"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünyayı silah/sızlanmak kurtaracak

Ali HAKKOYMAZ
07 Mart 2026, Cumartesi
Böyle gitmez; duruluruz bir gün. Çocukluğun, gençliğin bittiği gibi... Yaşlarımız kurulunca/kuruyunca zaten durmayadurmuyor muyuz? Ha, inadına Şeddatlığı, Nemrutluğu, Deccallığı, Firavunluğu devam edenler yok mu; öhööö?

Ama insanlığın yolunu tutmak için ne kadar erken; yola çıksak iyidir. (Yola çık; yol açık…)

Doya doya gökyüzüne, aya, yıldızlara bakarız. Çekeriz haberlerin kulağını. 

Belki şiir okuruz; kışın bir soba yanında, kestane kokularında. Yazın çınar altlarında… Bütün mevsimlerin kapısını çalarız tek tek. Sonbahar ölümü atarken önümüze; bahar bir diriliş gibi güler.

Bıktım bu kof gürültülerden. Bu dünyayı kirleten savaşçı korkaklardan. Cesurca yaşamak varken niye bu korkmak hayattan? Ki hayat sade ve güzel ve çok nazik... 

Bu kabalık, savaşkanlık niçin ve nereye kadar? Huzursuzluk çıkararak, kan dökerek, can yakarak “huzur” arayanlara bak hele! 

Nasıl yatıp kalkar bunlar! Nasıl yer, içer! Nasıl bakar aynada yüz(süzlük)lerine! 

Dünyayı ateşe atmanın adı ne ola ki? Savaşı kazanmış ve cesetlerin arasında gezinen komutanın son sözü ile bitiyor ya o tiyatro: Zafer ya da hiç!

Yıllar yılı aynı oyunları seyretmekten halklar bıktı ama nasılsa seçtikleri bıkmıyor. Bir terslik var bu işte! Halkların arasında bir kavga yok. Oturup hep beraber bir sofrada vakit geçirebilirler. Zaten bunun böyle olduğu birbirlerine turist gittiklerinde ayan beyan ortada… Ama koltuğa oturanlarda eneler şahlanıyor. Derken işte ve ötelerden bugüne kana, kine bulaştırılan zamanlar ve mekânlar… 

Böyle gitmez; oyunlar biter, oyuncaklar kırılır bir gün. Kedilerin, karıncaların, güllerin hatrını sorarız. Biraz Yunus oluruz; sevgiyi harmanlarız renk renk... Biraz Mevlânâ oluruz; hikmet devşiririz tozlu zamanları aşarak... Rengine, ırkına bakmayız kimselerin. Bir elimizde adalet, ötekinde hürriyet... 

Dünya herkese yeter de artar. Aklımızı kalbimizle tartarız. 

Gün gelir kırarız kabuklarımızı. Kimse kimsenin akına karasına bakmaz. 

Asil azmaz, bal kokmaz, demiş atalar. 

Bekleriz gelecek diye Leylâ... Yalancılar insanlığı yıldıramaz.

İnsan olsun yeter ki... Adı, sanı kalsın hele. Ne diploma isteriz, ne makam, ne krallık.

Gönül Kâbe'sini putlardan temizleyip gidebilecek miyiz?

Hangi kılıkta gelirse gelsin; şeytanı, istibdatı tanıyanlar arttıkça dünya nefes alacak. 

Boyalar, cilâlalar bir yere kadar...

İnsan-lık ebediyyen aldanmaz.

«

SAVAŞSIZLIK DİYARI 

Alalım silâhını elinden dünyanın.

Bu ruhsuz, ruhsatsızların. 

Nâbecâların, suratsızların. 

Bu ne kakafoni böyle! 

Kendimizi dinleyelim biraz.

Kalbimiz varmış deriz. 

Gökyüzüne bakarız biraz.

Kedilerin mır mırlarını dinleriz. 

Sükûnet ne güzelmiş, deriz. 

Savaşçılar işsiz kalır; kalsın.

Dünya nefes alır, ohhh! 

Yaşamak doluşur gözlerimize. 

Neylersin burası dünya…

Bu keşmekeş, dağdağalı, ölümlü yerde…

Baharlar biriktirmek ebediyete.

AH

Okunma Sayısı: 204
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı