Rumûzât-ı Semâniye Risalesi basım sürecinde seri halde, birkaç gün Risalenin genel mahiyeti hakkında yazımız neşredilmişti.
O dizi yazı muhteviyatında temas etmediğimiz fakat Rumûzât-ı Semâniye’de önemli bir yere sahip Risale-i Nurlardaki tevafukatla ilgili gücümüz yettiğince izahat yapmaya çalışacağız:
Rumûzât-ı Semâniyenin muhteviyatı özetle dört başlık altında toplanabilir:
1- Tevafukat,
2- Kur’ân harflerinin birbiriyle ilişkisindeki mu’cizelik,
3- Kur’ân’daki ayet ve surelerin birbiriyle münasebeti, istikbale ait gaybî işaretleri dolayısıyla mu’cizevîlik yönü,
4-Kevser Suresi’nin tefsiri babında ahirzaman hadiselerinin mahiyeti,
Bu girizgahtan sonra “tevafuk” kelimesinin ne manaya geldiğine bakalım: Tevafuk, Arapça “uygun olmak” manasındaki “vefk” kökünden türetilmiştir. Türkçede iki olayın, durumun veya unsurun birbiriyle uyum içinde olması veya beklenmedik bir şekilde birbirine uygun düşmesi anlamında kullanılmıştır. Risale-i Nurlarda ise genel olarak, birbirine uyma, uygun gelme ve hoş bir şekilde denk gelme anlamında kullanılmaktadır. Rumûzât-ı Semâniye Mecmuasının Fihrist Risalesindeki girişinde tevafukat vurgulanmış ve şöyle tarif edilmiştir: “...ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur’âniyenin mühim bir miftâhı olan tevafuktur.” (Fihrist Risalesi, s. 82.)”

Bediüzzaman Hazretleri Risalelerde tevafukatın ehemmiyetini bir çok kez tekrarlayarak bahsetmiş ve tevafukatın tevhide işaret ettiğini söylemiş, tevhidin ise Kur’ân’ın dört maksadından biri olduğu belirtmiştir: “Tevafukat ise ittifaka işarettir; ittifak ise ittihada emaredir, vahdete alâmettir; vahdet ise tevhidi gösterir; tevhid ise Kur’ân’ın dört esasından en büyük esasıdır.” (Mektubat, s. 451.)
Rumûzât-ı Semâniye Mecmuası içine derç edilen tevafukat ile alakalı kısımlar:
Rumûzât-ı Semâniye Mecmuasının birinci bölümü Yirmi Sekizinci Mektubun Yedinci, Sekizinci meselelerinden yapılan iktibaslarla başlamaktadır ki, inayet ile tevafukatın münasebetine dair meselelerden bahsetmektedir. Misal olarak On Dokuzuncu Mektubun On Sekizinci İşaretindeki tevafuk ve tevafukatta bedî yani eşsiz güzel denk gelmelerin var olduğu zikredilmekte ve “... bir nüshada, bir sayfada dokuz Kur’ân tevafuk suretinde bulunduğu halde, birbirine hat çektik; mecmuunda Muhammed lâfzı çıktı. O sayfanın mukabilindeki sayfada sekiz Kur’ân tevafukla beraber, mecmuunda lâfzullah çıktı.” (Mektubat, s. 447.) şeklinde bir nevi inayete yani İlâhî yardıma işaret manasına bir çok tevafuklar nakledilmektedir.
Devamında, yine tevafukatla alakalı Kur’ân’ın gözle görünür ve göze hitap eden tevafuklu/mu’cizeli hâlinin tanzimi anlatılan Yirmi Dokuzuncu Mektubun Üçüncü Kısmı derç edilmiştir.
Yine Kur’ân’da; Lafzullah/lafza-i Celal, lafz-ı Kur’ân ve lafz-ı Resul (asm) ile alakalı yüzer i’cazî nüktelerin anlatıldığı Yirmidokuzuncu Mektubun Dördüncü Kısmı yer almaktadır. Bu kısımda, Allah, Kur’ân ve Resul kelimelerinin mu’cizane tevafukları zikredildikten sonra, Risale-i Nurdaki benzer tavafukata atıf yapılmakta ve “Bu tevafukatın bir sahifedeki nev’i ise hakaik-i Kur’aniyenin tefsiri olan Risaletü’n-Nur’da zahiren görülmüş ve gözlere de gösterilmiştir.” (Rumûzât-ı Semâniye, s. 41.) denilmektedir.
Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumûzât-ı Semâniye; “Sekiz Remiz’dir, yani sekiz küçük risaledir. Şu Remizlerin esası, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur’âniyenin mühim bir miftâhı…” cümlesine ilaveten Üstad o dönem (1932-34) iman hakikatleriyle meşguliyetin yorgunluğunu izale etmek için rahmet-i İlâhî tarafından ihsan edilen tevafukattan bir ilim tatlısı ve ilmî bir yemiş suretinde bahsetmektedir. (Rumûzât-ı Semâniye, s. 85.)