"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

GDO’lu tohum, nimeti de nesli de mahveder

Cenk ÇALIK
01 Ocak 2022, Cumartesi
GDO’lu tohum kullanmak nimeti de nesli de mahveder. Tabiî olduğunda şifa olan nimetin onlarca hastalığa nasıl davetiye çıkardığını dizi boyunca gördük. Bu tohumla üretimi yapılan gıdalar fayda sağlamak bir yana onlarca zarara sebep olur. Bu zararlardan biri de kısırlıktır. Nesli mahvetmenin bir manası da bu olsa gerektir. Ayrıca sağlığı bozarak kendi hayatını da mahvetmesi bir başka mana olarak öne çıkıyor.

DİNÎ YÖNDEN: GDO

GDO’lu gıdaları dinî vecihten değerlendirebilmek için bazı âyetleri hatırlamak yerinde olacaktır. Rabbimizin nimetlerini yad etmek, hem nerede hata yapıldığını ve hem çözümün nasıl olacağını gösterecektir. 

Kısa kısa bazı âyet meallerini şöyle nazara verebiliriz: 

Tohumlar!

“Söyleyin bana, ekip durduğunuz tohumu siz mi yerden bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?”1 âyeti tohumu yaratarak rızık yapanın Rabbimiz olduğunu hatırlatır. Kudret noktasında hiç olduğumuza da ayrıca vurgu yapılır. Tohumun genetiğiyle oynamak bir yana, bütün bunları düşünmek bile kul olarak haddimizi bilmeyi ihtar eder.

Pişmanlık!

“Dileseydik, elbette onu bir çer-çöp yapardık; siz de şaşar kalır, verdiğiniz emeğe pişman olurdunuz.” 2 Küçücük tohumları en bilgili uzmanlar bile birbirinden ayıramaz. Küçük bir odun parçası görünümünde olan bu tohumların bazıları neşvünema olamaz. Çürür. Bazıları da yetişerek onların meyvelerinden, sebzelerinden faydalanırız. Hepsini çöpe çevirecek kudrete sahip olan Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Âyetin sonundaki pişmanlık, özellikle hakkıyla bu hakikati düşünemeyenlere ve GDO’lu tohumları yayanlara kinaye olsa gerektir.

“Temiz!” ve “Helal!”

“Temiz ve helâl olanları yiyin.” 3 “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin, temiz/helâl olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin.” 4  “Allah’ın size temiz ve helâl olarak verdiği rızıklardan yiyin.” 5

Görüldüğü üzere her temiz, helâl değildir. Her helâl de temiz değildir. Bu iki şartın sağlandığı gıdalar tüketilmelidir. Temizlik kavramını sadece fizikî kirlilik olarak değil kimyevî ve biyolojik olarak da ele almamız gerekir. Bu manada tarımda kullanılan pestisitlerin ve genetiğiyle oynanmış tohumların temizliği üzerinde düşünmemiz gerekmez mi? Gıda katkı maddelerinin kullanımı günden güne arttığından helâl boyutuna çok daha fazla hassasiyet göstermemiz gerektiği anlaşılıyor. Prof. Dr. Faruk Beşer’in: “Helâl gıda yemek için verilen çabalar, nafile ibadetlerden çok çok daha sevaptır.” ifadesi gıda konusunda teyakkuzda olmanın önemine dikkat çeker.

Ashab-ı Kehf!

Temiz ve helâl gıdanın önemi hususunda Kehf ehli bizler için ibret vesikasıdır. Hatırlanacağı üzere Ashab-ı Kehf, mağaradaki uzun uykularından sonra uyandıklarında, kendi aralarından birini yiyecek alması için şehre gönderirler. Ancak göndermeden önce, gidecek olan arkadaşlarına, “Bak hangisi daha temizse, o yiyecekten al getir.” 6 derler. Ashab-ı Kehf’in hangi şartlarda o mağaraya sığındıklarını bilenler için, burada ifade edilen ‘temiz’ son derece manidardır. Ölümle burun buruna oldukları halde, ‘Acıktık, git ne bulursan al gel.’ veya ‘Yiyecek bir şeyler bul gel.’ demiyorlar. Burada biz Müslümanlara gayet açık bir mesaj verilmektedir. Bir mü’min hangi şartlarda olursa olsun; yiyeceği şeyi seçmeli, temiz ve helâl olan yiyeceği almalıdır. 

Şeytan’ın Adımları

“Pis ve haram olan şeyleri yiyip içmede şeytanın ve benzerlerinin adımlarını izlemeyin…” 7 Amacımız karın doyurmak ve anı kurtarmak olmamalı. Hesap gününü düşünen Müslümanların çok net kırmızı çizgileri olmalı. Bizim rol modelimiz Efendimiz’dir (asm).. Bugün ‘pis’ kavramının dar bir fizikî kirlilikten ibaret olmadığı aşikârdır. Gıdada haramı da içki ve domuz eti olarak sınırlandırmak dar bir perspektife sebep olur. İlâçlar, hormonlar, gıda katkı maddeleri, GDO’lu tohumları, pestisitleri konuya dahil etmemiz gerekir. Aksi halde:  “Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının.” 8 “De ki: Kötü/pis şeyin çokluğu/bolluğu senin tuhafına gitse bile, pisle temiz (haram ile helâl) bir olmaz. Bunun için, ey akıl sahipleri! (Dinin temiz saydığı şeyleri seçin) Allah’tan çekinip, O’nun emrine uygun yaşayın /aykırı davranmaktan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” 9 gibi âyetlerin emrine muhalif bir duruma düşmekten kurtulamayız.

Nesli Mahvetmek!

“Nimeti ve nesli mahvetmeye çalışmayın. Allah fesadı ve bozgunculuğu sevmez…” 10 GDO’lu tohum kullanmak nimeti de nesli de mahveder. Tabiî olduğunda şifa olan nimetin onlarca hastalığa nasıl dâvetiye çıkardığını dizi boyunca gördük. Bu tohumla üretimi yapılan gıdalar fayda sağlamak bir yana onlarca zarara sebep olur. Bu zararlardan biri de kısırlıktır. Nesli mahvetmenin bir manası da bu olsa gerektir. Ayrıca sağlığı bozarak kendi hayatını da mahvetmesi bir başka mana olarak öne çıkıyor.

Nimeti Değiştirmek

“Allah’ın nimetini kim değiştirirse, şüphesiz Allah’ın cezası pek şiddetlidir.” 11 Değiştirmeyi burada tahrif olarak anlamak yerinde olacaktır. Yaşadığımız zaman diliminde karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin de ‘tahrif’ olduğu açıktır.  “Allah’ın nimeti” kavramını geniş ele almamız gerekir. Fahreddin er-Razi, bunun birçok nimeti kapsadığını belirterek fıtratı değiştirmeye kalkmanın, ‘nimetin gazap ile değiştirilmesi’ olduğunu kabul eder. Kurtubi’nin de 12 bunu, bütün insanları ve Allah’ın bütün nimetlerini içine aldığı şeklinde tefsir etmesi manidardır. “Sizin başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle kazandıklarınız (yaptıklarınız) yüzündendir.” 13 âyeti de ‘tahrif’ ederek kendi kazdığımız kuyuya düştüğümüzü hatırlatması yönünden ibretliktir.

Bilerek Tahrif Etmek!

“Onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlar.” 14 Bu ve benzeri âyetlerden; günümüzdeki biyoteknolojinin canlı organizmalara ait yapının birçok ayrıntısına vâkıf hale geldiği noktada, neden transgenik teknolojisini kullanmaya devam ettikleri anlaşılır. Bile bile tahrif edenlerin Siyonistler olduğunu hadis-i şeriften öğreniyoruz:  “Eğer Benî İsrail olmasa idi; yemek bozulmayacak, et de kokmayacaktı…”  15 Neden hemen bu eylemlerinin cezalandırılmadığı akla gelebilir. Bunun cevabı Kur’ân’da şöyle geçiyor: “Eğer Allah, insanları kazandıkları –günahlar ve yapıp ettikleri-yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları belirlenmiş bir vakte kadar tehir eder. Vakitleri gelince de Allah muhakkak ki kullarını görücü ve gereğini yapıcıdır.” 16

Şeytan’ın Emirleri

 “O şeytan ki, Allah ona lânet etti. O şeytan de şöyle dedi: ‘Elbette senin kullarından belirli bir pay ve intikam alacağım… Allah’ın yarattığı tabiî şekil ve hallerini değiştirmelerini emredeceğim ve onlar da bunu yapacaklar.”17 Demek ki, Allah’ın yarattığı tabiî yapıyı bozanlara bu telkini veren şeytandır. Bunu yapanlar da şeytanî bir emrin uygulayıcıları, işbirlikçileri ve ortak eylemcileridir. DNA ile oynayıp tabiîyi, fıtratı yani yaratılışı bozmak şeytanî bir eylemdir. Buna rıza göstermek ehl-i vicdana yakışmaz. Şeytan, Hz. Adem’e (as) yasak meyveden yedirerek ‘mutlak tatminsizliği’ tattırmıştır. Bu tecrübe ise; ibret alabilenlere, yasakları çiğneyerek elde edilen maddî, ferdî tatminin insanlığa fayda getirmeyeceğini öğretmiştir.

Düşünelim mi?

Bütün bu âyet mealleri ışığında GDO’lu gıdaların kulluğumuza olan etkilerini de düşünmemiz gerekir.  Tükettiğimiz her GDO’lu gıdanın gen haritamızı etkileyerek hücrelerimizi, kanımızı ve dokularımızı oluşturduğu üzerinde duralım. Bütün vücudumuzu dolaşan kan sistemimizin, sağlığımıza olan etkileri kadar düşünce sistemimizi ve maneviyatımızı da tahrip edeceği aşikârdır. Lezzet üzerinden tuzağa düşürülerek düşünce dünyamızın ele geçirilmesine izin vermek ister miyiz? Bu tür gıdalarla beslenen insanlar aslında zihin kontrolünü sağlamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyorlar mı?

Domuz, yılan ya da maymun geni karıştırılmış sun’î ve sanal bir gıda ile beslenmek abdestimizi, namazımızı veya duâlarımızın makbuliyetini menfi etkilemez mi? “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz/helâl olanlarından yiyin”18  vahyinin muhatabı olan ve helâl gıdalarla beslenme zorunluluğuna sahip Müslümanların: “Öyle devir gelecek ki; insanoğlu, aldığı şeyin helâlden mi haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerin hiçbir duâsı kabul edilmez.”19 hadisi üzerine dikkatlice düşünmeleri gerekmez mi?

Duâlarımız Neden Kabul Edilmiyor?

“Saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: 

‘Ey Rabbim, ey Rabbim!’ diye duâ eden bir yolcuyu zikredip dedi ki: 

‘Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve haramla beslenmektedir. 

Peki, böyle bir kimsenin duâsına nasıl icabet edilir?”20  hadis-i şerifi bir kez daha göstermektedir ki insanları şekillendiren; fikren, ruhen ve fiziken inşa eden yiyip içtikleridir. Peki,  mideye giren gıdalar ibadetlerin kabulüne veya reddine sebep oluyorsa böyle bir konuda kılı kırk yaran bir hassasiyete sahip olmamız gerekmez mi?

“Haramdan bir lokma yiyen kimsenin, kırk gece namazı kabul olunmaz.”21  “Haramdan oluşan et için, ateş her şeyden daha evlâdır”22  “İbadet on parçadan müteşekkildir. Bu on parçanın dokuzu, helal rızkın aranmasındadır.” 23

Bütün bu hadisler; helâl kazanmanın yanında helâl tüketmenin/harcamanın da, helâlin bir cüz’ü olduğunu gösterir. Günümüz Müslümanları, ne yazık ki ‘helâl’ kavramını ‘helâl kazanç’a ‘helâl gıda’ kavramını ise Müslüman birinin hayvanları besmele ile kesmesine indirgemişlerdir. Bu dar bakış açısı yukarıdaki hadislerde ifade edilen tehlikelerden bizi korur mu? Vicdanımız ne fetva veriyor?

Bir mideye haram girdi mi artık orada rahmet ve fazilet kalmaz. Haram ile beslenen bir neslin feyiz damarları kurur. Rahmet kapıları kapanır. 

Bu sebeple Efendimiz’in (asm) yüksek terbiyesinde yetişen Ashab-ı Kiram; önlerine bir tabak yemek konduğu zaman, yemeğin cinsinden önce hangi yoldan nasıl elde edildiği, nasıl bir maddeye ait olduğu üzerinde durup, bunlara dikkat ederlerdi. Bu hassasiyeti hayat prensibi haline getiren Sahabe efendilerimizden ne kadar uzaklaştığımızı düşünmemiz gerekmez mi?

Dipnotlar:

1-Vakıa Suresi, 63-64.

2-Vakıa Suresi, 65.

3-Bakara Suresi, 172.

4-Taha Suresi, 81.

5-Maide Suresi, 88.

6-Kehf Suresi, 19.

7-Bakara Suresi, 168.

8-Maide Suresi, 4.

9-Maide Suresi, 100. 

10-Bakara Suresi, 289.

11-Bakara Suresi, 211.

12-Kurtubi,III, s.16.

13-Şura Suresi, 30.

14-Nisa Suresi, 118-119.

15-Müslim, 1092/1470.

16-Fatır Suresi 45.

17-Bakara Suresi,75.

18-Bakara Suresi, 172.

19-Buhari, Büyü 23; Nesai, Büyü 2.

20-Müslim, Zekat 65.

21-Deylemi.

22-Tirmizi.

23-Deylemi.

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 1295
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı