"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kıyamette adaletli yöneticinin yeri neresidir?

14 Haziran 2019, Cuma
Yönetici, yönettiği kişiler arasında sevgi‐saygı ekseninde adaletle hükmetmek zorundadır. Şayet yönetici bunu başarabilirse, Hz. Peygamber’in (asm) şu müjdelerine nail olur: “Kıyamet günü bana insanların en yakını ve en sevgilisi, adaletle hükmeden yöneticidir. Bana en sevimsizi ve en çok azap çekecek olanı ise, zalim yöneticidir.” “Hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah, yedi zümreyi kendi arşının gölgesinde gölgelendirir. Bu yedi zümreden ilki, adaletli yöneticidir.”

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi Doç. Dr. Hüseyin Kurt Semineri - 3

***

Adalet Kavramının Güncel Değeri Üzerine

Kur’ân’da adalet kavramının kullanım biçimlerini ve ihtiva ettiği manaları dikkate alarak bu evrensel erdemi günümüze ışık tutacak şekilde şöylece değerlendirebiliriz:

1. Yüce Allah, Kur’ân’da adaletin kaynağı ve ilk uygulayıcısı olarak bizzat kendi Zâtını zikretmektedir. Çünkü Allah’ın sözü dosdoğru ve adaletlidir. Bu doğrultuda insanın dünya hayatında sergilediği bütün davranışlar, âhirette eksiksiz tartılacak ve bunların karşılığı sevap-günah dengesine göre tastamam verilecektir.

2. Kur’ân’da Yüce Allah’ın açık delillerle peygamberler göndermesinin en temel gerekçesi olarak, insanlar arasında adaletin temin edilmesi gösterilmektedir. Yine Kur’ân’a göre adalet insanların irade, heva ve heveslerine terk edilemeyecek kadar önemli bir değerdir. Söz konusu değerin hayat bulmasında en önemli unsur, insandır. Yani bir toplumda adalet o toplumu oluşturan bireylerin insanî, İslâmî ve ahlâkî davranışlarıyla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle adaleti ihlâl etmek, İslâmî ve ahlâkî olmayan bir davranıştır. Bu noktada İslâm, ahlâkî ve insanî bir davranış olan adaletli olmayı bireye emretmekte, onu nefsinin arzu ve isteklerine boyun eğmekten men etmektedir.

ADALETİN VAZGEÇİLMEZ PRENSİBİ

3. Adalet kavramının “eşitlik” anlamından hareketle toplumun bireyleri arasında kanunların eşitlik ilkesine göre uygulanması ve herkesin kanun karşısında eşit tutulması, hukukta adaletin vazgeçilmez prensibidir. Bu noktada İslâm, işlediği suçun cezasını çekme konusunda zengin‐fakir, yönetici‐yönetilen ayırımı yapmamaktadır.

Hz. Peygamber de (asm) toplumun fertleri arasında adalete aykırı davranışların olumsuz sonuçlarına dikkat çekmiş, Nisâ 135 ve Mâide 8 gibi âyetlerde emredilen “Şahitliği Allah için yap, bizzat kendinin ya da en yakınının aleyhine de olsa adaleti dimdik ayakta tut” gibi talimatlardan hareketle, “Allah’a yemin ederim ki, kızım Fâtıma da hırsızlık yapsa, onun da elini keserim” buyurmuştur. Yine o, “Ey Müslümanlar! Siz Allah’ın tesbit ettiği cezaları (akrabalık veya toplumdaki gücü açısından size) yakın olsun uzak olsun herkes hakkında dosdoğru uygulayın! Sakın hiçbir kınayanın kınaması sizi bu konuda alıkoymasın!” ifadelerini kullanmıştır. Çünkü insan, hangi kararın gelecekte hayır veya şer getireceğini bilemez. Dolayısıyla ona düşen adaletle hükmetmek ve işin sonucunu Allah’a bırakmaktır.

4. Konusu insanlar arası ilişkiler olan dâvâlarda adaleti tesis edecek hâkimin ilk görevi, her iki tarafı dinledikten sonra hüküm vermektir. Aksi takdirde bir tarafın beyanlarını dikkate alarak verilebilecek olası bir karar, diğer tarafın mağdur olmasına neden olur ki, bu durum İslâm’ın adalet prensibine aykırıdır.

KUL HAKKI

5. Kul hakkından kaçınmak, âdil bir insan olmanın en belirgin özelliklerindendir. Bu bağlamda Hz. Peygamber (asm) insanlara örnek olmuş ve Mahşer Günü kul hakkı ile Yüce Allah’ın huzuruna çıkmamak için onlarla dünyada iken helâlleşmek istemiştir. Zira dünyada hak sahibine hakkını vermek, âhiretteki helâlleşmeden daha kolaydır.

6. Günümüzde bir adaletsizlik uygulaması olarak göze çarpan adam kayırma, torpil, iltimas, işi ehline vermeme gibi davranışlar da son derece önemli bir kul hakkı ihlâlidir. Durumun vahameti nedeniyle Hz. Peygamber (asm) şunları ifade etmektedir: “Müslümanları yönetme işini üstlenen kişi, bir kimseyi kayırarak göreve getirirse, Allah’ın lâneti onun üzerinedir. Allah onun ne nafile ne de farz ibadetini kabul eder ve nihayet onu Cehenneme sokar.” “Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekle! Bir Bedevî, ‘emanet nasıl zayi olur, yâ Rasûlallah?’ diye sorunca Hz. Peygamber (s), “iş, ehli olmayan kimseye verildiğinde kıyameti bekle” buyurur.

Demek ki, hangi seviyede olursa olsun, yönetimi elinde bulunduran kişi, herhangi bir insanı bir işi yapmakla görevlendireceği zaman son derece âdil bir yaklaşımla, söz konusu işi yapmaya en lâyık olan kişiyi seçmelidir. Aslında böyle bir yaklaşım, ilgili işin başarılı bir şekilde yürütülmesi adına da önemlidir. Şayet işi en iyi yapacak kişi yerine, âdil olmayan yöntemlerle ehil olmayan kişiler iş başına getirilirse, bu durum o toplumun felâketi demektir. Bu nedenle yönetici, kişiye göre iş planlaması yapmak yerine, işe göre en liyakatli insanı seçmek zorundadır.

ADİL OLMAK

7. Yönetici, hem kendini hem de yönettiği insanları en üst düzeyde saadete kavuşturmak için âdil olmak zorundadır. Çünkü adaletsizlik, toplumda kin, nefret, düşmanlık ve parçalanma gibi olumsuz davranış ve sonuçların meydana gelmesine sebep olur. Bu çerçevede kuvvetini  insanî birlik ve beraberlikten alan İslâm’a göre, toplumsal barış ve huzurun tesis edilmesi için yönetici ile halk arasında karşılıklı birtakım hak ve sorumluluklar vardır. İşte bu hak ve sorumlulukların en ideal şekilde yerine getirilmesini sağlayan adalettir. Örneğin yöneticinin sorumluluklarından birisi, halk arasında sevgi ve saygıya dayalı bir sosyal yapı oluşturmak ve bu yapıyı korumaktır.

Buna mukabil, halkın görevlerinden birisi de söz konusu ortamı oluşturan yöneticiye karşı sevgi ve saygı duymaktır. Çünkü adaletin gerçekleşmesini kolaylaştıran etkenlerden belki de en önemlisi, toplumun fertleri arasında muhabbeti tesis etmektir. Bu ortamı sağlama görevi, ilk önce toplumu yöneten bireye aittir.

Bu itibarla yönetici, yönettiği kişiler arasında sevgi‐saygı ekseninde adaletle hükmetmek zorundadır. Şayet yönetici bunu başarabilirse, Hz. Peygamber’in (asm) şu müjdelerine nail olur: “Kıyamet günü bana insanların en yakını ve en sevgilisi, adaletle hükmeden yöneticidir. Bana en sevimsizi ve en çok azap çekecek olanı ise, zalim yöneticidir.” “Hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah, yedi zümreyi kendi arşının gölgesinde gölgelendirir. Bu yedi zümreden ilki, adaletli yöneticidir.”

TOPLUMDA ADALETİN ÖNEMİ

8. İnsan, tek başına mutlu olabilecek bir varlık değildir. Onun hem sevgiye meyilli yapısı hem de ihtiyaçlarını yalnız başına karşılayamayacak olması, toplum içerisinde yaşamasını zorunlu kılmaktadır. İşte insanın sosyal hayata olan bu ihtiyacı, onda fazilet ve erdem sahibi bir toplumun üyesi olma duygusunu geliştirmektedir. Bu da ancak adaletle mümkündür.

9. Herkesin sosyal üretimden hakkını alması ve hiç kimsenin ötekini istismar etmeden topluma katkısının karşılığını elde etmesi, iktisâdî adalet olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda toplumun fertleri, sosyal ve toplumsal verimliliğe sağladıkları katkı oranında hakkını alacak ve hiç kimsenin kimseyi istismar etmesine fırsat tanınmayacaktır. Bu konuda Kur’ân’da şu ifadeler yer almaktadır:

“Ölçüyü tam yapın, eksik verenlerden olmayın, doğru terazi ile tartın, insanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın!” (Şuârâ, 26/181-183)

10. Toplumun fertleri arasında adalet önemli olduğu gibi toplumlar arası ilişkilerde de adalet son derece önemlidir. Zira uluslar arası ilişkilerde arzulanan verimliliği elde etmek, ancak toplumları yönetenlerin âdil olmasıyla mümkündür.

MEDİNE SÖZLEŞMESİ

Hz. Peygamber’in (asm) Hicret’ten sonra Muhâcir‐Ensâr kardeşliğini tesis edip, Medine’deki Yahudi ve Hıristiyanlarla Medine Sözleşmesini imzalaması, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan toplumları arasında hak ve adaleti sağlamaya yönelik bir çabadır. Bu çabanın olumlu sonuç vermesi, tarafların antlaşma metninde taahhüt ettikleri hükümlere sadâkat göstermeleriyle mümkündür. Zaten İslâm da ahde vefayı emretmekte, onun bizzat güç ve kuvvet olduğunu dile getirmektedir. Dolayısıyla bireysel, toplumsal ve uluslar arası ilişkilerde güç ve kuvvet, hak ve adaletin önüne geçmemelidir. Zira güçlü‐kuvvetli olmak, haklı olmak anlamına gelmemektedir.

Sonuç olarak: Yüce Allah’ın insanlara emrettiği en önemli ilkelerden birisi adalettir. Kur’ân’da adaletin kaynağı ve ilk uygulayıcı olarak Yüce Allah zikredilmektedir. O, açık delillerle peygamberler göndermesinin en temel sebebini, insanlar arasında adaletin sağlanması olarak zikretmektedir.

ADALETİN OLMADIĞI YERDE DÜZEN OLMAZ

Adalet kavramının “eşitlik” anlamına istinaden insanlar arasında kanun ve kuralların eşitlik prensibine göre uygulanması, herkesin kanun önünde eşit olması ve hiç kimseye haksızlık yapılmaması hukukta adaletin temel prensibidir. İnsanlar arasında adaletin uygulanması sırasında tek tarafın ifadesiyle yetinmek veya peşin hükümlü davranmak adaletin ruhuna aykırıdır. Bu sebeple âdil bir yargılama için tarafları dinlemek ve onlara kendilerini savunma hakkı tanımak esastır.

Âdil insan olmanın en temel şartlarından birisi, kul hakkından kaçınmaktır. Günümüzde bir adaletsizlik uygulaması olarak görülen adam kayırma, torpil, işi ehline vermeme, iltimas gibi davranışlar son derece korkunç kul hakkı ihlâlleri ihtiva etmektedir. Kur’ân’a göre yöneticilik de yöneticiyi seçmek de birer emanettir. Dolayısıyla seçmen yönetici tercihinde bulunurken âdil davranmak zorunda olduğu gibi yönetim erkini eline geçiren idareci de yönettiği insanlar arasında âdil bir yönetim sergilemek zorundadır. Aksi tutumlar, emanete ihanettir.

Günümüzde dünyanın değişik coğrafyalarında masum insanlar ekonomik, etnik, dinî ya da ideolojik gerekçelerle öldürülmekte, zulüm ve işkenceler uygulanmaktadır. Allah’ın en güzel şekilde yarattığı ve şerefli kıldığı varlığa insanca yaşama hakkı tanınmamakta, insanlık onuru ayaklar altına alınmakta ve çağdaş evrensel hukukun bile kabul ettiği insan hakları ihlâl edilmektedir. Bu durum, Kur’ân’ın emrettiği evrensel adalete tamamen aykırıdır.

Bütün bunlar dikkate alındığında, bireysel olarak mutlu, ulusal ve uluslar arası düzeyde huzurlu bir dünya inşa etmek, ancak herkesin hakkına razı olması, insan hakkı ihlâllerinin sona ermesi, ilâhî ve evrensel mesajlara sadâkat gösterilmesi ve insanlar ve toplumlar arası müsbet ilişkilerin temelini oluşturan adalet ve hakkaniyet ilkesine yeniden bir duyarlılık kazandırılmasıyla mümkündür. Aksi takdirde adaletin olmadığı yerde hak, hakkın olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde dirlik ve düzen olmaz. Bu dirlik ve düzeni sağlayıp dünya barışını temin etmek için, dünyadaki her insan sorumluluk almak zorundadır.

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 1143
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı