"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mehmed Âkif yaşıyor ve yazıyordu

09 Mart 2014, Pazar
İstiklâl Marşımızın kabulünün 93. Yıl dönümü münasebetiyle, Şair ve Yazar Mustafa Özçelik ile Mehmed Âkif hakkında yaptığımız röportajı takdim ediyoruz.

Sizi daha çok şiirlerinizle ve şair kimliğinizle tanıyoruz, ama Âkif’le ilgili de çalışmalar yapıyorsunuz. Bunun şiir ortak paydası dışında daha özel sebepleri olmalı. Ne dersiniz?
Haklısınız, edebiyata şiirle başladım. Şu ana kadar sekiz şiir kitabım yayımlandı. Şiirden sonra ilgilendiğim bir diğer alan biyografi oldu. Bu bağlamda medeniyetimizin önemli şahsiyetlerini anlatan kitaplar kaleme aldım. Bunlar arasında iki isim öne çıkar. Bunlar Yunus Emre ile Mehmed Âkif’tir. Bu, bilinçli bir seçimin sonucudur. İkisi de yıkılışlar asrında yeni bir inşa faaliyetinin isimleridir. Devirleri, dilleri, söyleyiş biçimleri faklı olsa da aynı misyonun insanlarıdır. Yunus Emre’yi şimdilik bir yana bırakacak olursak Mehmed Âkif’e eğilmemin sebeplerini şöyle özetleyebilirim. Mehmed Âkif, hem şiiri hem fikir dünyası, hem mücadelesi ve hepsinden önemlisi karakteriyle çok özel bir isim. Onu bu yüzden hem kendime örnek almaya çalıştım hem de örnek bir şahsiyet olarak insanlara tanıtmaya çalıştım. “Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı”, Mehmed Âkif ve Çanakkale” ve “Gençler için Mehmed Âkif ve Safahat” isimli kitaplarım işte bu niyet ve gayretin ürünü olarak ortaya çıktı. İnşallah bunları yenişleri takip edecek.

İstiklâl Marşımızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’u siz bize nasıl anlatırsınız?
Mehmed Âkif, hayatı, şahsiyeti, fikirleri, san’atı ve mücadelesi hakkında en çok kitap yazılan şahsiyetlerimizin başında gelir. Hâlâ benzer kitapların yayımlandığı düşünülecek olursa Âkif’i bir kaç cümle içinde anlatmanın imkânsız olduğunu siz de takdir edersiniz. Ancak, özet mahiyetinde şunlar söylenebilir. Mehmed Âkif, çok güçlü bir şair, bir mücadele insanı ama bunlardan daha da önemlisi inanmış bir adam ve bir ahlâk ve şahsiyet abidesidir. Bunlara ilâve olarak Âkif’in tefekkür cephesinin de çok güçlü olduğu söylenmelidir. Dolayısıyla bugün de sağlam ve doğru fikirlere sarılacak olanlar, kendilerine her anlamda örnek ve önder bir isim arayanlar Mehmed Âkif’i daha yakından tanımak durumundadırlar.

Mehmed Âkif; “Eyvah! Beş on kâfirin imanına kandık/ Bir uykuya daldık ki cehennemde uyandık” diyordu bir şiirinde. Âkif bugün yaşasaydı İslâm dünyasının durumunu nasıl izah ederdi? Sizce İslâm dünyası derin bir uykuda mı?
Mehmet Âkif, Osmanlı’nın yıkılış döneminde yaşadı. Böyle bir süreçte İslâm milletini asırlık uykularından uyandırmaya, bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye çalıştı. Şiirleri, yazıları ve vaazlarıyla Anadolu’da gerçekleşen Millî Mücadelenin manevî önderliğini yaptı. İslâm coğrafyası bugün de benzer sıkıntıları yaşıyor. Bu yüzden Âkif, maddî varlığıyla aramızda olmasa bile fikirleriyle yine kendisine en çok atıfta bulunulan/bulunulması gereken bir iman ve fikir önderi. Dolayısıyla onun samimî bir İslâm anlayışı, bilgi, erdem, çalışkanlık, ahlakilik, cesaret, kardeşlik, tutarlılık, vatan sevgisi gibi bize kazandırmaya çalıştığı değerler manzumesine bugün de çokça ihtiyacımız vardır. Bugün, o dönemdeki gibi derin bir uykuda olduğumuz belki söylenemez, ama büyük bir kuşatma altında olduğumuz doğrudur. Bu kuşatma yine Âkif’in savunduğu ve telkin ettiği değerlere sarılarak ortadan kaldırabileceğimiz bir kuşatmadır. 

Âkif’in “Uyan ey ehl-i vatan” çağrısını bugünün insanına nasıl duyurabiliriz?
Âkif, sadece söylediği doğrularla kabul görmedi, sevilip benimsenmedi. O savunduğu değerleri şahsında ve hayatında yaşayan bir samimiyet abidesiydi. Yazdığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi yazdı. İnsanlar üzerinde de bu şekilde etkili oldu. Hâlâ sevgiyle, saygıyla anılmasının sebebi de budur. Evet, onun sesi kimi zaman bir çağrı, bir feryat, kimi zaman bir başkaldırı kimi zaman bir duâ mahiyetinde idi. Onu iyi tanıyarak biz de aynı misyonu bugün sürdürmek durumundayız. Kuşanacağımız değerler aynıdır. Bunları her imkân ve vasıtadan yararlanarak insanlara özellikle de gençlerimize çok iyi anlatmalıyız.
 
Âkif’in meşhur “Çanakkale Şehitleri” şiirini Medine’nin “El Muazzam” istasyonunda yazdığı söylenir. Sanki Âkif Çanakkale’yi görür gibi yazmıştır şiiri. Bu hali ve şiirinin yazılış hikâyesini bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Bu şiirinin yazılış hikâyesi Âkif’le ilgili kaynaklarda yer aldığı için burada detaya girmeyelim. Yalnızca şu kadarını söyleyelim. Âkif, bir destan şairidir. Cenk Şarkısı’yla başlayan bu uzun destanın en önemli iki parçası ise Çanakkale şiiri ile İstiklâl Marşı’dır. Gerek bu iki şiir gerekse diğer şiirleri asla masa başında kurgulanmış metinler değildir. O mücadelenin her şeyi ile içinde bulunan Âkif, yaşıyor ve yazıyordu. Bu yüzden onun şiirinin en bariz özelliği kendisinin Safahat’ın başında belirttiği gibi “samimiyet”idir. İsterseniz bu mısralarını hatırlayalım: “Bana sor sevgili kari, sana ben söyleyeyim/Ne hüviyette şu karşımda duran eş’ârım/Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri/Ne tasannu bilirim, çünkü ne de sanatkârım”
 
Âkif’in de mısralarına yansımış olan Çanakkale ruhundan almamız gereken mesaj nedir hocam?
Çanakkale ruhu, din, vatan namus gibi kutsal değerler adına mücadele etmeyi ve bu uğurda ölümü göze alabilmeyi ifade eden bir ruhtur. Çanakkale’de şehit olanlar, bu ruhu mücessemleştirdiler. Âkif, işte böylesi soylu bir mücadelenin destanını ve bu mücadelenin kahramanlarını anlattı. Bu yüzden bu şiir hamasetin  şahikasıdır. Ama onu sadece bu özelliği ile sınırlamak doğru olmaz. Âkif bu şiirinde de bize bir tefekkür kapısı açarak Haçlı zihniyetinin, emperyalist kuşatmanın ne olup olmadığı konusunda da bir bilinç kazandırmak ister. Bu durum, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Zira, topla tüfekle Çanakkale’yi geçemeyenler, sonradan başka yol ve yöntemlerle Çanakkale’yi geçtiler. Kültürleriyle, san’atlarıyla, siyasetleriyle vs. evimizin içine girmeyi başardılar. Hatta kalbimize, zihnimize bile nüfuz ettiler. Meselenin bu boyutu hep akılda tutulmalıdır. Bu, hem şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak hem de bu coğrafyada varoluşumuzu kendi değerlerimizle gerçekleştirebilmek adına önemidir.
 
Mehmed Âkif vefat ettiği zaman sırtından çıkarılan elbise, bir şapka, mavzer tüfeği, İstiklâl madalyası ve bir iki lira para çıktığı bilinir. Onun nasıl onurlu bir hayat yaşadığının sırrı burada mı? Bize ve yaşadığımız çağın insanına nasıl bir ders verir Âkif?
Âkif, Millî Mücadele’nin en mühim simalarından biriydi. Mücadelesini  bir iman ve vatan borcu, sorumluğu olarak düşünüp yaptı. Yazdıklarını/yaptıklarını paraya, şöhrete, makama tahvil etmedi. Söylediğiniz gibi onun hayatı “onurlu bir hayat”tı. Ondan öğrenilmesi gereken asıl ders bu olmalıdır. Zira insanı insan yapan onurudur. Bu değere sahip değilsek hiçbir anlam ifade etmeyiz.
 
İstiklâl Marşımız her yerde okunmakta, söylenmekte. Fakat biz bu marşın içinde barındırdığı anlamı ve hissiyatı ne kadar anlayıp hissediyoruz? Bu konuda neler söylersiniz?
Âkif, tam olarak anlaşıldı mı ki İstiklâl Marşı anlaşılsın. Biz, öze bakma bilincini ne yazık ki yitirdik. İstiklâl Marşı’nı da tıpkı Çanakkale şiir gibi sadece hamaset boyutunda  ele alıyoruz. Oysa bu şiirinin anlam dünyasına girerek bunları görüp anlayıp içselleştirmek durumundayız. Kısaca belirtmek gerekirse İstiklâl Marşı’nın ruhunu şu dört kavram ifade eder. Bunlar din, devlet, vatan ve millet’tir. Bunlar varoşlumuzun olmazsa olmaz kavramlarıdır. Yine bu marş bütün bir geçmişimizin tarihini ve millet olarak tarifimizi ifade eder. Biz İstiklâl Mücadelesini hangi değerlere sarılarak kazandık? Emperyalizmin hedef ve yöntemleri nelerdir? gibi soruların cevabı da bu şiirdedir. İstiklâl Marşı aynı zamanda bir gelecek tasavvurudur. Bu yüzden her kelimesi üzerine çokça düşünmek bu şiiri bir tanımlama ve manifesto metni olarak okumak ve anlamak durumundayız.
 
Âsımın nesli ile nasıl bir nesil düşlüyordu Mehmed Âkif?
Asım kitabı Safahat’ın en çarpıcı bölümünü teşkil eder. Âkif, burada bir nesil tasavvuru çizer. Asım’ın nesli dediği bu nesil, bu ülkenin geleceğini kuracak nesildir. Asım memleketi tehlikeye girdiğinde canını vermekten çekinmeyecek yüksek bir fedakârlık anıtıdır. Vatanseverdir. Bağımsızlık şuuruna sahiptir. Kendi şahsî geleceğini değil ülkesini düşünen insandır. Birer ahlâk abidesidir bu gençler. Çalışkandır, bilgilidir. Mücadelesini hukuk içerisinde yapar. Çağını tanır. İlim ve fenle mücehhezdir.
 
Gençlerimize Âkif’i nasıl anlatmalıyız. Mesajınız ne olur gençlere?
Âkif, bu güne kadar daha çok hatıra ve biyografi tarzı eserlerle ele alındı. Bu, önemlidir, ama yeterli değildir. Hikâyeden romana, şiirden sinemaya, tiyatroya kadar insana ulaşabileceğimiz her yol, yöntem ve vasıta bu amaç için kullanılmalıdır. Gerek Âkif’in hayatı, şahsiyeti ve mücadelesi, gerekse Safahat’ta anlatılan olay ve fikirler bu anlamda çok geniş ve zengin bir malzeme çıkarır karşımıza.  
Teşekkür eder söyleşimizin hayırlara vesile olmasını dileriz.
Ben de size teşekkür ediyor, Mehmed Âkif’i ve şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

RÖPORTAJ-ARZU KONAN
Okunma Sayısı: 3415
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı