"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Eğitimde asıl mesele tek tipçi sistem

13 Mayıs 2026, Çarşamba 01:09
Prof. Dr. İbrahim Özdemir, eğitimdeki problemlerin dış aktörlerde veya komplo teorilerinde değil, Türkiye’nin kendi eğitim mevzuatında, merkeziyetçi yapısında ve tek tipçi anlayışında aranması gerektiğini söyledi.

YENİ ASYA - NURSEZA PARLAKOĞLU

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, son dönemde Türkiye’de eğitim sistemi ve Fulbright tartışmaları etrafında gündeme gelen iddialara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de bazı meselelerin kaynağını öncelikle dışarıda arama eğiliminin güçlü olduğunu belirterek, eğitim alanında da benzer bir refleksin öne çıktığını söyledi. Özdemir, “Ekonomide kriz olduğunda, enflasyon yükseldiğinde ya da sosyal problemler derinleştiğinde çoğu zaman ‘dış güçler’ söylemi devreye giriyor. Eğitimde de okullarımızın niteliği, gençlerin anlam arayışı, öğretmenlerin meslekî itibarı ve sistemin verimliliği tartışılırken, mesele çoğu zaman içerideki yapısal sorunlar yerine dış aktörlerle açıklanmaya çalışılıyor” dedi.

Asıl problem kendi eğitim mevzuatımızda

Türkiye’de millî eğitimin gerçek probleminin nerede aranması gerektiğini sorgulayan Prof. Dr. Özdemir, cevabın yabancı bir komisyonun faaliyetlerinde değil, Türkiye’nin kendi kanun ve uygulamalarında aranması gerektiğini ifade etti.

Özdemir, “Bu sorunun cevabını nerede aramalıyız? Cevap, yabancı bir komisyonun bürosunda değil, kendi kanunlarımızın metninde gizlidir. 12 Mart 1971 askerî muhtırasının gölgesinde şekillenen ve 12 Eylül 1980 askerî rejimi döneminde bazı yönleriyle pekiştirilen 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu hâlâ yürürlüktedir” değerlendirmesinde bulundu.

Demokratik dönüşüm tamamlanamadı

Prof. Dr. Özdemir, 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun Türkiye’de eğitim sisteminin felsefî ve ideolojik zeminini belirleyen temel metinlerden biri olduğuna dikkat çekti.

Kanunun 2. maddesine işaret eden Özdemir, Türk Millî Eğitiminin genel amaçları arasında yer alan ifadelerin, uzun yıllar boyunca eğitim sisteminin merkezî ve tek tipçi karakterini beslediğini söyledi. Özdemir, “Bu maddeler ve bu maddelerin şekillendirdiği eğitim anlayışı, askerî vesayet dönemlerinden kalan yönleriyle yeterince tartışılmamış, kapsamlı biçimde sorgulanmamış ve demokratik bir dönüşüme kavuşturulamamıştır” dedi.

Özdemir’e göre Türkiye’de hangi siyasî iktidar görevde olursa olsun, eğitimdeki temel şikâyetler büyük ölçüde benzer kalmıştır. Ezbercilik, eleştirel düşünceye kapalılık, bireysel kabiliyetleri geliştirmeyen müfredat anlayışı ve tek tip insan yetiştirme hedefi bu şikâyetlerin başında gelmektedir.

Prof. Dr. Özdemir, “Bunların kaynağına inildiğinde, karşımıza tekrar tekrar aynı temel mesele çıkıyor: 1739 Sayılı Kanun ve onun etrafında oluşan eğitim paradigması” ifadelerini kullandı.

Eğitim tartışmaları metne dayanmalı

Son dönemde Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu etrafında ortaya atılan iddiaları da değerlendiren Özdemir, eğitim tartışmalarının belgeye, hukukî metinlere ve tarihî bağlama dayanması gerektiğini vurguladı.

Özdemir, “Bir akademisyenin ya da gazetecinin en temel sorumluluğu kaynağa gitmek, belgeye bakmak ve meseleyi bağlamı içinde değerlendirmektir. Eğitim gibi hayatî bir konuda da aynı ciddiyet gösterilmelidir” dedi.

Komplo teorilerinin zihinleri meşgul ettiğini, fakat gerçek problemleri çoğu zaman görünmez hale getirdiğini belirten Özdemir, “Asıl cesaret, dış düşman aramak değil, kendi kurumsal mirasımızı eleştirel gözle okuyabilmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Özdemir, millî eğitimin sağlıklı biçimde tartışılabilmesi için 1739 Sayılı Kanun’un, müfredat anlayışının, öğretmen yetiştirme politikalarının ve 2002’den bu yana görev yapan Millî Eğitim Bakanlarının uygulamalarının kişiselleştirilmeden eleştirel şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye darbe dönemi mirası tek tipçilikle yüzleşmeli

Fulbright Programı’nın 1946 yılında ABD Senatörü J. William Fulbright’ın girişimiyle başlatılan bir akademik değişim programı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özdemir, programın farklı ülkeler arasında akademik ve kültürel iletişimi geliştirmeyi hedeflediğini ifade etti.

Özdemir, programın akademisyen, öğrenci ve sanatçı değişimi üzerinden entelektüel diyaloğu güçlendirmeyi hedeflediğini belirterek, bugün çok sayıda ülkede benzer akademik değişim programlarının yürütüldüğünü kaydetti.

Bununla birlikte Fulbright isminin tarihî olarak bütünüyle tartışmasız bir figür olmadığını da belirten Özdemir “J. William Fulbright, uluslararası akademik değişim fikrinin öncü isimlerinden biri olarak bilinse de, Amerikan iç siyasetindeki bazı tutumları, özellikle sivil haklar ve ırk ayrımcılığı tartışmaları bağlamında eleştirilmiştir. Bu sebeple Fulbright mirası tek yönlü ve mutlak bir övgü diliyle değil, tarihî bağlamı içinde dengeli biçimde değerlendirilmelidir” dedi.

“Ancak bu tarihî tartışmalar, Türkiye’deki eğitim problemlerinin kaynağını belgesiz komplo teorilerinde aramayı haklı kılmaz” diyen Prof. Dr. Özdemir’e göre asıl mesele, Türkiye’nin kendi eğitim mevzuatı, merkeziyetçi yapısı, tek tipçi anlayışı ve darbe dönemlerinden devralınan ideolojik kalıplarıyla yüzleşebilmesidir.

Batı ile ilişkiler toptancı bir dille okunmamalı

Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin tarih boyunca farklı çevrelerde farklı tepkilere yol açtığını belirtti. Özdemir’e göre, Kemalist-ulusalcı çevrelerle Batı ile ilişkileri bütünüyle tehdit olarak okuyan bazı dinî-siyasî çevreler, farklı gerekçelerle de olsa benzer bir endişe dilinde buluşabilmektedir.

Fulbright etrafındaki tartışmaların da zaman zaman bu zeminden beslendiğini ifade eden Özdemir, “Türkiye’nin Batı ile kurduğu her ilişkiyi peşinen tehdit olarak görmek doğru değildir. Elbette her uluslararası ilişki eleştirel akılla değerlendirilmeli, ancak bu değerlendirme belgeye, yetki analizine ve tarihî bağlama dayanmalıdır” dedi.

Özdemir, 2003-2010 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Dışişleri Genel Müdürü olarak görev yaptığı Fulbright Komisyonu hakkında dile getirilen bazı iddialara katılmadığını ifade etti. Özdemir, “Bu konuda ortaya atılan iddiaların önemli bir kısmı, antlaşma metni ve komisyonun hukukî yetkileri dikkate alınmadan dile getiriliyor. Oysa meseleye bakarken önce belgeye ve kurumsal yetki sınırlarına bakmak gerekir” dedi.

Benzer programlar birçok ülkede yürütülüyor

ABD’nin çok sayıda ülke ile benzer akademik değişim programları yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Özdemir, 2005 yılında misafir öğretim üyesi olarak bulunduğu Endonezya’da da Fulbright Eğitim Komisyonu Başkanı ile görüştüğünü ve programın o ülkede de akademik çevreler tarafından faydalı görüldüğünü söyledi.

Özdemir, buna rağmen 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de Fulbright Komisyonu hakkında çeşitli iddiaların gündeme getirildiğini belirterek, bu iddiaların çoğunun doğrudan antlaşma metni veya komisyonun fiilî yetkileri üzerinden değil, birbirini tekrar eden yorumlar üzerinden dolaşıma girdiğini ifade etti.

John Dewey raporu da tartışmanın parçası

ABD’li felsefeci John Dewey’in 1924 yılında Türkiye’ye davet edildiğini ve Türk eğitim sistemi üzerine kapsamlı bir rapor hazırladığını hatırlatan Prof. Dr. Özdemir, Dewey’in bireysellik, eleştirel düşünce ve demokratik eğitim anlayışına yaptığı vurguların yeterince hayata geçirilemediğini söyledi.

Özdemir, “Tek parti döneminin merkeziyetçi ve otoriter siyasal şartları içinde, Dewey’in bireyselliğe, eleştirel düşünceye ve demokrasiye vurgu yapan yaklaşımı tam anlamıyla uygulanamadı. Bu da Türkiye’de eğitim sisteminin niçin daha çoğulcu ve hürriyetçi bir zemine kavuşamadığını anlamak bakımından önemlidir” dedi.

Eğitimde hürriyetçi ve çoğulcu dönüşüm ihtiyacı

Prof. Dr. Özdemir, Fulbright Komisyonu’nun Türk eğitim sistemini belirleme, müfredatı yönlendirme veya hükümet üzerinde yaptırım uygulama yetkisine sahip olmadığını belirterek, asıl tartışmanın Türkiye’nin kendi eğitim sistemi üzerinde yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

Özdemir’e göre, Türkiye’de eğitimde esas ihtiyaç; tek tipçi anlayıştan uzak, hür düşünceyi teşvik eden, öğrencinin kabiliyetlerini geliştiren, öğretmenin meslekî itibarını güçlendiren, demokratik ve çoğulcu bir eğitim sistemidir.

Prof. Dr. Özdemir, “Eğitimde gerçek reform, dış aktörler üzerinden yürütülen tartışmalarla değil, kendi mevzuatımızı, kurumlarımızı ve uygulamalarımızı cesaretle gözden geçirmekle mümkün olabilir” dedi.

Okunma Sayısı: 216
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı