Türkiye'de aileye dair algıyı dizilerin de olumsuz etkilediğine dikkat çeken Enstitü Sosyal Toplum Araştırmaları birimi temsilcisi Rumeysa Hafızoğlu, "Dizi içeriklerine baktığımızda bekâr ve az çocuk sahibi olabilmek daha çok övülüyor. Baba deyince aldatan bir figür, anne deyince çeşitli stratejiler yapan bir figür akla geliyor. Aile olumlu söylemlerle ilişkilendirilmiyor." dedi.
İstanbul - Enstitü Sosyal, “Türkiye’de Demografik Eşik” başlıklı panel düzenledi. Enstitü Sosyal’in Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen panelde, demografik eşiğin hangi göstergeler üzerinden okunduğu, demografinin önemi, doğurganlık çalışmalarının odağının ne olması gerektiği konuları ele alındı. Panelde, dizilerin aile algısındaki olumsuz etkisine de dikkat çekildi.
Sahte hayatlar gençleri düşündürüyor
Türkiye’nin demografik yapısının şu anda eşikte olduğunu hatırlatan Enstitü Sosyal Toplum Araştırmacısı Nursen Tekgöz, “Demografik dönüşümün tam olarak yaşanabilmesi için hem algının hem de deneyimin ve eğilimin beraber işlemesi gerekiyor. Türkiye’de aileye, ebeveynliğe ve çocuk yapmaya dair algı oldukça pozitif durumda. Fakat iş deneyim boyutuna geldiğinde yapısal zorluklar, ekonomik baskılar, çocuğun bakım sorumlulukları, kadın ve erkek arasındaki bazı kimlik tartışmaları gibi hususlarla beraber deneyimin zorlaştığını görüyoruz. Evlenmemiş, henüz çocuk ,sahibi olmayan nesiller, bu deneyimin negatifliğinden etkilenerek karar vermekte zorlanıyor” şeklinde konuştu.
Bu noktaya bir anda gelmedik
Enstitü Sosyal Toplum Araştırmaları biriminden Rumeysa Hafızoğlu, panelde Türkiye’nin bir anda eşik noktasına gelmediğini ifade ederek, 1960’lardan 2000’lere kadar nüfusun kontrol altına alınması gerektiği, çok çocuklu aile olmanın nüfusa, topluma, devlete ve ülkeye bir yük olduğu söylemlerinin çeşitli aktörlerce dillendirildiğine dikkat çekti.
Medyada aile denilince akla iyi bir şey gelmiyor
Demografik yapı konusunda medyanın etkisine de değinen Hafızoğlu, “Dizi içeriklerine ya da aktörlerin diyaloglarına baktığımızda bekar ve az çocuk sahibi olabilmek, daha çok övülen, çok daha önemli getirileri olarak görülen örnekler. Hem sosyal medya kanallarında hem de geleneksel medya kanallarında aile denilince akla iyi bir şey gelmiyor. Baba deyince aldatan bir figür, anne deyince çeşitli stratejiler yapan bir figür akla geliyor. Aile olumlu söylemlerle ilişkilendirilmiyor. Öyle olunca da yapısal şartlardan olan beklentiler zorken, medyadaki söylemler olumsuzken, ‘İnsanlar niye çocuk sahibi olsun?’ sorusu tabiî ki de çok haklı bir soru haline geliyor.” şeklinde konuştu.