"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yine yargıya “el uzatılıyor”

Cevher İLHAN
07 Temmuz 2021, Çarşamba
Büyük iddialarla ortaya atılan “dördüncü yargı paketi”nde “bazı ufak tefek ürkek ‘iyileştirmeler”le kalınırken âdil yargılamaya bir tuzak kurulduğu belirtiliyor.

Öncelikle “mini infaz torbası”nda savcıların başsavcıların emrine verilmesiyle yargının siyasî iktidarın müdahalesine açık hale getirilmesiyle yargılama bağımsızlığı bütünüyle yok ediliyor.

Zira “muhalefet şerhleri”nde zaten savcılar üzerinde idârî açıdan denetim yetkisine sahip olan başsavcılar aracılığıyla doğrudan soruşturma ve kavuşturmalara müdahaleyle yargılamalar siyasî iktidarın dayattığı yöne çekilip hukuk resmen “siyasileştiriliyor.”

“Tek kişilik rejim”de 12 Eylül darbesi ile paralellik gösteren bir biçimde yargının yürütmenin uhdesine sokulup hukukun “siyasetin sopası” haline getirilmesiyle, Anayasa teminatı altındaki “yargı bağımsızlığı” ve “hâkim teminatı” bütünüyle kaldırılıyor.

Keza Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı “özel hayata saygı hakkını korumanın anayasal ve yasal güvencelerin etkili bir şekilde hayata geçirilmesinin çok daha önemli hale geldiği” uyarırken, “dinleme ve kayıt alma yetkisi”yle mahpusların en mahrem görüşmeleri elektronik cihazlarla kaydedilerek, haberleşme ve özel/âilevî hayatla şahsi verilerin korunması hakkı yok ediliyor; ifâde hürriyetini ihlâlle infazda ayrımcılık ve cezâevlerinde baskının önü açılıyor.

Tam da Adalet Bakanı’nın “kesin hüküm olmadan damgalanmama, mağdurun mahremiyet ve ifşa edilmeme hakkı”ndan dem vurduğu sırada…

“YARGIYA TÂLİMATLARI VERDİK!” İKRARIYLA

Gerçek şu ki AKP iktidarında sürekli yargıya müdahale edildi. Dönemin Başbakanı Erdoğan 19 Mart 2011’de partisinin toplantısında “Yargıya zaten gerekenleri söyledik, gereğini yapıyor” ifşasında bulundu. 4 Nisan 2014’te Twittera erişim yasağına dair “AYM kararına saygı duymuyorum” dedi.

Tutuklu gazeteciler kararında “AYM’nin kararlarına uymuyorum” diyen Cumhurbaşkanı, AYM kararlarını takmayan hâkimlere arka çıkıp terfiyle ödüllendirildiler. 15 Ocak 2016’da akademisyenlere dair “bütün yargı makamlarını göreve dâvet ettim” diyerek “yargıya tâlimatı” ikrar etti.

Keza 4 Mart 2016’da yeniden “yerel mahkeme kararında diretirse AYM’nin verebileceği hiçbir karar yoktur!” restiyle âleni olarak yargı kararlarının dinlenilmemesini tekrarladı. Ardından 18 Ocak 2017’de önceki dönemlerde “yargıya müdahale edemedikleri”nden hayıflanıp, “adâlet yürüyüşü” yapan ana muhalefet lideri için “yargı yarın sizi de dâvet ederse şaşmayın!” tehdidini savurdu.

Bu arada Anayasaya aykırı olarak AİHM kararlarına uyulmazken Saray danışmanları, “AİHM kararlarının bağlayıcılığı yok” diyerek hukuk devleti esasından uzaklaşıldığını âdeta itiraf ettiler.

Özetle, Cumhurbaşkanı’nın “yargıya gereken tâlimatlandırmayı yaptık!” ikrarıyla Anayasanın “AYM kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” hükmü sürekli çiğnendi.

Özellikle Adalet Bakanı’nın başkanı, yardımcısının üyesi olduğu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun “partili Cumhurbaşkanı” ve partisince atanmasıyla yargı “vesâyetli” hale getirildi.

AYM Başkanı’nın “akıllarını ve vicdanlarını başkasına teslimle dayattıkları hukuksuzluklarla vesâyet altındaki yargının adâleti tesis edemeyeceği”ni uyardığı esnada…

“YARGI BİRİLERİNİN DEDİĞİNE BAKIYOR”, AMA…

Aslında daha önce yüksek yargı organları temsilcileri “yargının vicdan ve cüzdan arasında sıkıştığı”ndan şikâyet etmişlerdi. Başta Yargıtay ve AYM -eski- başkanları olmak üzere yüksek yargı temsilcileriyle Meclis eski başkanlarının ve Adalet eski bakanlarının yakınmasıyla, “Türkiye’de yargıya güvenin sıfırlanıp dibe vurduğu”ndan, “hukuk güvencesi”nin yok olduğundan yakınmışlardı.

Bu bakımdan Adalet Bakanı’nın “Bırakın adâlet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Yargı konjonktüre, birilerinin dediğine bakmaz; yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasaya bakar” ifadeleri, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı toplumda biriken öfkeyi dindirmenin ötesine geçmiyor.

En son “Adâlet, hukuka bağlılık dışında her türlü bağlılığı reddeden hakikî hukukçuların sayesinde tecelli edecektir. Yargının yegâne ideolojisi adâlettir; yargı ele geçirilecek bir merci değildir, asla el değmeyecek, el uzatılmayacak bir mercidir” ifadesi, mensubu olduğu siyasî iktidarca tepeden “tâlimatlı uygulamalar”la bir defa daha havada kalıyor. Hem de siyasî iktidarın “yargı reformu strateji belgesi” perdesinde tumturaklı söylemlerle hazırlanan “yargı paketleri”yle…

Ve yine yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile yargıçların sadece hukuka bağlı kalarak karar vermelerinin demokratik hukuk devletinde hayati önemine dikkat çeken AYM Başkanı’nın “hukuk ve adâlet açığı bir ülkenin geleceği bakımından her türlü açıktan daha tehlikelidir” ikazına rağmen…

Okunma Sayısı: 1456
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Aysuna

    7.7.2021 13:48:49

    Allah(cc)razı olsun Abim..."Bütün dünyâyı verseler ve buna karşılık bir karıncanın ağzındaki taneyi almamı isteseler,bu zulmü yapmam."Hz.Ali(ra)...Ahhh insanoğlu üç günlük dünyâ için değer miydi?Yazık ettin kendine..Yazık!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı