"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mevlânâ ve Nur’un yedi rengi

25 Aralık 2011, Pazar
Mevlânâ Celâleddin-i Rumî (ks) Mesnevî’sine şöyle bir girizgâhla başlar: “Dinle, bu ney neler hikâyet eder, Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder”
Yine bir rubaisinde bize ney’den kastının ne olduğunun ipuçlarını verir:
“Ney’i dinle ki neler, neler söylüyor. Allâh’ın gizli sırlarını tekellüm ediyor. Yüzü sararmış, içi boşalmış, başı kesilmiş yâhud neyzenin nefesine terk edilmiş olduğu halde dilsiz ve kelâmsız, Hudâ, Hudâ diyor.”
İşte Hazretin ney’den muradı insandır. Asıl vatanı olan Cennetten nüzul edip, şu gurbet diyarı olan dünyaya geldiği günden beri feryat ve figan ederek ağlayan ve tekrar vatan-ı aslisine döneceği günü bekleyen kâmil insan.
Onun için Mesnevî’de asıl hikâye eden ve ayrılıklardan şikâyet eden bizatihi Mevlânâ’nın kendisidir. Zira o, söylediği beyitleriyle adeta ney’e üfler gibi İlâhî sırları havaya salmakta ve mânâya hasret gönüllere İlâhî hikmet pınarlarından oluk oluk sular akıtmaktadır. Nitekim ney gibi kendisinin de benzi riyazetten sararmış, nefsinin kötü arzularından içi boşalmış, başı her türlü vehmin istilâsından arınmış, kendisini tamamen Rabb-i Rahiminin inayet eline bırakmış, dünya kelâmını kesmiş ve sadece Hak lisanıyla konuşan, cümle kâinat gibi “Allah, Allah” diye sema eden bir aşık olmuştur.
Anadolu o demlerde henüz manevî sahada nakıs bir vaziyeti arz ettiğinden, insanlar çorak toprağın yağmuru intizar ettiği gibi hasretle manevî havayı tekmil edecek mana erlerini beklemeye koyulmuşlardır. Bu bekleyiş kısa bir süre sonra bir lütf-u İlâhî eseri olarak Anadolu’nun her bir yerinde aşk çırağlarının yanmasına ve irfan kazanlarının kaynamasına yol açmış ve birbiri peşi sıra Evhadeddin-i Kirmani, Necmeddin Daye, Muhyiddin-i Arabi, Şihabeddin-i Ömer Es-Sühreverdi, Fahreddin Iraki, Bahaeddin-i Veled, Seyyid Burhaneddin-i Tirmizi, Yunus Emre, Ahi Evran, Hacıbektaş-ı Veli gibi zevât-ı âlişan bu topraklarda zuhur etmişlerdir. Bunlar arasında bilhassa Mevlânâ Celâleddin Hazretleri teşrif ettiği Selçuklu payitahtı Konya’dan bir deniz feneri gibi Anadolu’nun dört bir tarafına ışık huzmeleri göndermiş ve ledünnî sırları halka ifşa ederek adeta onların bakır gibi vücutlarını kimya ilminin marifetiyle altın gibi değerli bir cevhere tebdil eylemiştir.
Allah’ın (cc) tahrikiyle adeta bir meczup gibi deverana başlayan atomların, dünyanın, gezegenlerin, güneşin, yıldızların bu fiilî zikirlerini kalp gözüyle müşahede eden ve âlemde mevcut olan her şeyin sema ettiğini, hatta Allah’ın (cc) Tur-i Sînâ’ya tecellî ettiğinde dağın titremesi hâdisesini bile sevgiliyi temâşâ ederken dağın aşka gelerek raks ve semâ etmesine bir işaret olarak gören Hazret-i Mevlânâ da bu meczup zâkirlerden geri kalmayarak bir vecd halinde semaya başlamış ve Kur’ân-ı Kerim’in manevî bir tefsiri olan Mesnevî-i Şerif o zamanın anlayışına uygun olarak bizzat Hazret-i Peygamber’in (asm) manevî ilham ve telkinleriyle ondan sudûr etmiştir.
Hazret-i Mevlânâ, Kur’ân güneşine yüzünü çevirerek bir ayna gibi ondan parıldayan ışığa âyinedarlık etmiş ve böylece onun gönül aynasından Mesnevî-i Şerif gibi bir hakikat yansıyarak Kur’ân-ı Kerim’in yedi nurundan bir nuruna tercüman olmuştur.
Evet Mevlânâ bir aynadır, Kur’ân ise bir güneş. Ayna güneşe tabidir, ışığa yönelmiştir, ondan yüz çeviremez.
Allah (cc) ise “en Nurlu bir aynası”nda güneşin yedi rengini birden yansıtır:
“Kardeşlerim, kalbime ihtâr edildi ki; nasıl ki, Mesnevi-î Şerif, şems-i Kur’ân’dan [Kur’ân güneşinden] tezâhür eden yedi hakikattan bir hakikatın aynası olmuş, kudsî bir şerâfet almış; Mevlevîlerden başka daha çok ehl-i kalbin lâyemut bir mürşidi olmuş. Öyle de, Risâle-i Nur şems-i Kur’âniyenin ziyâsındaki elvân-ı seb’ayı [yedi rengi] ve o güneşteki renk renk, çeşit çeşit yedi nûru birden aynasında temessül ettirdiğinden—inşâallah—yedi cihetle şerîf ve kudsî ve yedi Mesnevî kadar ehl-i hakikata bâkî bir rehber ve bir mürşid olacak.” (Bediüzzaman, Lem’alar, 28. Lem’a, 14. Nükte)

SERDAR AKTAŞ

[email protected]

Okunma Sayısı: 4273
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı