"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Enaniyetimiz bizi yutmasın! (2)

Ali FERŞADOĞLU
29 Ekim 2019, Salı
“Ene/nefs”in sırrının açılabilmesi, yüklendiği vazifeyi ifâ edebilmesi ve değer kazanabilmesi için ona mânây-ı ismiyle değil, mânây-ı harfiyle bakmak gerekir.

Mânâ-yı ismi; kendi kendine delâlet eder; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder Vücudu aslî, zatî (kendinden) olduğunu telâkki eder. Yani, zatında bizzat bir vücudu vardır, der. Bir hakk-ı hayatı var, daire-i tasarrufunda hakikî mâliktir, diye anlar. Şöyle düşünelim: Bilgisayara mânây-ı ismiyle bakıldığında, maddî yönü, şekli vs. anlaşılır. Bu, insan zihnine herhangi bir mânâ, güzellik ve kemalât vermemektedir. Bilgisayar, “Bütün bilgiler, güzellikler, internet vs., bendendir, ben neymişim, ben, ben!” diyemez. Çünkü, kendisi, kendisine sahip olmadığı gibi, hiçbir unsuru da kendisine ait değildir. Bundan dolayıdır ki, insanın en tehlikeli ve en zayıf damarı enedir. 

  Nefis, ego, benlik; rûhun sonsuz gücünü kendine mal ederek bir varlık ve güç hissederek her şeyin mercii, kaynağı olduğunu vehmeder. Dolayısıyla herşeyi ben merkezli algılar ve değerler manzumesi de ben merkezli oluşur. Bu durumda kendisinden başka herşeyi değersizleştirir. Benliğin iki yön vardır: Birisi, icad, vücut, hayır, olumlu ve yapıcı rolüdür. Diğeri, tahrip, yokluk, kötü, olumsuz, infial yönüdür.1 Nefs-i emmarenin şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icat ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz’îdir. Evet, bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz.2

Kâinatın sonsuz yüzeylerindeki nefislerden özetlenerek toplanan nefsin/ene, kendinde bir güç vehmeder. Gerçekte somut, hakikî bir varlığı olmadığını daha iyi anlayabilmek için şu örnek penceresinden bakabiliriz: Benlik/nefs; tıpkı metre, litre ve kilo gibi uzunluk, sıvı ve ağırlık ölçü birimleri gibi farazî, vehmî bir şeydir. Birisine, “Metre ne kadardır?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap; 100 cm şeklinde olacaktır. “Peki, 100 cm ne kadar?” suâline, bin milim diyecektir. Soruları devam ettirirseniz, tıkanır ve gerçekte metre diye bir şeyin olmadığı ortaya çıkar. Bu izâfî, nisbî bir durumdur. İnsanlar demişler ki, metre şu kadar olsun ve bu standartta anlaşma sağlandı, ona metre dendi. Eğer, bir arşın, üç kulaç, beş kol, yedi ayak, dokuz karış üzerinde anlaşsalardı; metre o kadar olurdu. Ağırlıkları ölçtüğümüz kilo ve sıvıların miktarını belirlediğimiz litre de aslında olmayıp, bu mantığın sonucunda göreceli olarak ortaya çıkmıştır. 

Mânây-ı harfî; ustası, sanatkârı adına ve gayesi istikametinde bakmaktır. Kendi başına bir hiç olan nefs; ancak, sanatkârına ve ustasına intisap eder, hiçliğini anlarsa bir değer kazanır. Eğer ene denen nefs, benlik; istikamete kanalize edilirse, Rabbi, Yaratıcısı ile irtibatı sağlar ve “emânet-i kübra”yı (en büyük emâneti); Allah’ın isim ve sıfatlarını aksettirir, imân hakikatlerini yansıtır yaratılış görevini yüklenmeye lâyık olur ve gerçek varlığını ve benliğini bulur. Aksi halde, herşeyi tahrip eden, sömüren, inkâr eden bir konuma düşer. Nefsin nihâî amacı olan “kâmil” denen “gerçek insan” vasfı kazanabilmesi için emmarenin pençesinden kurtulup bu merhaleleri basamak basamak çıkmak durumundadır. Bunun için de öncelikle mahiyetini ortaya koyup sırrını çözmeli ve veriliş gayesi doğrultusunda terbiye edilmeli, eğitilmelidir. 

Dipnotlar: 

1- a.g.g., s. 136. 2- a.g.g., s. 290. 3- Mesnevi-î Nûriye, s. 46. 

Okunma Sayısı: 806
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı