"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaralı kedi

03 Kasım 2013, Pazar
O gün en zor vizesine girecekti Ayşe. Birinci vizesi de zayıf olduğu için bu vizeden iyi almak zorunda idi. Gece geç saatlere kadar çalıştı. Kendi kendini sınava tabi tuttuğunda oldukça başarılı olduğunu gördü ve moral buldu.
O gün erkenden kalktı. Otobüs durağına kadar akşam çalıştığı konuları kendi kendine bir güzel tekrar etti. Artık bu dersi geçeceğine garanti gözüyle bakıyordu. Çalışacak başka bir konu kalmamıştı.
Konuyu zihninde tekrar edip güzel cevaplar verince, kendi kendine ‘Bu iş tamam’ dedi. Bu konuda güçlüydü artık. Hatta bu durum onun yürüyüşüne bile yansıdı. Şöyle bir etrafına bilgiç bilgiç baktı. Yine kendine kendine ‘Yani bilmek de farklı oluyor’ diyerek böbürlendi.
Ayşe, otobüs durağına gelinceye kadar neler yaşadı neler. Gururlanmanın ne demek olduğunu, bilmenin ne demek olduğunu, bilerek yaşamanın insanın yürüyüşüne nasıl etki ettiğini bir bir yaşadı.
Sonunda otobüs durağına geldi. Sınavına çalışmış olmanın rahatlığı üzerinde idi. Şimdi de otobüs bekliyordu. Kim bilir ne zaman gelecekti?
Durakta beklerken, birden hayali onu memleketine götürdü. Bayram dolayısıyla gittiği memleketinde çok güzel bir bayram tatili geçirmişti. İlk kez ailesinden ayrılmış olmanın verdiği duygu ile annesini, babasını, kardeşlerini, evini, evinin önündeki ağaçları çok, ama çok özlemişti.
Okula gittikten sonra daha önce çok anlam yüklemediği memleketindeki her şey birer anlam içermeye başlamıştı. Okul kendisine özlemeyi öğretmişti. Onun için bayramda annesine, babasına ve kardeşlerine daha bir sıcak sarılmıştı. Çocukluk yılları boyunca evlerinin penceresine yansıyan o dağ manzarasını şimdi daha farklı izliyor ve zevk alıyordu.
Şimdi otobüs durağında, o yaşadığı tatlı hatıraları çoktan yaşamaya başlamıştı bile. Bu duyguları taşıdığı ve yaşadığı otobüs durağını sevdi. Çok da alışamadığı üniversite şehrini ona özlemeyi öğrettiği için seviyordu. Arkadaşlığı, farklı bir şehirde bir kız öğrenci olmayı ve kendi ayakları üzerinde yaşamayı öğrettiği için okulunu da seviyordu. Oysa bir ara neredeyse okulu terk edip gitmeyi bile düşünmüştü.
Bu sırada bir otobüs geldi. Hemen ayağa fırladı, ama bu otobüs onun bineceği otobüs değildi. Yerine tekrar otururken, ‘Neden hayallerimden beni ayırdın?’ diye otobüse kızdı. Tekrar o tatlı hatıraları nasıl yaşayacaktı. Neyse dedi kendi kendine. Yaşadıklarının bu kadarını bile hayalen yaşadığı için oldukça mutlu oldu. Bu mutluluk yüzüne bile yansımıştı. Hatta bir ara kendi kendine bile şöyle bir gülümsedi.
Hayalin ne kadar güzel bir şey olduğunu ilk kez bu kadar içselleştiriyordu. Yine kendi kendine konuşmaktan alamadı kendisini: “Tıpkı sinema gibi, beni alıyor ve yaşamak istediğim dünyaya beni taşıyor. Annemle, babamla, sevdiklerimle beni görüştürüyor. En sıkıntılı ânımda, neşeli zamanlara beni götürüyor. İyi ki hayal var. İyi ki hayal edebilmemiz var. İyi ki hayallerimizden zevk alabilmek var.” derken, bu güzel nimeti kendisine verdiği için, Allah’a şükretti. ‘Hıımmm’ dedi “Sevdiklerimle görüşme duygumu tatmin edebilmem için Allah’ım bana hayal etmeyi vermiş.”
Bu hayaller içerisindeyken, kafasını şöyle bir çevirdiğinde yolun karşı kaldırımında duran bir kediyi gördü. Birden bütün hayalleri kapandı. Adeta yeni bir sayfa açıldı. Ayşe kedileri çok seviyordu. Onun için onunla hemen ilgilenmek istedi. Önce hayallerinden tam olarak sıyrılıp, kedinin karşıdan karşıya geçmek istediğini düşünemedi.
Birkaç cümlelik daha şükür hali yaşadı. Allah benim sevdiklerimi yaratmış. Kalbime verdiği sevmek duygusunun sevileceklerini de yine Kendisi yaratmış. “İyi ki anneler, babalar, kardeşler, arkadaşlar ve kediler, çiçekler yaratılmış. İyi ki kediler var. Onlar hayatımıza güzellik katıyorlar.” derken, gözü kedinin üzerinden ayrılmıyordu. Tam bu sırada kedi çoktan karşıya geçmek üzere hareketlenmişti bile. Ayşe, bir çırpıda ayağa fırladı; ama iş işten geçmişti. Kedi bir sağa bir sola derken, başını kamyonetin tekerleğine çarpmıştı bile.
Ayşe şaşkına uğradı. Kedi yaralanmıştı. Hemen kedinin yanına gidip, uzaktan gelen araçları durdurdu. Kedi, yol ortasında çırpınıyordu. Başına ciddî bir darbe gelmiş olmalıydı.
Ayşe’nin gözleri kediye çarpan araca takıldı. Araç hiç durmadan gaza basıp gitmişti. ‘Neden?’ diye sordu kendine. “Neden hayvanlar bu kadar önemsenmiyor? Neden onlar da bir canlı gibi düşünülmüyor?” dedi seslice.
Ama kedinin etrafına onlarca insanın toplanmasına sevinmişti. Hatta araç sahiplerinden birisi, “Kardeşim, şu kutucuğun içine onu al, ben onu veterinere götüreyim” deyince çok mutlu oldu. Ama kedinin acılar içinde kıvranması, insanları ağlatmıştı. Kediyi yavaşça aldılar ve araca koydular.
Ayşe, adama çok teşekkür etti. Ama kafasında kediye çarpıp kaçan ile kediyi alıp veterinere götüren iki insan tiplemesi geldi gitti. Yine kendi kendine, ‘Hayat böyle her halde, iyiler de var, zalimler de” dedi.
Ayşe’nin gözleri kediyi götüren taksiyi bir müddet takip etti. Sonra fark edebildi otobüs durağını. Hemen karşıya geçti, ama büyük ihtimalle beklediği otobüs gitmişti.
Hemen sınav aklına geldi. Anlaşılan geç kalıyordu sınava. Hiç tereddüt etmeden, “Olsun, yeter ki kedi iyileşsin, ben nasıl olsa bu derse çalıştım, öğrendim. Öğretmenimle durumu paylaşırım, ne derse onu yaparım.” dedi.
Tekrar durakta oturmaya başladı. On-on beş dakika içerisinde yaşadıklarını bir bir düşündü. Hayali gezintiyi düşünüp ve şükrederken, kedinin başına gelenler ve sonrasında olanlar yine bir kez daha canlandı zihninde. Özellikle kediye çarpıp hiç durmadan çekip giden kamyonet sürücüsünü ve ama yaralı kediyi alıp veterinere götüren vatandaşı unutması mümkün değildi. Hele hele yol ortasında çırpınan kedi karşısında tamamen duran trafiği ve kedi etrafına toplanan onlarca insanı gözünde canlandırdı ve çok mutlu oldu. İçinden, “Bunlar benim insanlarım. Ne mutlu!” dedi.
Uzunca bir hayale yakalanmadan otobüs geldi. Sabah bu durağa gelirkenki duyguları ile şimdi taşıdığı duyguları çok değişmişti. Ayşe yaşadıkları karşısında, “İnsan birkaç saat içerisinde neler yaşıyor neler. Bu da insanın yaratılış mu’cizesi olsa gerek.” dedi kendi kendine.
Otobüse bindiğinde, aklı halen kedideydi. Acaba yaşıyor mu idi?
“Zavallı kedi, şehir trafiğinde akıllı insan bile çarpılıyor, değil ki hayvancık” dedi.
Okula yaklaştıkça, okul düşünceleri ağır basmaya başladı. Şimdi sınav ne olacaktı? Hoca sınava alır mıydı kendisini? Alsa da başarılı olabilir miydi? Sorular epeyce gelip gitti? “Hayırlısı” dedi Ayşe. “İnşaallah kedi yaşar, ben bu dersi seneye bile alabilirim.” diye düşündü.
Aslında Ayşe sınavdan önce dersi öğrenmişti. Ama dersten çok daha önemli dersler çıkarmıştı. Sevdiklerini hatırlamaya vesile olan hayaller, hayallerden zevk alma halinin dersi ve çarpılan kedi ile birlikte yaşananlardan çıkardığı dersler.
Hayat derslerle dolu dedi kendi kendine. Ve birkaç cümle daha ekledi: “Üniversite de bu derslerden sadece biri. Okumasını bilenler için yaşanan her şey birer ibretli dersten ibaret.”
Otobüs üniversite kampusuna girdiğinde, Ayşe, ‘Keşke eve dönüp gitseydim.’ diye içinden geçirdi. Hoca geç de olsa sınava alsa bile, Ayşe’nin dikkati çok dağılmıştı.
“Neyse” dedi Ayşe. Her zamanki kullandığı sözcüğü bir de burada tekrarladı. “Vardır bir hayır.”
Otobüsten indi. Üniversitenin kapısına yaklaştığında, kapıdan dışarı doğru çıkmakta olan sınıf arkadaşı Sinem’i gördü. Kendi kendine, ‘Bu kız neden şu an dışarıda? diye söylendi.
“Ayşe! Ne kadar nasiplisin sen. Sınava geç geliyorsun, ama hoca sınavı ertelemiş oluyor. Sınav, öyleden sonra saat, 15’te yapılacakmış.”
Ayşe’nin sabahtan beri yaşadıkları birer sinema şeridi gibi gözünün önünden geldi geçti. Sinem duyacak kadar seslice; hayaller, sevdiklerimiz, kedi, çarpanlar ve çarpılanları alıp götürenler, kaçırılmış sınavlar ve ertelenmiş sınavlar… İşte hayat.”
Bu sırada gözlerinden sıcacık gözyaşlarının damlamakta olduğunu fark etti. Sinem ise, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ayşe, sınavın ertelenme haberini duyunca, yüzünde sevinç ile üzüntünün oluşturduğu bir değişik titreşim oluştu.
Ve o meşhur cümleyi, bir başka cümleyle birlikte zikretti.
“Sana şükürler Allah’ım! Vardır her şeyde bir hayır!”
“Sen her şeyi görüp gözetensin… Seni çok seviyorum.” dedi.

SEBAHATTİN YAŞAR

sya­sar33@ya­ho­o.com

Okunma Sayısı: 3913
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı

    En Çok Okunanlar