"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayırda yapılan yarış

Ahmet ÖZDEMİR
05 Şubat 2020, Çarşamba
Tebük Seferi’nin diğer bir adı “Gazvetü’l-Usre”dir. Usre, sıkıntı, darlık anlamına gelir.

Bu isim âyet-i kerimeden alınmıştır. Çünkü Tebük Seferi’ne temas eden âyette, “Muhakkak ki Allah, Peygambere ve o güç zamanda kalblerin yılgınlığa düşüp küfre meylettiği zamanda ona uyan Muhacir ve Ensara tevbe nasip etti. Allah Raûfdur, kullarına çok şefkatlidir, Rahîmdir rahmeti ve merhameti çoktur” buyurulmaktadır.

Seferin böyle tanımlanması, son derece sıcak bir mevsimde yola çıkılmış olmasından ve bineklerin azlığından kaynaklanıyordu. Ayrıca meyve mevsimi olduğundan kimse sefere çıkmak istemiyor, ürünlerini toplamak istiyordu. Sonuç itibariyle “sıkıntılı” anlamına “Gazvetü’l-Usre” denilmiştir. Resul-i Ekrem’in (asm) gerek suyun ve gerekse yiyeceğin bereket kazanmasıyla ilgili mu’cizeleri bu sefer sırasında fazlasıyla görülmüştür.

Her tarafta kıtlık ve kuraklık hüküm sürüyordu. Savaşa katılacak mücâhitlerden birçoğunun silâh satın alacak paraları da yoktu. Resul-i Kibriya (asm) her gün minberine oturuyor ve “Ey Allah’ım! Sen şu bir avuç İslâm cemaatinin yok olmasına meydan verirsen, artık yeryüzünde Sana ibadet olunmaz.” diyerek yalvarıyordu. 

Resûl-i Ekrem (asm), Müslüman zenginleri sefer hazırlığı için yardıma çağırdı. Durumu uygun olan Müslümanlar, bu dâvete hemen koştular. Müslümanlar arasında bir yardım seferberliği başladı.

O günlerde sıcaklar bütün şiddetiyle devam ederken hurmaların da toplanma mevsimi yaklaşmıştı. Bunun için Resul-i Ekrem’in (asm) seferberlik dâvetine karşı ağır davrananlar da vardı. Allah da böyle davranan Müslümanları kınayıp şöyle uyarıyordu:

“Ey iman edenler! Sizlere ne oluyor ki ‘Allah yolunda sefere çıkın!’ denildiği zaman ağırdan alıyorsunuz? Yoksa sizler de dünya hayatını âhirete tercih edip dünya hayatına razı mı oluyorsunuz? Genciniz ve yaşlınızla, binitli ve yaya olarak kolaylıkla ve zorlukla da olsa sefere çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Bunun sizin için ne kadar büyük bir hayır olduğunu bir bilseniz!” 

Müslümanlar arasında hayırlı işlerde yarışma olurdu. Hz. Ömer, Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) dâvetine koşanların başında geliyordu. Kendi kendine, “Ebu Bekir beni bir gün geçmişse, ben de bugün onu geçerim.” diyordu. Malının yarısını alıp Peygamber Efendimize (asm) getirdi. Resûl-i Ekrem (asm) “Ey Ömer... Ev halkına ne bıraktın?” diye sordu. Hz. Ömer “Sana getirdiğimin yarısını. Size getirdiğimin bir mislini bıraktım” dedi.

Hz. Ebû Bekir, bütün serveti olan dört bin dirhem gümüşü alıp Peygamberimizin (asm) huzuruna geldi. Sanki onu kendinden gizler gibi, usûlca verdi. Hz. Ömer, onun ne getirmiş olduğunu merakla öğrenmek istiyordu. Peygamber Efendimiz (asm) “Ey Ebû Bekir... Ev halkına ne bıraktın?” diye sordu. Sıddîk-ı Ekber sevinçle “Onlara, Allah ve Resulunü bıraktım” cevabını verdi. Bu fedakârlık karşısında Hz. Ömerü’l-Faruk’un gözleri yaşardı ve:  “Vallahi! Anam babam sana feda olsun ey Ebû Bekir!... Hayır yolundaki her yarışta beni muhakkak geçiyorsun. Artık hiçbir şeyde seni geçemeyeceğimi iyice anladım” dedi.

Okunma Sayısı: 850
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı