"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Son Adam’ın sözler’i

Ali HAKKOYMAZ
07 Şubat 2026, Cumartesi
-Yaprakların taç utangaçlığına selâm ile…-

Utangaç olsaydık yapraklarca.

Üst üste durmasaydık.

Nefes mesafesi bıraksaydık.

 

Yıkış tepiş, eciş bücüş hayatlar…

Yolcuların hep acelesi var.

Koşarken kendini unutur insan.

 

Dün kuşları gördüm.

Kendimi alamadım uçuşlarından…

Bir şiir, bir beste gibi dizilmişler.

 

Baktım; işinde gücünde zavallılar.

Yuvalarını yıktığımız…

Yollarını şaşırttığımız masumlar…

 

Bir biz miyiz karıştıran işleri!

Suları, gökyüzünü kirleten…

Hayatın tersine giden…

 

Halbuki yumşacık hayat…

Halbuki bir nefes kadar sakin…

Halbuki ölüm kadar yakın…

 

Halbuki adı üstünde: Hayat…

Renkler, nakışlar, besteler iç içe…

Ân denilen sonsuzluk içinde…

 

Yaşamaya gelip görmeden kendimizi…

Zamanları oyuncaklar gibi bozup…

Tatminsiz, haybat çocuklardan beter..,

 

Ah, taş atmasaydık…

Hediye Teyze’nin camına.

Oyunbozan, çekilmez olmasaydık! 

 

Bunlar bile masum kaldı.

Taş dövüşleri, top kaçırmalar…

Ülkeler çalınıyor dünyanın gözünde.

 

Savaşları patlatıyorlar çocukların yanında.

Bastıkları yerde ot bitenler, hey!

Hey, nefesleriniz bitti bitiyor.

 

Bak, yapraklar kardeş kardeş…

Düşman kardeşlere rol biçiyor.

Geçmiyor ötekinin önüne.

 

Ama sen yoluna çıkıyorsun;

Yolundan giden adamın.

Kolundan tutup atıyorsun.

 

Unutuyorsun ağaçların kardeşliğini.

Kardeş; kader diye bir şey var.

Kuşlar kaderle uçar.

 

Razı ol diyor Âdl, Hakem, Kuddüs…

Bu kadar işte, bu; kader.

Bu kendini heder ettiğinin yeter.

 

Yeter; bırak yakasını dünyanın.

Bu muslih âleme dokunma.

Her şey yerinde dokunmuş baksana!

 

Islaha kalkıyorum diye…

Bu yaptıkların ne?!

“Ey kirli; nezafetsiz!”

 

“Ey, israflı; iktisatsız!”

Bırak, bırak, bırak!

Ellerinde ne varsa bırak!

 

Kaldır başını da şu kâinata bak!

Ağaçların her dalına…

Kuşların kanatlarına…

 

Sana göz kırpan yıldızlara…

Karanlığa gülen aya…

Gözlerine dolan aydınlığa…

 

(Bitmeyen hayretler bırak!)

 

Ölmeden öldün mü be!

Kedinin gözlerininde yoksun.

Kalbin bozulmuş, aklın şaşmışsa…

 

Sana reçete yazayım:

 

Emirdağ Çiçeği’ni gidip gelip kokla!

Kalbin gülecek; göreceksin!

Hayalin hayalden öte geçecek.

 

Yani duyguların azizim…

(Hasse desem bu ne mi dersin?!)

Yani bu sayısız hasselerin diyecektim!

 

Sonsuz hisseye ersin diye…

Bunlar nadide şeyler; bilesin!

Ama dur; vadide “çakallar” var.

 

Bunlara bir sur örmelisin.

Yoksa eski zamanlardaki derviş derler.

Kulak vermezler.

 

Dervişlere sözüm yok.

Dün; dünde kaldı cancağızım!

Her şey zamanında muhterem!

 

İşte o Nurlar o güller zarardîde olmasın.

Solmasın, paslanıp çalınmasın diye…

Emirdağ Lâhikası öteki reçete…

 

Sırları, sınırları koru diye…

Yoksa ayını, güneşi kırparlar.

Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar.

 

Yok fiyatına satılmasın diye…

Sözler’in hepsini duy!

Kesme Sözler’ini Son Adam’ın.

Okunma Sayısı: 184
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı