"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnanmak fıtrî bir ihtiyaçtır

Ali FERŞADOĞLU
18 Mart 2020, Çarşamba
Bize en küçük iyilik yapana teşekkür ederiz. Biz yaptığımızda da teşekkür bekleriz. Hayatî iyiliklerde bulunanı ise tarifsiz bir saygıyla severiz.

Bu, aklî, vicdanî bir hakikattir.

Kendimizi tahlil ettiğimizde, maddî manevî yapımız ve duygularımız ve özellikle kalbimizin buna göre dizayn edilmiş olduğunu anlar ve görürüz.

Her eserin bir ustası, her kitabın bir yazarı, her sanatın bir sanatkârı olduğunu biliyoruz. Akıl, kalp ve vicdan, milyarlarca kitabın ve sanatın üretildiği şu muhteşem kâinat kitabının da bir yazarı, bir sanatkârı olması gerektiğini söylüyor.

Demek Allah’a ve sair iman esaslarına inanmak; aklî, kalbî, vicdanî, ilmî bir zorunluluktur.  

Kur’ân, Sünnet-i Seniyye, kısaca İslâmiyet; başta imanımız olmak üzere her meselesini aklî-mantıkî, ilmî, kalbî tasdik ispat  ve vicdanî süzgeçten geçirmemizi ister, hatta emreder.

Göz, kulak gibi duyularımız tatmin olmak istediği gibi, akıl, kalp ve vicdanımız da mutmain olmalıdır. Kur’ân’da, Bakara Sûresi’nin 260. âyetinde, Peygamberimizin (asm) diliyle kalbimizin tatmin edilmesi dersi verilir.

Zaten aklı, kalbi, vicdanı mutmain olmayan, kâmil imana ulaşamaz. Mükemmel imanı elde edemeyen asla huzur ve mutluluğu yakalayamaz.

Nefsin oyunlarını, şeytanın desiselerini, dessas ifsat komiteleri ile İslâm ve iman muarızlarının taarruzlarını ancak, aklî, mantıkî, ilmî ve vicdanî delillerle ispat edip bertaraf edebiliriz. 

Diğer taraftan Müslümanlığın şartlarından birincisi, “akıl ve baliğ” olmak, yani aklın tercihiyle iman dairesine girmektir. “Aklı olmayanın dini de yoktur” hakikati bunu ifade eder.

Mükellefiyet akılla başladığına göre, İslâmiyet körü körüne bir inancı teklif etmez. Müslüman delile tabi olarak akıl, fikir ve kalp ile iman hakikatlerine girer. Başka dinlerin bazı fertleri gibi ruhbanları taklit için bürhanı bırakmaz.

Ki, iman, icmalî/özet ve taklidî bir tasdikten ibaret değil. Dolayısıyla vicdanî ve aklî olan imanî hükümleri ispat, son derece lüzumlu. İmanın var olup olmadığı da sorguyla anlaşılır. Kalbimizi kâmil iman derecesine çıkaracak, aklı ikna edecek ve susturacak da ancak bürhandır, delildir, belgedir.

Şu halde, iman meselelerini akıl, kalp ve vicdan gibi duygularımıza yerleştirebilmek için yalnız parlak tasvirlerle yetinmemeyiz.

Okunma Sayısı: 779
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    18.3.2020 09:24:31

    Demek Allah’a ve sair iman esaslarına inanmak; aklî, kalbî, vicdnî, ilmî bir zorunluluktur.Diyorsunuz. Evet Bediizzaman da bu konuda Ya aklını çıkar at, hayvan ol kurtul veya aklını imanla başına al, Kur'anı dinle. -Asa-yı Musa - derken, aklın imanı iktiza ettiğini söylüyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı