ın koyduğu çerçevede hür olmalıyız. Hür oldukça istidalarımız gelişiriz terakki ederiz, Üstad da bunu “Bu inkılâp, doğurduğu hürriyeti eğer meşveret-i şer’iyenin terbiyesine verse, bu milletin eski satvet ve kuvvetini ihyâ edecektir”3 diye dile getirmiştir

Kanunlarımız ise Şeriata uygun olmalıdır ki gerçek adalet sağlanabilsin; yoksa insanlar fıtratlarına uygun olmayan durumlarda yaşamak zorunda kalır. “Hem de emr-i İlâhîye uygun olmadığından, cezalar da adaleti temine kifayetsiz kalır. Adalet; abdestsiz, kıblesiz namaz kılmak gibi battal olur, bozulur. Demek, hakikî adalet ve tesirli ceza odur ki, Allah’ın emri namıyla olsun. Yoksa tesiri yüzden bire iner.”4 Bizler de adaleti namaz gibi bir emir olduğunu ve herkesin adaletli olması gerektiğini bilmeliyiz

Şeriat ile cumhuriyet tenakuz teşkil etmez. İslâm, herkese hakkının verilmesini ister ve istibdadı yasaklayıp adaleti emreder. Şeriatı adına cumhuriyete karşı çıkmak olmaz.   

“Şeriatı isteyenler iki kısımdır: Biri muvâzene ile zarureti nazara alarak müdakkikane meşrutiyeti Şeriata tatbik etmek istiyor. Diğeri de muvâzenesiz, zâhirperestâne çıkılmaz bir yola sapıyor5” der Üstadımız. Allah nasıl bizleri etrafı doğayı muvazeneyle dengeyle yarattıysa bizden de istediği odur eğer Şeriatı istibdat kökenli istersek bu sefer Şeriatın fıtratına aykırı olur

Bize düşen, İslâm’ın Asr-ı Saadet’teki uygulamalarından ilham alarak meşrutiyet-i meşrûaya uygun yaşararak güzel misaller ortaya koyabilmektir.

Dipnotlar:

1- ESDE, s. 178.

2- Age., s. 45.

3- Age., s. 93.

4- ESDE, s. 266.

5- Age., s. 169.

Okunma Sayısı: 713
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S. Pelin Kurukahveci

    23.05.2026 08:56:28

    Değerli yazarımız mesele şeriatı cumhuriyete karşı gibi göstermek meselesi değil. Hangi dindar öyle gösteriyor ki!!! Türkiyedeki laik seküler kemalist kesim laikliği cumhuriyetin olmazsa olmaz bir parçası gibi kabul ediyor. Sorunun temeli laiklik. Laikliğin olduğu yerde kanundaki gücün kaynağı asla şeriat olamaz. Güç laik akıldan alınır. Zorunlu olarak kanunlar şeriata aykırı olarak yazılır ve yorumlanır. Sorun bu noktada. İnsan kayıtsız şartsız hürdür, islam dini hayatın dışında tutulmalıdır zihniyeti ile cumhuriyete taraf oluyorlar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı