Kahramanmaraş şehrimizde meydana gelen hadise ile yüreğimiz dağlandı.
İnsanın, bu tür insanlık dışı hadiseleri tasvir etmeye dili varmıyor. İçimiz de el vermiyor. Görevi başında olan öğretmenimiz Ayla Kara, kendisine emanet edilen çocukları korumak için canını feda etti ve şehit oldu. Yine vefat eden çocuklarımızın da birer Cennet çocuğu olacağına dair müjde teessürlü ailelerin en büyük teselli kaynağı oluyor. Çocuk yaşta canlarından olan bu masum çocuklarımız ahirette ailelerine birer şefaatçi olacaklar. Bugün gözyaşları sel, yürekleri köz olan teessürlü aileler ise inşaallah o gün bu fânî dünyada doyamadıkları çocuklarını doya doya sevecekler. Hem de bir daha kaybetme korkusu olmadan. Ebedî bir hayatta. Acılı ailelerimizin ve Kahramanmaraş şehrimizin başı sağ olsun.
Şimdi bizim yapmamız gereken ilk iş malum hadise üzerinden alınması gereken ana mesajı gözden kaçırmamak olmalıdır. 29. Mektup’ta Üstadımızın üzerinde durduğu çocuk eğitimine dair pasajlar bir asırdır güncelliğini korumaktadır. Çocuklar için aynen şöyle demektedir: “... merhametkâr, kudretli bir Hâlık’ı bilmekle ruhları inbisat edebilir, istidatları mes'udâne inkişaf edebilir.” Bugün bu hakikati aileler ve eğitim bakanlığı ne kadar dikkate alıyor dersiniz? Maalesef bu soruya olumlu bir cevap vermek mümkün değil. Masum çocuklarımız anaokulundan üniversiteyi bitirene kadar, terakkiyat-ı medeniye adı altında maddî ve felsefî dersler ile beslenmek zorunda kalıyor. Bu bir devlet politikası. Ve iyi bir okulun iyi bir iş garantisi olduğunu düşünen aileler tarafından da desteklendiği için sorgulanmadan uygulanmaya devam ediyor. Fakat ama ortaya çıkan olumsuz semptomlar toplum bünyesini rahatsız etmeye başlamıştır.
Çocukların Yaratıcıları ile olan bağlarını sağlamak için eğitim sistemi ve ailelerin üzerine vazifeler düşmektedir. Hem devlet hem aileler bu vazifeleri yaptığı takdirde yaratıcısı ile bağları zamanında yerli yerinde kurulmuş çocuklar ve gençler yetişecektir. Aksi takdirde sadece pozitif dersler ile çocukların dimağlarını doldurmaya devam etmek daha büyük çıkmazlara yol açacaktır.
Bu mesajları dikkate alma zamanı artık gelmiş ve hatta geçmeye başlamıştır. Eğer bu mesajlar dikkate alınmazsa bu tür menfur hadiselere sebebiyet veren bataklığın kurutulması nasıl mümkün olacaktır? Yetkililerimizin elinde bir reçete yok. Onlar da şaşkın. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. İşte Üstadımız Bediüzzaman ve Risale-i Nur adlı eserleri reçetenin bizatihî kendisidir.
Bir sonraki yazımızda ailelerin çocuklarını muvakkaten eğlendirmek için ne tür bilinmezliklere teslim ettiğini ve Üstadımızın sunduğu çözüm yollarını, yazdığı reçeteyi incelemeye devam edelim.