"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kadınlar şefkat kahramanlarıdır

12 Haziran 2020, Cuma
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, “ŞEFKAT KAHRAMANI” OLARAK NİTELENDİRDİĞİ KADINLAR ARASINDA; İMAN VE KUR’ÂN HAKİKATLERİ’NİN OKUNMASI VE YAYILMASI NOKTASINDA FEVKALÂDE BİR GAYRETİN İÇERİSİNDE OLMUŞTUR.

Cumhuriyet Dönemi Kadını ve Said Nursî’nin Yaklaşımı (2)

Yunus Nadi ile birlikte Zekeriya Sertel (1890 Selânik doğumlu. Gazeteci-yazar) Atatürk’ün isim babalığı yaptığı Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucularındandır. Ayrıca Resimli Ay Dergisi’nin kurucusudur ve ayrıca Son Posta Gazetesi’nin kurucusudur. Ve 1934’te Tan Gazetesi’ni Halil Lütfü Dördüncü ile birlikte satın alarak yayınlamaya başlamıştır. 

“Resimli Ay Dergisi 1 Şubat 1924’te yayınlanmaya başlamıştır. Bu dönem, Türkiye’nin siyasal tarihi açısından önemli bir dönemdir. Yazıların çoğu Sabiha ve Zekeriya Sertel tarafından yazılmakta ve dışardan yazı alınmamaktaydı.

Mart 1929’dan itibaren her sayıda çeşitli sanatçılar tanıtılmaktadır. Kadın konusu derginin en önemli konularından olmaya devam edecektir. Özellikle kadınların güzelliklerini ne şekilde koruyacaklarına dair bilgiler, bakım, sağlık, moda, spor, Hollywood yıldızları ve onların hayatları dergide fotoğraflarla sık bir biçimde ele alınmaktadır.” [12]

“Sabiha- Zekeriya Sertel’in kadınlarla ilgili yazılar yazmasında önemli bir etken, [kendisine göre] kadınları [sözde] şeriat baskısından [!] ve sosyal baskılardan kurtarmaktır.” [13]

Güzellik yarışmalarına katılan kızların portre fotoğraflarının ve artistlerin resimlerinin teşhir edilmesi, dekolte kadın resimlerinin neşredilerek günahın yaygınlaştırılması Müslüman toplumun ahlâkını dejenere ediyor ve saadet yuvalarını yıkıyordu.

Bu dönemde Resimli Ay Dergisi’nde geçen şu ifadeler bu durumu açıklar niteliktedir: “Atatürk sayesinde kısa zamanda kazandığı siyasal ve sosyal alandaki haklarını pek çok Batı ülkesindeki kadından daha önce kullanan Türk Kadını’ peçe altında, kafes altında kalmamış (…) en önemli reformların gerçekleşmesinde öncü rol oynamıştır.” [14]

Dergi denizlerde kadın ve erkeklerin beraber bulunmasını savunarak, o zamana kadar mahremiyet esasına dayanan bir geleneği de yıkmaya çalışmış, nitekim bir süre sonra bunu ne yazık ki başarmıştır. “Su, hava ve güneşten yararlanmak için deniz kenarında giyinilecek kıyafetler tanıtılırken sosyal konulara göndermeler yapılarak hayatı müşterek yaşayan kadın erkek herkesin birlikte hareket ettiği iş ve sosyal ortamların dışında deniz kıyısında da bu imkânları bulmaları gerektiği oysa ki bizde böyle bir durum namussuzluk sayılabileceği eleştirilmiş, kadınların bu haklardan mahrum bırakılmaması gerektiği belirtilmiştir.” [15]

Resimli Ay ile beraber Cumhuriyet Gazetesi, Tan Gazetesi, Son Posta ve Hayat Ansiklopedisi aynı jenerasyonun farklı versiyonları olarak bu anlayışa hizmet ediyorlardı. Bediüzzaman’ın Meşrûtiyet’teki ifadesiyle: “Gazeteler iki kıyas-ı fasid cihetiyle (…) ahlâk-ı İslâmiyeyi sarstılar ve efkâr-ı umumiyeyi perişan ettiler. (…) Yani taşrayı İstanbul’a ve İstanbul’u Avrupa’ya kıyas [ettiler]” [16]

Tahribe Karşı Tamir Çalışmaları 

Ulus devlet anlayışı ile kurulan bu devlet Batıcı bir çağdaşlık (modernlik) anlayışını kendine esas kabul ederek icraatlarını gerçekleştirmiştir. “Modernizm ise esasında dine karşı bir tutumdur. (…) Devrin karakteristik bir özelliği haline gelen maneviyattan kopuş, değer yitimi, yozlaşma ve adaletsizlik gibi toplum hayatındaki dengeleri bozan durumların ortaya çıkmasına neden olmuştur.” [17] Bu anlayış gereği modernlik adı altında kadınlar İslâmî değerlerden koparılmaya çalışılmıştır.

Bediüzzaman ise bu tahripkâr girişimlere karşı köylerden başlayarak derslerinde ve eserlerinde tesettürü ders vermiş ve bu tahribi tamir etmeye çalışmıştır. Suretperetliği medya ve yarışmalarla nazara veren bu komitelere karşı ehl-i imanı uyarmış ve suretperestliğin sanemperestliğin bir nevi olduğuna dikkat çekmiştir:

“Sanemperstliği şiddetle, Kur’ân, men ettiği gibi; sanemperestliğin bir nevi taklidi olan sûretperestliği de men eder. Medeniyet ise, sûretleri kendi mehâsininden sayıp, Kur’ân’a muâraza etmek istemiş. Halbuki gölgeli, gölgesiz sûretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riyâ-i mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki; beşeri zulme ve riyâya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder.

Hem Kur’ân, merhameten, kadınların hürmetini muhâfaza için, hayâ perdesini takmasını emreder; tâ hevesât-ı rezîlenin ayağı altında o şefkat mâdenleri zillet çekmesinler, âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler. Hâşiye 2 

Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Halbuki, âile hayatı, kadın-erkek mâbeyninde mütekàbil hürmet ve muhabbetle devam eder. Halbuki, açık saçıklık samimî hürmet ve muhabbeti izâle edip, âilevî hayatı zehirlemiştir.” [18]

Açık saçıklığın tehlikelerine de dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, karı-koca arasındaki güvenilirliğin aileyi bir arada tutan esas olduğunu ifade etmiş ve bu esasın aile mutluluğuna vesile olduğunu nazarlara vermiştir: “Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki: İnsan, hemşire misilli mahremlerine karşı fıtraten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir.” [19]

Said Nursî eserlerinde ve derslerinde, açık saçıklığın yaptığı tahribattan da misaller vererek kadınlara tesettür dersi vermeye devam edecektir: “Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştahını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor. 

Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükümette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!” [20]

Tesettürsüzlüğe şiddetle karşı çıkan Said Nursî, evlilik konusunda da genç kızları uyarmayı ihmal etmiyordu. Din noktasından, sağlam bir aile hayatı noktasından genç kızlara yaptığı öneri son derece çarpıcıdır: “Tam muvafık ve dindar ve ahlâklı bir zevc bulmadan, kendilerini açık saçıklıkla satmasınlar. Eğer bulunmadı; Nur’un bir kısım fedakâr şakirtleri gibi mücerret kalıp ta ona lâyık ve ebedî bir arkadaş olacak ve terbiye-i İslâmiyeyi almış vicdanlı bir müşteri ona çıksın. Ve saadet-i ebediyesi, muvakkat bir keyf-i dünyevî için bozulmasın ve medeniyetin seyyiatı içinde boğulmasın.” [21]

Yukarıda ifade etmiş olduğumuz medyaların yoğun propagandalarının gayesi kadın ve gençlerin hevesatını tahrik ederek mimsiz bir medeniyet inşa etmekti. Ancak başta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin ve onun yazmış olduğu Risale-i Nur eserlerinin ve bütün rıza-yı İlâhî yolunda neşr-i iman ile meşgul olanların vesilesi ile bu tahriplerin tesiri kırılmıştır. Bediüzzaman Hazretleri’nin Barla’da başlattığı İman ve Kur’ân derslerin tesirini bugün her yerde görmek mümkündür. Bediüzzaman’ın eserlerinde muhatabı sadece erkekler olmamıştır. Yazdığı eserlerin muhatabı aynı zamanda kadınlardır.

“Nurda şefkat esas olmasından, hanımlar o cihette ileridir. Ben ‘Kardeşlerim’ dediğim zaman, hanım hemşirelerimi kardeşler içinde kastederim. Bütün mektuplarımda onlar dahi muhataplarımdır.” [22] diyen Bediüzzaman, kadınlar arasında; İman ve Kur’ân Hakikatleri’nin yayılması noktasında fevkalâde bir gayretin içerisinde olmuştur ve onları Risale-i Nurlar’ı yazmaları konusunda sürekli teşvik etmiştir: “Hem lâtif, hem güzel bir hadiseyi söyleyeceğim. Bu memlekette Risale-i Nur’a erkeklerden ziyade fedakârane yapışan ihtiyare hanımlar ve ihtiyare hükmünde genç hanımlar, eski zaman sırmalı ve yaldızlı gelinlik cihazatının içinde kıymettar parçaları Risale-i Nur’un eczalarının ciltleri üstüne çekip, bütün Risaleler altun yaldız ile ciltlenmiş gibi bir tarza girdi. (…) Hafız Ali’nin mektubunda yazdığı Ümmühan ve Şahide değerinde, burada Risale-i Nur’a bütün kuvvetiyle çalışan çok hemşirelerimiz var. Meselâ: Asiye, Saniye, Ulviye, Lütfiye, Aliye gibi Risale-i Nur’un şakirtleri, oradaki hemşirelerine ve kardeşlerine selâm ve duâ ediyorlar.” [23]

Nur dershanelerinin kadınlara ait dershanelerin memleketin dört bir tarafında açılması da Said Nursî açısından çok hayırlı bir olay olarak görülecektir: “Diyarbakır’dan dün aldığımız mektupta ifade edildiğine göre, Diyarbakır ve havalisiyle beraber şarkta şimdi iki yüz kadar Nur dersaneleri açılmış. Ayrıca Diyarbakır’da kadınlara mahsus dört beş dersane-i Nuriye varmış. İnşallah bu büyük bir hayrın alametidir.” [24]

İşte bütün bunlar Risale-i Nur’un kadınlar arasında ne derece yayıldığını göstermektedir. Yine bir mektubunda Bediüzzaman Hazretleri şunları ifade eder: “En başta, kahramanlar yatağı olan Sav Köyü’nün ehemmiyetli bir talebesi olan Ahmed’in mektubunda öyle bir mesele gördüm ki, beni sürur yaşlarıyla ağlattırdı. Cenab-ı Hakk’a yüz binler şükür olsun. Risale-i Nur’un tamam kıymetini, o köyün mübarek valideleri, hanımları tamam anlamışlar. O mübarek hanımların, kıymettar ve halis ahiret hemşirelerimin Risale-i Nur’un intişarına gösterdikleri fedakârlık beni ve bizi sürurdan ağlattırdı. Zaten Risale-i Nur’un mesleğindeki en mühim bir esası şefkat olduğundan ve şefkat madenleri de hanımlar olduğundan, çoktan beri beklerdim ki kadınlar âleminde Risale-i Nur’un mahiyeti anlaşılsın. Elhamdülillah, bu havalide de, bu yakında erkeklerden ziyade bir iştiyak ve faaliyetle buradaki hanımlar tam çalışıyorlar.” [25]

Bu teveccüh ve ilgi ise bilhassa kadınlar üzerinden başlatılan tahrip girişimlerinin akim kalmasına vesile olmuştur. İman ve Kur’ân esaslarını öğrenen bilhassa kadın ve gençler hevesatı galeyana getiren unsurlara meyil etmemiş, bilâkis böylesi girişimlerin Müslümanlar içinde tesir etmesine mani olmaya çalışmışlardır.

Sonuç olarak TUİK raporlarına göre son on yıl içinde boşanmaların artışı ve aile içi huzursuzlukların çok olması bu konunun ne kadar güncel bir mevzu olduğunun da göstergesidir. Bu sebeple bu konu üzerine yoğunlaşıp toplumun temel taşı olan aile hayatının bir arada tutulmasına gayret göstermek gerekmektedir. 

Bilhassa Kur’ân’ın emri olan tesettürün, kamusal alan başta olmak üzere sosyal hayatın her alanında serbest olması büyük bir önem arz etmektedir. Medyanın aile hayatını tar u mar edecek, mahremiyeti ortadan kaldıracak yayınlarına da tedbirler alınması son derece önemlidir.

Bununla beraber yapılan aile seminerlerinde mutlaka Bediüzzaman Hazretleri’nin ikazları nazara verilmeli ve iman esaslı bir anlatım metodu tercih edilmelidir. Zira felsefi bir yaklaşım olan modernizm ve benzerleri kişiyi yalnızlaştırırken, Kur’ân ise cemaatleştirip bir araya getirmektedir.

Dipnotlar:

[12] Burcu Ertuna Biçer, Erken Cumhuriyet Dönemi Aydını Sabiha Zekeriya Sertel’in Fikir Yazılarında Modernleşme Bağlamında Kadın Toplum ve Siyaset, T.C. Marmara Ünv. Sos. Bil. Enst. Kamu Yönetimi ABD Siyaset ve Sosyal Bil. Dalı, Doktora Tezi, İstanbul, 2008.

[13] Age.

[14] Dr. Makbule Sarıkaya. Resimli Ay’da Kıyafet. İnönü Ünv. Eğt. Fak. Sos. Bil. Öğr. Böl.

[15] Age.

[16] Bediüzzaman Said Nursi, Divan-ı Harbi Örfi Yeni Asya Neşriyat, 2000, s. 25.

[17] Mustafa, USTA, Aklı Merkeze Alan Kutsalı Reddeden Modernizm, Yeni Asya Gazetesi, 18 Kasım 2017, http://www.yeniasya.com.tr/mustafa-usta/akli-merkezealan-kutsali-reddeden-modernizm_446765

[18] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Almanya,1994, s. 199.

[19] Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 198.

[20] Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 198.

[21] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâh. Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 292.

[22] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 156.

[23] Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 114, 115.

[24] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, Almanya, 1994, s. 444.

Okunma Sayısı: 3288
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı