Sol görüşleriyle tanınan bir gazete, bir iki hafta evvel İçişleri Bakanlığı’nın, bir yayınevi ile “isteyen personeline” Osmanlı Türkçesini (Osmanlıcayı) öğretmek için protokol imzaladığını okurlarına şikayet ediyor.
Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı da, sivil bir vakıfla protokol imzalayarak yaz tatilinde devlet okullarında isteyen ilk ve ortaokul öğrencilerine Kur’ân-ı Kerîm, Temel Dinî Bilgiler ve hadis öğretme kursları düzenlenmesine aracılık yapacağını, böylelikle ülkemizde gerici kuşatmanın(!) her yeri sardığını ileri sürmektedir. Gazete, bu işlere mani olmak için tedbir alınması gerektiği yolunda okuyucularını tahrik etmektedir. 1
Sol kesim, bu anlayışa sahip oldu müddetçe, Türkiye’ye demokrasinin gelmesi çok zor görünüyor.
Birinci sınıf bir demokrasi ile yönetilen hür Batı ülkelerinde sol görüşlü bir gazete; Hıristiyanlık dininin ve onun temel kitabı olan İncil’in, hatta İslam dininin temel kitabı olan Kur’an’ın o ülkedeki Müslüman çocuklarına öğretilmesi faaliyetlerini tenkit etmeyi aklından bile geçirmez. Onun, böyle bir haberi yayımlaması durumunda, önce okuyucuları tarafından “Ülkede demokrasi vardır. Bundan evhamlanacak ne var” tarzında tenkide maruz kalması kuvvetle muhtemeldir.
Ancak ülkemiz demokrasiye göre değil, dinî değerlere hayat hakkı tanımayan Kemalizm ile yönetildiği için, Kemalist olan sol kesim, en ufak dinî bir faaliyete tahammül edemiyor.
Türkiye’de seçmen profilinin takriben % 70’ini oluşturan sağ kesimde önemli bir yeri olan muhafazakâr camianın, İslâm’ın gereklerini yerine getirmezse de, onun değerlerine “gericilik” adı altında hücum edilmesinden rahatsız olduğu da bilinmektedir.
AKP iktidarına destek vermiş olan muhafazakârların bir bölümünün hipnozdan kurtulup, iktidarının sergilediği zulümlerin, kanunsuzlukların, yolsuzlukların farkına varıp onlardan desteğini çekmeye başladığı ve arayışa girdiği bir zamanda sol adına yapılan bu hücumlar, sıkışan iktidara bir can simidi gibi olmakta ve onlara siyasette rahat kullanacakları dinî istismar alanları açmaktadır.
İktidar, geçmişte defalarca yaptığı gibi, bu saldırılara güya dindarlar adına hamasî nutuklarla karşı çıkarak, kendilerinden soğuyan kesime “Sakın ha bizi terk etmeyin… Solun dinî değerlere nasıl saldırdığını görüyorsunuz… Biz gidersek onlar gelir, sonra sizi dininizden imanınızdan mahrum ederler” diyecekleri açıktır.
21. Asır demokrasi, adalet, medeniyet, hak ve hürriyetler asrıdır. Hür Batı ülkelerinde olduğu gibi, ırkı, siyasî ve dinî görüşü ne olursa olsun bu değerlerin ortak paydasında birleşen ve birbirlerinin görüşlerine saygılı olan toplumlar, demokrasi, ilim, sanayi ve teknolojide ilerleyip zenginleşirken, kimse kimseyi rahatsız etmeden, huzur ve sükûn içinde bir hayat yaşamaktadırlar.
Türkiye’deki sosyal demokratlar, Batı’daki muadilleri gibi ideolojilerden arınmış bir anlayışla, “ama, fakat, yalınız” kelimelerini kullanmadan herkes için demokrasi, adalet, fikir ve inanç hürriyetlerini savunmaları lâzımdır.
Demokratik hür Batılı ülkelerde olduğu gibi Türkiye’nin birinci sınıf bir demokrasiye geçerek kalkınıp huzur ve refaha kavuşması için sol kesimin çoğunluğu demokrasi, adalet, hak ve hürriyetleri hazmederek içselleştirmesi gerekmektedir. O da fertlerin birbirlerinin farklı düşünce, din ve vicdan hürriyetlerine saygı duyarak bir arada huzurlu ve güvenli yaşamanın prensip ve adabını hayatlarında uygulamalarıyla mümkün olabilir.
Dipnotlar:
1– Birgün Gazetesi, 30.05.2026