"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Doğruluğu etkin kılmak

AHMET ZORLU
27 Şubat 2026, Cuma
Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûra kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanların üstüne olsun.

Bediüzzaman Said Nursî’nin vecizesinde bir çağrı var: “Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûra kuvvet bulsun!”

Bu söz, kuru bir temenni değil; kalbe dokunan, ruhu ayağa kaldıran bir diriliş çağrısıdır. Her cümlesi bir yaraya merhem, bir karanlığa nur gibidir.

“Sıdk yaşasın” diyor Bediüzzaman… Çünkü doğruluk ölürse, güven çöker. Güven çökerse, insanlar birbirine yabancılaşır. Oysa doğruluk, insanın hem Rabbiyle, hem insanlarla olan bağını kuvvetlendirir. Sıdk, sadece dildeki bir doğru söz değil; kalpteki bir sadakattir. Menfaatin değil hakikatin peşinden gitmektir. İşte toplumları ayakta tutan da budur.

“Ölsün yeis!” diye haykırıyor ardından. Ümitsizlik, insanın içindeki ışığı söndürür. Yeis, yarınlara kapıyı kapatır. Hâlbuki bir milletin yeniden ayağa kalkışı, önce kalplerindeki ümidin dirilişiyle başlar. Zor zamanlar gelip geçer; fakat ümidini kaybedenler yolunu kaybeder. Ümit ise karanlıkta yol gösteren bir yıldız gibidir.

“Muhabbet devam etsin!” Çünkü sevgi biterse, geriye sertlik kalır. Kalpler katılaştığında sözler incitir, bakışlar yaralar. Oysa muhabbet, farklılıkları zenginlik yapar. Birbirini anlamaya çalışan kalpler, düşmanlık üretmez. Sevgi; affetmeyi, sabretmeyi ve yeniden başlamayı mümkün kılar.

“Şûrâ kuvvet bulsun!” İstişare edilen yerde benlik zayıflar, hakikat güçlenir. Tek başına akıl yanılabilir; fakat ortak akıl daha sağlamdır. Şûra, bir araya gelmenin, dinlemenin, anlamanın adıdır. Ailede, toplumda, devlette… Nerede şûrâ varsa orada adalet filizlenir.

Ve son olarak, levm ve nefretin yönünü tayin eder: Heva ve hevese tâbi olanlara… Yani hakikati bırakıp nefsinin arzusuna uyanlara... Burada hedef insan değil; insanı hakikatten koparan o kontrolsüz tutkudur. Çünkü asıl mücadele dışarıda değil, insanın içindedir.

Son cümle ise bir dua gibi iner kalbe: “Selâm ve selâmet Hüda’ya tâbi olanların üstüne olsun.” Hakikate yönelen, ölçüsünü İlâhî prensiplerden alan insan; iç huzurunu da toplumsal barışı da bulur. Selâmet, doğru istikametin meyvesidir.

Bu vecize, aslında bir hayat programıdır: Doğru ol, ümidini kaybetme, sevgiyi canlı tut, istişareyi ihmal etme ve nefsinin esiri olma… İşte o zaman selâm, sadece bir söz değil; yaşanan bir hakikat olur.

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı