"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’un menbaı olan âyetler

04 Haziran 2020, Perşembe
Hizbü’l-Kur’ânü’l-Muazzam, Bediüzzaman Hazretlerinin, bütün Risalelerin hususî menbaları, madenleri olan binden ziyade âyât-ı Kur’âniyeyi, kendi Kur’ân’ından işaretler koyup bir Hizb-i Âzam-ı Kur’ânî yapmak niyet etmesi ile ortaya çıkmıştır.

Risale-i Nur’da Evrad, Ezkâr ve Münâcât (4)
DİZİ: ALİ DEMİR - MUSTAFA USTA

k. Tazarru ve Niyaz:

Bediüzzaman Hazretleri tarafından hazırlanan bir virddir. Ayrıca Mecmuatu’l-Ahzab’ın içinde yer alan Gavs-ı Âzamın “İlâhî ez-Zünubu ahresetnî...” diye başlayan duâsını Üstad Hazretleri, değişik yerlerinden alıntılar yaparak ve bazı ifadeleri değiştirerek buraya koymuştur.

2.2. Hizbü’l-Kur’ânü’l-Muazzam / El-Hizbü’l-Kur’ânü’l-Ekber ve’l-Virdü’l-Kur’ânü’l-Â’zam

Okumasında hiçbir vesvesenin gelmediği, Risale-i Nur’un bütün esaslarını ve hakikatlerini cem eden, şuhur-u mübarekedeki pek çok bereketlere ve nurlara ve sevaplara medar olan, Bediüzzaman Hazretleri tarafından Kur’ân’ın en sevaplı âyetlerinden tertip edilen münâcâttır. Bediüzzaman Hz. Bütün Risalelerin hususî menbaları, madenleri olan binden ziyade âyât-ı Kur’âniyeyi, kendi Kur’ân’ından, evvelce işaretler koyup bir Hizb-i Âzam-ı Kur’ânî yapmak niyet etmesi ile bu eser ortaya çıkmıştır. Üstad Hz. bu eseri hazırladıktan sonra Risale-i Nur mensuplarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için gönderir. (Bkz. Kastamonu Lâhikası, s. 54)

Bu emsalsiz eser aynı zamanda Risale-i Nur’un menbaı olan âyetleri ihtiva etmektedir. Bu yönüyle de Risale-i Nur’un madeni, esası, ruhu ve hakikatidir. Hizb-i Muazzam; “Herkese, hususan her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya fırsat bulamayan ve hafız olmayanlara tamam Kur’ân’ın bir nümune-i kudsisi, hem tamam Kur’ân’ın tevafuklu tabında bir misal-i musağğarı ve müjdecisi(dir). Hem maddî ve lâfzi ve manevî parlak bir i’caz göstermesi gibi pek çok hasiyetleri var(dır) (…) ve onun tabına ve neşrine çalışmışlara çok büyük hayırlar kazandırır.” (Emirdağ Lâhikası, s. 76).

Bediüzzaman Hazretleri’ne isimsiz gelen bir mektupta üç şüpheden bahsedilir ve bu üç şüpheye binaen üç itiraz vardır. Bunlardan biri de Hizbü’l-Kur’ân’dır. Üstad Hazretleri’nin vermiş olduğu cevaptan anladığımız kadarıyla Kur’ân-ı Kerîm’den böylesi hususî virdlerin çıkarılamayacağı yönünde bir görüş ileri sürülmüştür. Bediüzzaman Hz. ise çıkarılabileceğine dair Emirdağ Lâhikası adlı eserinde şunları söyler: 

“Risale-i Nur’un üstadı ve me’hazı ve Said’in de çok zamandan beri bir virdi olan bazı âyetler, bir hizb-i Kur’ânî sûretinde bir kısım talebelerin arzularıyla kaleme alınmış. Sonra da tab edilmiş ve dört beş mahkemenin de gösterdiği ehl-i vukuf ulemaları ve hatta Diyanet Riyaseti Dairesi ve İstanbul’un Fetva Dairesi’ndeki Tetkik-i Kütüb-ü Diniye Heyeti’nden hiçbir âlim ve ehl-i vukuf ulemaları itiraz etmemişler. Belki takdir edip tahsin etmişler. Çünkü başta sahabeler ve matbu Mecmuatü’l-Ahzab’da bulunan Hazret-i Üsame Radıyallahu Anh hizb-i Kur’ânîsi ki, her bir günde bir kısmını okumakla taksim edilmiştir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın büyük bir kumandanı olan Hazret-i Üsame Radıyallahü Anh, bir gün “hamd”e ait, bir gün “istiğfar”a ait âyetler, bir gün “tesbih”e ait, bir gün “tevekkül”e, bir gün de “selâm” lâfzına, bir gün de “tevhid” ve “Lâ ilâhe illâ Hû”ya ait, bir gün de “Rab” kelimesine ait bütün Kur’ân’dan müteferrik sûrelerden bir hizb-i Kur’ânî çıkarmış, kendine bir vird eylemiş. Demek böyle hizblere izn-i Peygamberî (Aleyhissalâtü Vesselâm) var. Hem bizim hizb-i Kur’ân’ımız iman hakikatlerine dair âyetleri, hususan sûreler başlarındaki âyetleri cem ettiğinden, başlarında yazılmış. Bu hizb, tamam-ı Kur’ân’ı okumaya büyük bir şevk verir, noksaniyet vermez. Hem yirmi günde okunacak arzu edilen bazı imanî âyetler bir iki günde bu hizipte okunduğundan, bir zaman bütün sûrelerin başında bir kısım âyetleriyle beraber, Risale-i Nur’un esasları olan bazı âyat-ı imaniyeyi kendime vird eylemiştim. Sonra bir hizb sûretine girdi.” (Emirdağ Lâhikası, s. 480).

2.3. Hizb-i Nuriye / Hizbü’l- Ekberi’n-Nuriye / Risale-i Nur’dan Hizbü’l-Virdi’l-Ekber

Hizb-i Nuriye; “Kâinatta hâlık’ını soran bir seyyahın müşehadatıdır.” (Şuâlar, s. 129) ifadeleriyle başlayan, mana-i harfi ile eşyanın halka bakan yüzünden Hâlık’a bakan yüzünü görmeye vesile olan, Kur’ân-ı mücesseme-i kâinatın gayet parlak tevhit delillerinin bir küçük mecmuası ve Risale-i Nur’un bir hülâsası olan Âyet-ül Kübra Risalesi’nin bir hülâsasıdır. (Bkz. Emirdağ Lâhikası, s. 99, Hizbü’l Envari’l- Hakaikı’n- Nuriye, s. 507).

Risale-i Nur Külliyatı’nda “Risale-i Nur’un menbaı olan Hizbü’n-Nuriye,” (Bkz. Tarihçe-i Hayat, s. 182) Üstad Hazretleri’nin Arapça yazmış olduğu bir tefekkürnamedir. 

Risale-i Nur’daki hakikatleri ihtiva eden bu virdin kısa özetini Üstad Hz, 15. Şuâ’nın İkinci Makamı’na almış ve başına şu kısa giriş cümlesini yazmıştır: 

“İşte Arabi Hizb-i Nuri’nin hülâsat-ül hülâsasından daimî, tefekkürî bir virdim ve Allahü Ekber cümlesinin otuzüç mertebesinden üç mertebeyi beyan eden bu gelen Arabî fıkranın bir nevi tercümesi içinde kısa işaretlerle ülema-i ilm-i kelâmı ve akide ülemasını pek çok meşgul eden ilim ve irade ve kudret-i İlâhiye’nin kâinattaki cilveleriyle, onları ayne’l-yakin iman ile tasdik ve onlarla Vâcib-ülVücud’un bedahetle mevcudiyetine ve vahdaniyetine ilmel yakîn tasdik ile tam iman etmeye yol açan bu Arabî fıkradır.” (Şuâlar, s. 671).

Bu eserde kâinatın bütün âlemleri sayılarak, Âyetü’l-Kübra’daki hakikatler açıklanır. Bediüzzaman Hz. Hizbü’l-Ekber’deki otuz üç kelime-i tevhidin her birisinin kâinatın bir tabaka-i mahlûkatının lisan-ı haliyle söylediği o kelimeyi, o lisan gibi söylediğini, böylece o küllî lisan-ı halin kendi cüz’î lisan-ı kâli ile aynı olduğunu belirtir (Emirdağ Lâhikası, s. 9).

Bediüzzaman, Eski Said’in Yeni Said’e inkılâp ettiği zamandan itibaren, tefekkür mesleğinde gittiği için ‘Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır.’ mealindeki hadis-i şerifin sırrını aradığını, her iki senede o sırrın suret değiştirerek ya Arapça ya da Türkçe bir Risaleyi netice vererek devamlı olarak suret değiştirdiğini söyler. Arapça telif edilen Katre Risalesi’nden, ta Âyetü’l- Kübrâ Risalesi’ne kadar, o hakikatin suret değiştirerek devam ettiğini ve en son Hizbü’l-Ekber-i Nuriye suretine girdiğini ifade eder (Kastamonu Lâhikası, s. 236).

Bu asırda tabiatı kullanarak beşere zulümatlı bir nazarı vermeye çalışan komitelere karşı bu muazzam eser, küfür karanlıklarını dağıtmış, hem Nakkaş-ı Ezeli’nin kâinat içindeki esma ve sıfatlarını göstermiş hem de âcz ve fakr içinde yuvarlanan beşerin aslî vazifesini hatırlatmıştır. Cevşenü’l-Kebîr ve Risale-i Nur ile birlikte Hizb-i Nûrî, “Kâinatı baştanbaşa nurlandırıyor. Zulümât karanlıklarını dağıtıyor. Gafletleri ve tabiatları parça parça ediyor. Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin, altında saklanmak istedikleri perdeleri yırtıyor. Kâinatı envâıyla pamuk gibi hallaç ediyor. Taraklar ile tarıyor, müşahede ettim. Ehl-i dalâletin boğulduğu en son ve en geniş kâinat perdelerinin arkasında envâr-ı tevhidi gösterir. Ve kozmoğrafyacılar gibi ehl-i fennin, en son ve geniş nokta-i istinadları ve medar-ı gafletleri olan perdelerde de nur-u ehadiyeti gösteriyor. Orada dahi düşmanlarını takip ediyor. En uzak tahassungâhlarını bozuyor. Her yerde huzura yol gösteriyor. Eğer güneşe kaçsa ona der: “O bir soba, bir lambadır. Odununu, gaz yağını veren kimdir? Bil, ayıl” diye başına vurur. Hem kâinatı baştan başa aynalar hükmünde tecelliyât-ı esmaya mazhariyetlerini öyle gösteriyor ki, gafletin imkânı olmuyor. Hiçbir şey huzura mani olmuyor. Ehl-i tarikat ve hakikatin huzur-u daimî kazanmak için kâinatı ya nefiy etmek veya unutmak ve hatıra getirmemek gibi değil, belki kâinat kadar geniş bir mertebe-i huzuru kazandır(ıyor).” (Zülfikar, s. 471).

Hizb-i Nûrî’nin Risale-i Nur’da Zülfikar adıyla tesmiye edilmesi de bundandır (Bkz. Kastamonu Lâhikası, s. 235). Malûmdur ki Zülfikar Hz. Ali’ye Resul-ü Ekrem (asm) tarafından hediye edilen iki tarafı keskin kılıcının adıdır. Bu yönüyle de Hizb-i Nuriye hak ile bâtılın arasını ayıran keskin bir kılıçtır. 

Bediüzzaman Hazretleri, Şuâlar isimli eserinde bu konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Bize karşı bu geniş ve ehemmiyetli hücum ve tecavüzün hakikî sebebi Beşinci Şuâ olmadığını, belki Hizbü’n- Nurî ve Miftahü’l-İman, Hüccetü’l- Baliğa olduğunu bu fecirde bir ihtar-ı manevî ile hissettim. Dikkatle Hizb-i Nurî’yi kısmen okudum, Miftah’ı da düşündüm, bildim ki: Zındıklar, küfr-ü mutlak mesleğini bu iki keskin elmas kılıçların darbelerine karşı muhafaza edemediklerinden, bir parça az siyasetle münasebeti bulunan Beşinci Şuâ’yı zahiri bir sebep gösterdiler.” (Şuâlar, s. 346).

Üstad Hz. daha sonra bu virdi özetleyerek, Hulâsatül Hulâsa adında kısa bir virde dönüştürmüştür. Hulâsatü’l Hulâsa ise “Hizbu-l Envari’l-Hakaiki’n- Nuriye”nin içindedir. Hulâsatü’l-Hulâsa ile ilgili yukarıda yeterli bilgi verildiği için şimdilik bu kadarıyla iktifa edeceğiz. 

2.4. Tesbihat

Tesbihat kelimesi; Allah’ı zikretmek, noksanlıklardan yüce tutmak ve şükretmek kelimeleriyle ifade edilebilir. Hususî olarak bu terim namazın akabinde yapılan evrâd ve duâ için kullanılır. Resul-ü Ekrem’in (asm) namazlardan sonra tesbihat yapması dolayısıyla Müslümanlar tarafından her namazından ardından sünnet olarak tesbihat yapılır.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki; Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber, lailahe illallah namazın ve Kur’ân’ın çekirdekleri hükmündedir (Sözler, s. 57).  Resulullah (asm): “Bizim namazımız tesbih, tekbir ve Kur’ân tilâvetinden ibarettir. Onda dünya kelâmı konuşulmaz!” (Nesai, Kitabu’s-Sehiv) demiştir. Dolayısıyla tesbihat namazın bir parçasıdır. 

Ayrıca farz namazların akabinde yapılan duâlar makbul duâlardır. “Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (asm) soruldu ki: ‘Ya Resûlallah! Hangi duâ makbuldür?’ Peygamber Efendimiz (asm): ‘Gecenin son kısmında ve beş vakit namazların arkalarında yapılan duâlar makbuldür.’ buyurdu.” (El-Ezkâr, Nevevî, 66, 67. 2- Câmiü’s-Sağîr, 4/1576).

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1700
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı