"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Doç. Dr. Kenan Taştan: Hastalıklar görevli birer memurdur

08 Şubat 2021, Pazartesi
Yüce Allah’ın hayatın, sağlığın, afiyetin kıymetini anlayalım diye bize bazen bir memur olarak hastalıkları gönderdiğini söyleyen Doç. Dr. Kenan Taştan, “Burada anahtar kelime memur kelimesidir. Hastalıklar bir memur-u İlahidir, vazifeli bir mürşittir. Fonksiyonunu görmek için gelir, vazifesini görür ve işi bitince gider” dedi.

Risale-i Nur Enstitüsü’nün düzenlediği “Sanat Marifet İttifak Okulu” seminerleri bütün hızıyla devam ediyor. 15 günde bir olan, alanında uzman akademisyenlerin konuşmacı olarak katıldığı seminerler serisinin yedincisinde Erzurum Atatürk Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Kenan Taştan “Risale-i Nur’un Psikosomatik Hastalıklara Bakış Açısı Ve Terapötik Önerileri” konusunu işledi. 

Seminerin girişinde Doç Dr. Kenan Taştan Risale-i Nur’un bir psikoloji kitabı olmadığını ancak muhakkik gözler tarafından incelendiğinde içerisinde bulunan metinlerden bir tekstbookun alt zeminini oluşturabilecek kadar psikolojik bilgiyi ihtiva ettiğini görmenin mümkün olduğundan bahsetti. Psikosomatik hastalıkları, kişinin fizyolojik yakınmalarının olmasına rağmen organik kökenli bir hastalığının bulunmaması olarak tanımlayan Taştan, psikosomatik hastalıkların nedenlerini; korku, kaygı, geçmişte yaşanan travma, çaresizlik, ümitsizlik, güvensizlik, hayal kırıklıkları, bir sorunun veya kaybın varlığını kabullenememe şeklinde sıraladı. 

Bütün hastalıkların sebepleri benzerdir

Psikosomatik hastalıklarının sebeplerine şahısta meydana gelen ihlâl, ihmal ve yanlış algı durumlarını ekleyerek şunları söyledi: “Bediüzzaman’a göre ise sadece psikosomatik hastalıklar değil, bütün hastalıkların sebepleri benzerdir. “Ekser hastalıklar su-i istimalattan, perhizsizlikten ve israftan ve hatiattan ve sefahetten ve dikkatsizlikten geliyor.” (25. Lem’a) 

Psikosomatik bozukluğu olan hastaların yaptıkları hatalardan bahseden Doç. Dr. Kenan Taştan bu hatalardan temel olan üç hatayı şöyle sıraladı: 

1) Ruminasyon:  “Tekrarlayıcı bir şekilde düşüncelerin zihinde dönüp durması” yani “geviş getirmek”. Psikiyatri pratiği içinde kısaca ve kabaca “zihinsel geviş getirmek” olarak tarif edilir. Ruminasyon özellikle bizim geçmişe takılı kalarak hep aynı problemi defalarca zihnimizi meşgul edecek şekilde düşünmektir. Bu da gereksiz merak ve evham duygusunu körükler. Üstad Hastalar Risalesi 10. Deva da bu durumu şöyle izah ediyor. “Evet, merak, hastalığı ikileştirir; maddî hastalığın altında merak ile manevî bir hastalığı kalbine verir; maddî hastalık ona dayanır, devam eder. Eğer teslimiyetle rıza ile hastalığın hikmetini düşünmekle o merak gitse, o maddî hastalığın mühim bir kökü kesilir, hafifleşir, kısmen gider. Hususan evhamla bir dirhem maddî hastalık, bazen merak vasıtasıyla on dirhem kadar büyür. Merak kesilmesiyle, o hastalığın onda dokuzu gider.”

2) Endişe: Geçmiş ve gelecekle ilgili duyduğumuz kaygıdır. Üstad Hastalar Risalesi 3. Deva’da geçmiş ve gelecek endişesi yaşayan insanın halet-i ruhiyesini çok güzel bir şekilde ifade ediyor. “Hem insan, zîhayatın en mükemmeli en yükseği ve cihazatça en zengini belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.”

3) İşlevsiz başa çıkma yöntemleri: Olumsuz düşüncelerden kaçma, kaçınma, düşünceyi bastırmaya çalışmak.

Bediüzzaman hastalıklara da imanî pencereden bakar

Psikolojik hastalıkların neredeyse soğuk algınlığı gibi yaygınlaştığını ifade eden Taştan, “Modern tıbbın psikolojik önerileri insanlığın rahatlamasını sağlayamıyor. Bu sebeple de depresyon, panik atak, anksiyete ve intihar vak’aları her gün biraz daha artıyor.” şeklinde konuştu.

Bediüzzaman Said Nursî’nin bütün olaylara imanî bir pencereden baktığını, hastalıklara da yine imanî pencereden baktığını dile getiren Taştan, “Ona göre hastalık Cenab-ı Hakk’ın esmasından kaynaklanan üzerimizdeki farklı bir tecelli çeşididir ve bu hastalığı bize bir veren vardır. Bediüzzaman’a göre hastalıklar bize tesadüfen gelmez, sağlığın bize tesadüfen gelmediği gibi. Bediüzzaman diyor ki, “Biz hastalığı eşyadan değil, esmadan biliriz.” Bu ne demek, biz hastalığı insanların genetik yapısına, çevre faktörlerine, rastlantısal faktörlere, tabiata bağlamayız. Bu faktörler sadece Cenab-ı Hak ile bizim aramızda bir perdedir. Bu perdenin farkında olmadığımız zaman, hastalığın hikmetini bilmeyiz, hastalığı göndereni bilmeyiz ve hastalandığımızda da şikâyet ederiz.” ifadelerini kullandı.

Hastalıklar memur-u İlahidir

Hastalıkları bir görevli “memur”a benzeten konuşmacı, Yüce Allah’ın hayatın, sağlığın, afiyetin kıymetini anlayalım diye bize bazen bir memur olarak hastalıkları gönderdiğini söyleyerek şöyle devam etti: “Burada anahtar kelime memur kelimesidir. Hastalıklar bir memur-u İlâhidir, vazifeli bir mürşittir. Fonksiyonunu görmek için gelir, vazifesini görür ve işi bitince gider. Memur emredilen demektir. Memura ne yapması gerektiğini söyleyen bir âmir vardır. Hastalık memursa onun âmiri kim? İşte o âmir, Amir-i Bilhak olan Rabbimizdir. Bize hastalığı gönderir. Sağlığın, hayatın, afiyetin kıymetini anlayalım, gafletten uyanalım, bu güzelliklerin farkına varalım diye bize verilen, bizi uyandırıcı ikaz edici bir çeşit nimettir. Ayrıca hastalık, insana Cenab-ı Hakk’ı bulduran, insanı şükre götüren, elindeki sağlık nimetinin farkına varmasını sağlayan bir nimettir.

Terapötik tavsiyeler

Seminerin son kısmında dinleyicilere terapötik tavsiyeler sunan Doç. Dr. Kenan Taştan terapötik tavsiyeleri şu şekilde sıraladı:

1) Dur-Düşün-Yeniden Başla. Öncelikle bu hastalığın geliş sebebini düşün. Maddî ve manevî sebepleri tespit et. Yaptığın hataları nasıl düzelteceğin ile ilgili düşün ve plan yap, sonra da bunu hayatına tatbik et. Hastalık zamanları insanın hayatını yeniden tanzim etmesi için fırsattır. 

2) Sabret ve şükret, çünkü hastalığın en etkili terapötik ilâcı önce kabullenmek, sonra da olumlu düşünerek daha kötüsü olmadığı için şükretmektir. 

3) Hastalıkla geçen sürenin manevî birer ibadet hükmüne geçtiğinin farkına var ve üzülmek yerine optimist bir tavır takınarak maneviyatını yükselt. 

4) Hastalık zamanları halisâne yapılan duanın vaktinin geldiğini gösterir ve bu nedenle bol bol kabul edileceğine inanarak duâ et ama öncesinde muhakkak geçmiş günahlarına pişmanlık duyarak tevbe et. 

5) Hastalığını ve akıbetini gereksiz yere merak edip evhamlanma, çünkü merak ve evham hastalığını ziyadeleştirir. 

6) Hastalıktan önce düzenli ibadet eden biri isen, hastalık sebebi ile yapamadığın ibadetler için endişe etme, çünkü hastalık müddetince o ibadetlerin sevabını aynı veya fazlasıyla alacağını sana vaat eden bir Rabbin var. 

7) Hastalığın bazı insanlar için İlâhî bir hediye olduğunu düşün ve bu hediyeyi al, kabul et ve teşekkür et. 

8) Hastalıktan dolayı öleceğini düşünüp üzülme, çünkü ölümün vakti ve saati bellidir. Hiç kimse hastalandığı için ölmez. Eceli geldiği için ölür.

9) Hâlâ ölüm seni korkutuyorsa, ölümün güzel yüzünü düşün, hiçlik olmadığını, karanlık bir zindan olmadığını, ahirete göçen sevdiklerinde tekrar buluşacağını ve nihayet sana vaat edilen mükâfata kavuşacağını. Bu düşünceler seni daha çok sabra, şükre ve ibadete sevk etsin.

Yoğun ilgi gösterilen seminer soru cevap kısmıyla devam etti. Sanat Marifet İttifak Okulu seminerlerinin farklı konularla devam edeceği bildirilerek seminer sonlandı.

Okunma Sayısı: 1423
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı