"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her ilim dalı kendi kelime ve mefhumlarıyla anlatılır

Ali FERŞADOĞLU
04 Aralık 2019, Çarşamba
Her ilim; kendi kavramlarıyla, literatüründeki kelimelerle ifâde edilir, anlaşılır, anlatılır, yaygınlaşır, zihinlerde yer eder. Her disiplinin, her düşüncenin kendisine has orijinal mefhumları ve üslûbu vardır zaten. Edebiyat, tıp, astronomi, edebiyat, jeoloji, teknoloji dili gibi.

Risâle-i Nur, modern fen ve sosyal, maddî mânevî (tefsir, hadis, kelâm, fıkıh, tasavvuf, siyer, ahlâk vs.) ilimleri harmanlayarak sunan yüksek düzeyde bir tefekkür ve imân ilmidir. Dolayısıyla, kendisine has tâbirleri, kavramları ve orijinal bir üslûbu vardır.

Gayet tabiî ki, bu muhteşem eseri anlamak için de bir takım teknik incelikler, metodlar olmalıdır.

Risâle-i Nur, bütün fen ve sosyal bütün ilimlerin harmanlandığı ve ilimlerin şâhı olan “imân ilmi”dir. Risâle-i Nur, günümüz insanlarının bütün meselelerini çözen, sorularını cevaplandıran muazzam, muhteşem bir Külliyat; dünya hayatını düzene, istikrara sokan, insanın sonsuz mutluluğa ulaşmasını sağlayan bir imân ilmidir. Şu halde, onu anlamak için öncelikle kabul etmek durumundayız: Zor olsa da, ağır mefhumlar, tâbirlerler, terkipler yer alsa da onu okumak ve anlamak mecburiyetindeyiz.

Elbette onun da bir heceleme ve tekleme devresi vardır. Zamanla kavram ve kelimelerine âşinalık peyda ederiz. Israrlı ve meraklı okuma sonucunda da anlayışımız, tahlil ve sentez kabiliyetimiz artar.

Artık anlayışımız bir meleke hâline gelir. Onun derin mânaları ifâde eden orijinal cümleleri dimağımıza çarptıkça; ondan çeşit çeşit anlayışlar, anlamlar çıkar, değişik çağrışımlar oluşur.

Yabancı bir dili öğrenmek için senelerce kurslara gideriz. Bir meslek elde etmek için çekmediğimiz zahmet, yapmadığımız masraf yoktur. Şu kısacık dünya hayatına lâzım olacak bir meslek elde edebilmek için en az 25-30 sene eğitim ve öğretimin sıkıntılı çarklarından geçeriz.

Herşeyin bir elif-ba denen alfabesi vardır. İlkokula başladığımızda henüz düzgün bir çizgi çekmesini de bilmeyiz. Ama, iki üç ay sonra harfleri tanır, beş altı ay içinde hecelemeye başlarız. Daha sonra kelimeleri birbirine ekleme, tekleme ve kekeleme ile okumayı sökeriz. Ve zamanla meleke hâline gelir.

Gayret, sebat ile eğitimde derinleştikçe, okuma melekemiz artar, dakikada 150-200 kelime okuyabiliriz.

Risâle-i Nur, öyle bir eğitim sistemi, terbiye metodu, kavrama formülleri geliştiriyor ki, uzun seneler beklememize de gerek yok:

“Bir sene bu risâleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir.” 1 

“Mühim ulema” hayat mertebelerini/boyutlarını bilmiyor. 7-10 yaşında bir öğrenci, okuma yazma bilmeyen sıradan birisi, derin araştırma ve ilme sahip olmayan bir esnaf, bir sayfa olan Birinci Mektubu anlayarak ve kabul ederek” okursa, “mühim âlimlerden” daha “mühim” ve ayrıca “hakikatli” bir âlimi olabilir.

Dipnot:

1- Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 171)

Okunma Sayısı: 805
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı