Çarşamba ve Perşembe yazılarından da özetlediğimiz üzere Yeni Asya siyasî meselelere siyaset nazarıyla bakmaz. İman ve Kur’an hizmetine etkisi yönünden bakar. Siyasi rakip değildir. Uhrevî murakıptır.
CHP’nin içinde bulunduğu dönüşüm sancıları herkesi kendi yönünden ilgilendirir. Yeni Asya ise meseleye kendi bakış açısından bakıyor ve konunun din hizmetlerinde sivillik, ihlas ve samimiyet yönüyle ilgileniyor.
CHP’nin bugünkü dönüşümü, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Yeni Dünya Düzeni / Yeni Türkiye Düzeni tercihinde yaşadığı dönüşüme benzer nitelikler taşıyor.
O değişim isteği, CHP’nin, 1946’da yapılan 6. Olağanüstü Kongresi ve bilhassa 1947’de yapılan ve “Demokratikleşme Kurultayı” olarak da isimlendirilen 7. Olağan Kongresinde yapılan müzakereler ve demokrasi yönündeki değişim istekleri gibi okunmalı.
O kongreyi anlamak ve bugüne aktarabilmek için 2016’da “Cumhuriyet Halk Partisi’nin Din Politikaları ve Kendi Tabanının Bakışı” adıyla bir doktora tezi de yazmış olan Dr. Ramazan Akkır’ın Turkish Studies’in Kış 2014 sayısında yayınladığı “Türkiye’nin Demokrasiye Geçiş Süreci ve Laiklik Anlayışının Değişmesinde Bir Dönüm Noktası: CHP’nin Yedinci Olağan Kurultayı” başlıklı makalesinden bazı bilgileri paylaşalım.
O değişimin sebebi hakkında “Güvenlik kaygısıyla ortaya çıkan demokratikleşmenin zorunluluğu, Türkiye’yi ve İnönü’nün başında olduğu CHP’yi yeni bir politik duruşa sevk etmiştir” diyen Akkır bu tesbitiyle aslında bugünkü AB/Atlantik-Şanghay/Avrasya çekişmesine ve AKP’nin Devlet’li Doğu’lu AKMHP’ye dönüşümünün sebeplerine de işaret etmiş oluyor.
Değişimin yönü hakkında “Bu duruş, din politikasında ve laiklik ilkesinde yumuşama ile sonuçlanmıştır” diyen Akkır, “İlahiyat fakültelerinin kurulması, ilkokullarda din derslerinin seçmeli hale gelmesi; 1947 CHP Olağan Kurultayı’nın bir sonucu olmakla beraber, yükselen demokrasi rüzgârının bir sonucudur” değerlendirmesinde bulunuyor.
O değişimin dinî şeair (toplumsal dinî motifler ve dinin toplumsal görünürlüğü) üzerindeki etkisi hakkında söyledikleri ise bizce özellikle önemli:
“Halkın çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı, Türkiye’yi demokratikleştiren uygulamalar, dinin toplumsalı yeniden fethetmesine yardımcı olmuştur. Dinî görünümlere kamusal hayatta yer veren laikliğe geçişin en büyük nedeni, demokratik ülkeler arasında yer alma isteğinin bir sonucu olarak demokratik açılımı yapmanın zorunluluğudur.”
Yazarın, o değişimin, “laikliğin yorumlanmasında değişikliğe gidilmesi” ve “militan laikliğin terki”yle sonuçlandığını tesbit etmesi de önemli.
Sonraki dönemlerde, genel olarak solun ve CHP’nin, yeniden “eski CHP”ye ve bazılarına göre “fabrika ayarlarına” dönüşüne işaret eden çok sayıda örnek sergilemiş olması ve M. Kemal’den sonra İnönü’nün de Bediüzzaman’a ve sevenlerine zulmü ömrü boyunca sürdürmüş olması da CHP için “militan laiklik/demokratik laiklik” sarkacında salınma halinin sürdüğünü gösteriyor.
Makaledeki bir diğer önemli tesbit ise şu:
“Toplumun çıkarı için Diyanet’in yetki alanının genişletilmesini isteyen Tekelioğlu’nun aksine; Maraş Delegesi Emin Karpuzoğlu o dönem için oldukça ileri sayılabilecek bir öneride bulunur. Gaye ve hedeflerinin CHP’yi yaşatmak olduğunu belirten Karpuzoğlu’na göre, Vakıflar İdaresi ve Diyanet Reisliği laiklik umdesine tezattır. Bundan dolayı bu iki kurum, devlet teşkilatından çıkartılıp bağımsız bir hüviyet kazandırılmalıdır (Tutanak, 1948: 454)”
Şimdi, CHP’nin ve genel olarak siyasi partilerin başörtüsü görünürlüğü konusunda geldiği yer belli. Buradan dönüş de mümkün değil.
Bizlerin ve dinin siyasete alet edilmesinden şikâyet eden herkesin, CHP’den ve Altılı Masadan bütün ziyaretlerde ve bütün ortamlarda istemesi gereken şeylerden biri de 1947’de Emin Karpuzoğlu’nun istediği şeyle aynıdır: Diyanet’in özerkleşmesi ve dinin devletten yani “hâkim siyaset”ten kurtarılması. Zira “camiye siyaset girmemeli” diyorsak ön şartı bu.
Bu hedef, eski AKP’nin de kurucu belgelerinde yer alan ama iktidarını pekiştirince yeni AKP’nin unutmuş gibi yapıp unutturduğu ve görmezden geldiği esaslı bir demokratikleşme hedefidir.
Dine de faydası olur, dünyaya da…