Muhafazakâr ailelerin düştüğü en tehlikeli yanılgı, çocuklarını sadece fiziksel mekanlar üzerinden koruyabileceklerini zannetmeleridir. Evlerin kapılarını sıkıca kapatınca, sokağın tehlikelerini dışarıda bıraktığına inanan ebeveynler büyük bir gaflet düşmektedir. Çünkü bugün sokak, internet ve sosyal medya aracılığıyla çocukların odalarına, yataklarına ve en nihayetinde zihinlerine kadar sızmış durumdadır. “Benim çocuğum yapmaz, bizim evimizde böyle şeylerin yeri yok.” diyerek gözünü gerçeklere kapatan aileler, evlatlarının ekran arkasında nasıl bir dönüşüm geçirdiğini fark edemiyorlar. Bizler eski usul, tepeden inmeci ve bugünün dünyasında aşırı derecede karşılığı olmayan nasihat dilleriyle vakit kaybederken, küresel sekülerizm algoritmalar eliyle evlatlarımızı evimizin içinden çalıyor.
Karşımızdaki nesil, anne babasının dizinin dibinde oturan ama zihnen binlerce kilometre uzaktaki dijital dünyanın kültürünü soluyan bir nesildir. Akıllı telefonların arkasına saklanan gençler, küresel bir propagandanın açık hedefi haline gelmiştir. Bu durum sadece ahlâkî bir yozlaşma değil, doğrudan doğruya bir inanç ve medeniyet krizidir. Deizm, agnostisizm ve nihilizm gibi akımlar, parlak ambalajlar içinde ve özgürlük sosuna bulanarak gençlerin zihinlerine zerk ediliyor. Muhafazakâr anne babalar ise bu tehlikeyi sadece bir ahlâk veya terbiye sorunu olarak gördükleri için meseleyi çözemiyorlar. Gencin fen ve felsefe üzerinden gelen aklî şüphelerine, köhne kalıplarla ve azarlayarak cevap vermeye çalışmak, onları inkârcı akımların kucağına daha da hızlı itiyor. Çağı okuyamayan, yeni neslin dilini ve sorularını anlayamayan bir dindarlık anlayışının, bu dijital istila karşısında durma şansı zordur.
Yasaklamanın, interneti kesmenin veya cihazları ellerinden almanın bir çözüm olmadığı artık net bir şekilde anlaşılmalıdır. Bu tür kaba müdahaleler, genci korumadığı gibi aileye olan öfkesini ve dış dünyaya olan merakını daha da arttırmaktadır. Modern çağın getirdiği bu büyük meydan okumaya karşı yapılması gereken, savunma hatlarını dijital dünyanın gerçeklerine göre yeniden kurmaktır. Müspet hareketin gereği, kötülüğü sadece lanetlemek değil, doğrunun ve helalin cazibe merkezlerini inşa etmektir. Çocuklarımızı algoritmaların vicdanına terk etmek istemiyorsak, helal dairesi içindeki nitelikli alternatifleri, onların estetik ve fikrî dünyalarına hitap edecek şekilde sunmak zorundayız.
Bediüzzaman Said Nursî’nin, fen bilimleri ile din ilimlerinin birlikte okutulması gerektiği yönündeki vizyonu, tam da bugünün dijital karmaşasına ilaç olacak niteliktedir. Risale-i Nur’un akıl ve kalbi birleştiren, şüpheleri kökünden kazıyan ikna metodu, modern çağın felsefî kurşunlarına karşı en güçlü kalkandır. Anne babalar olarak yapmamız gereken, bu eserlerin sunduğu ufku günümüz neslinin anlayacağı bir dile tercüme etmektir. Gençleri şahs-ı manevî havuzlarıyla, nitelikli fikir ve okuma ortamlarıyla buluşturmalıyız. Dijital dünyayı tamamen hayatımızdan çıkaramayacağımıza göre, o dünyayı iman hakikatlerinin tebliği ve güzel ahlakın yayılması için bir vasıta haline getirecek şuuru evlatlarımıza aşılamalıyız. Ancak bu sayede, evlerimizin içindeki bu sessiz istilayı durdurabilir ve nesillerimizi küresel fırtınalardan muhafaza edebiliriz.