"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Reyhanlı'nın Reyhanı

Feyzullah ERGÜN
14 Ağustos 2020, Cuma 00:12
Risale-i Nur’a yönelik bandrol engelinin kaldırılmasında büyük emeği olan DYP eski Hatay Milletvekili Nureddin Tokdemir’i vefatının ikinci yılında rahmetle yad ediyoruz.

Ankara’ya yerleşmek üzere geldikten sonra iki tarih benim için unutulmaz olmuştur. Birincisi Nureddin Tokdemir Ağabeyi tanıdığım gün, ikincisi de vefat ettiği tarih olan 14 Ağustos 2018. Bu tarihler arasında çok sık görüşüp muhabbet ve musafaha ettiğimiz günlerin özlemi içinde üçüncü seneyi devriyesinde aziz hatırasını yad edebilmek adına.

Kur’ân kalesinin Risale-i Nur burcunda, bir Uhud okçusu disipliniyle durduğu noktadan bir an bile ayrılmayan, fenâ-finnur, Fenâ-filüstad ve fenâ-filhizmetle Nur deryasına dalan bir güzel insan; Nureddin Tokdemir’in Nur-u Kur’ân dairesinde unutulmaz hizmet ve fedakârlıklarını ve dâvâsını savunmadaki dirayeti ile ilmî siyaseti ve dik duruşunu her zaman rahmet ve şükran dileklerimizle, hiç unutmadan yad etmeye bi- iznillah devam edeceğiz.

Risale-i Nur hizmetleri söz konusu olduğunda, son zamanlarındaki çok ağır hastalık hali bile engel olamayarak ve çok zorlandığı durumunu kimselere sezdirmemeye gayret ederek, hizmetlere yetişmeye çalışması unutulmayacak ve örnek bir dâvâ adamı olduğuna çok yakından şahit olmuşuz. Bu ihlâs ve ciddiyetini, sık sık tekrar ettiği Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin yanındaki duruşu ve aldığı nuranî terbiyenin yönlendirmesiyle olmuştur.

Üniversiteye girmek ve böylece Nurlar’a hizmet aşkıyla İstanbul’a 1965’te gelmiş, Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırmak üzere sıra beklerken, önünde bir kişi kaldığında, bir arkadaşı yaklaşarak kendisine: “Nureddin, dün gece derste Bekir (Berk) abi Zübeyir Ağabeye dedi ki; “Artık hukukçuya ihtiyacımız yok, bizim öğretmene ihtiyacımız var.” Nureddin Ağabey “Ya öyle mi?” diyerek sıra kendisine gelmişken hemen sıradan çıkarak aldığı yüksek puana rağmen doğru Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne kaydolmaya gidecek kadar hizmete tekaddüm etmiş, Risale-i Nur hizmetine olan sadâkatini göstermede bir an bile duraklamamıştır.

Zübeyir Ağabeyin İstanbul’a gelip hizmetin başına geçtiği Süleymaniye’deki Kirazlı Mescit Sokağı’nda bulunan iki katlı küçük dershanenin müdavimlerinden biri olarak mezun oluncaya kadar saff-ı evvel ağabeylerin etrafında, mezun olduktan sonrada Nurlar’ın hizmetinde, fedakârca on yıl boyunca her yere koşmuştur.

*

Bilindiği gibi Risale-i Nur Külliyatı’nın tertip ve tanzimi Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken yapılmış ve matbaada basılmaya başlanmıştır. Bu tertip ve tanzim Zübeyir Ağabeyin nezaretinde devam ettirilmiş, Galip Gigin’in Risale-i Nur hizmetlerine tahsis ettiği Fındıkzade’deki evde üniversiteli gençlerin de bulunduğu bir heyet tarafından orijinal metinler esas alınarak yapılan tetkik mahiyetindeki bu çalışmada aralarında Hamdi Sağlamer, Hayrettin Gürsoy’un da bulunduğu ekipte rahmetli Nureddin Tokdemir de vardı.

Mukabele tarzında okunarak sürdürülen bu çalışmada bir gün bir kelimeye takılırlar. Zübeyir Ağabey o an rahatsızlığından dolayı odasına çekilerek biraz istirahat etme lüzumunu hissetmişti. Gidip sorma işini üstlenen Nureddin Abimiz kapıyı çalar ve içeri girer. Zübeyir Abi uzandığı kanepeden doğrulmak isterken zorlandığını görünce, “Abi rahatsız olma lütfen” der. Bunun üzerine Zübeyir Abi, “Kardeşim bana bu kelimeyi bir daha söyleme, bana hakaret gibi geliyor” diyerek o büyük zatın hayatından “rahat” kelimesini çıkarttığını bu olayla da büyük bir ders verdiğini hep anlatırdı.

İstanbul’da kaldığı on yılı aşkın sürede Zübeyir Abi ile birçok hatıraları olmuşsa da bunları rast gele anlatmaz, çoğunu “bir kardeşin anlattığı gibi” diyerek kendini nazara vermez, hizmeti ilgilendiren, umuma ders niteliğinde olan beş on hatıradan fazlasını “özeldir” diye her yerde anlatmazdı.

*

1969 yılında kışın ortasında bir gün Zübeyir Ağabey telefon açıp ahizenin karşısındakine; “Hocam hemen uçak ile İstanbul’a gel” dedi.

Bunun üzerine Kırkıncı Hoca her defasında olduğu gibi bu dâveti emir telâkki edip uçakla İstanbul’a gelmişti. Bekir Berk Ağabeyin Kiğılı pasajındaki yazıhanesinde buluştuklarında Zübeyir Ağabey, “Hocam Necip Fazıl Bey, Bugün Gazetesi’nde Bediüzzaman Hazretleri aleyhinde bir iki makale yazdı. Bu yazılarda Üstadımızın: Tarihçe-i Hayat, s. 296-297’de yer alan “Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa’ya mensub Hıristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir.’ sözüne itiraz ediyor. Bunun ehl-i sünnet vel cemaat mezhebine muhalif olduğunu söylüyor. Kendisinden randevu aldık. Seni bunun için çağırdık. Şu anda bizi bekliyor” dedi.

Randevu alındığı için vakit kaybetmeden gerekli kitaplar alınarak Necip Fazıl’ın evine gidilir. Heyette üç kişi vardı. Zübeyir Ağabey, Kırkıncı Hoca ve genç üniversiteli Nureddin Tokdemir. Orada Necip Fazıl’ın gururu kabarıp kendini kapatmaması için Nur’un kurmaylarını değil, gençliği temsilen onu götürmesi Zübeyir Abinin farkını ortaya koyuyordu.

Kırkıncı Hoca bir toplantıda olayı anlatırken, “Evine gittik. Necip Bey Tarihçe-i Hayat’ı aldı geldi. Üstadımızın o cümlesini bize okudu. ‘Bu’, dedi ‘bizim itikadımıza aykırıdır.’ Dedim ki: ‘Bizim Üstadımız Eşaridir, İmam Eşari’ye göre Peygamber gitmeyen bir kavim masumdur.’ İlgili âyeti okudum. ‘Ha teşekkür ederim’ dedi. Ertesi gün Nurculardan bir grup geldi diye yazı yazdı, o zaman işi bizim lehimize döndürdü” demişti.

*

Yine talebelik yıllarında yaşadığı şu hatırası da ibretliktir. Nurun Avukatı Rahmetli Bekir Berk zaman zaman yanına üniversite talebelerini alarak kanaat önderlerini ziyarete gitmeye başlamıştı. Bu cümleden olarak Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’e de gidilmişti. Her zaman olduğu gibi Hocanın ziyaretçileri eksik olmuyordu. Bir vesileyle talebesi Nureddin Topçu da orada idi. Nureddin Topçu bir ara söz alarak memleketteki masonların hâkimiyetinden başlayarak kapkara ve ümitsizlik yayan bir konuşma yaptı. Salona kasavet çöktüğü bu anda Nureddin Tokdemir Ağabey bir genç olarak elini kaldırıp söz istemesi üzerine Başgil Hoca, “Buyur evlâdım bir şey mi söyleyeceksin?” deyince, “Efendim Bediüzzaman Hazretleri Münâzarât isimli eserinde; “Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan yeis rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı La taknatu/Ümidinizi kesmeyiniz kılıncını istimal ediniz’ demektedir” diyerek konuşmasını bitirir.

Ali Fuat Başgil bu ibareden o kadar etkilenir ki gözlerinden yaşlar süzülür. Bu sessizlik ve hüzünlü anların ardından Hoca, Nureddin Topçu’ya dönerek, “Nureddin, Nureddin gençlere ümitsizlik değil, Bediüzzaman gibi ümit aşılamak lâzım” dediğini abimiz adeta o anları yeniden yaşarcasına, bilhassa Başgil’in “Nureddin, Nureddin” ifadesini yüksek tonda vurgulayarak, şevke medar olsun diye defalarca anlatmıştır.

*

Yıl 1969 Adalet Partisi Maraş Senatörü Tevfik Paksu ve bir ara Bediüzzaman Hazretleri’nin avukatlığını üstlenmiş Hüsamettin Akmumcu gibi Risale-i Nurla hemhal olmuş zevatın, aklına düşürmesi üzerine “din namına çıkmak” adına Necmettin Erbakan parti kurma çalışmalarına başlamıştı. Bu gelişme Zübeyir Abiyi çok rahatsız etmiş ve endişelendirmişti. “Bunlar cemaati bölecekler” diyerek yerinde duramıyordu. Bekir Ağabeyin Kiğılı Pasajı’ndaki yazıhanesinde abilerle birlikte bu zatların katıldığı bir toplantı yapıldı. Nureddin Abi de bir genç olarak olanları kapıda hizmete hazır halde beklemekteydi.

Zübeyir Ağabeyin isteği üzerine Hüsamettin Akmumcu olayın seyrini, buna neden ihtiyaç duyduklarını, Erbakan’ın konuya yaklaşımını anlatırken, kendisine yaptıkları bu teklife karşılık şeyhine danışmak lüzumunu hissettiğini söyleyince, Zübeyir Ağabey hizmetin tarihine altın harflerle geçen şu sözü söyler: “Hüsamettin kardeş sen bana Üstadıma sadâkat dersi verdin...” Nureddin Ağabey “bu cümleyi ben duydum ve irkildim” diye çok defa anlatmıştı.

Bu toplantıda Bediüzzaman Hazretleri’nin “din adına parti kurarak siyaset yapmanın yanlışlığı”na dair ifadeleri Risale-i Nur’dan aktarılınca “Biz bunları bilmiyorduk. Bu hususlarla ilgili kısımları bir araya toplayıp neşretseniz iyi olur” temennisinde bulundular.

Zübeyir Ağabey hemen işe başladı M. Emin Birinci vazifelendirildi ve bugün elimizdeki “Beyanat ve Tenvirler” meydana getirildi. Kitap basılıp matbaadan çıkınca Zübeyir Ağabeye ilk ulaştıran da Nureddin Tokdemir Ağabey olmuştu. Kitabı alan Zübeyir Ağabey, “Bu artık Zübeyr’in virdidir kardeşim” dediğini önemseyerek anlatırdı.

*

Zübeyir Ağabeyin “Dâvâsını ifade eden kazanır. Münakaşadan sakının, münakaşa ile hiçbir dâvâ kazanılmaz. Sadırdan değil, satırdan konuş. Ateşi körükleyecek mevzulardan sakının. Şekva etmek, arkadan çekiştirmek, iradesiz kişilerin işidir. Tenkit bir zehr-i katildir” altın prensiplerini kendisine rehber ve yol gösteren bir pusula olarak, hizmet hayatına büyük bir sadâkatle uygulamış olan Nureddin Ağabey; Nur hizmetini beden diliyle de tarif ederdi. Ağzını bir fermuar işareti ile kapatıp, eliyle öne doğru sert bir hareket yaparak, hizmet-i imaniyede ilerleyiniz metodunu sık sık hatırlatırdı.

Ders yapacağı zamanlar, hiç aksatmadan hazırlıklar yapar, dersle ilgili kısa notlarını, önünde hazır bulundururdu. Yeni kişilerle tanışacağınızda “Daha çok muhatabınızı konuşturun, fikirlerini tahlil ederek, dilini çözünüz. Her sohbette müstemi (dinleyici) ol.” derdi. Hizmetin altın prensiplerine uyulmasını ve “Herkesin kaldıracağı şekilde konuş, az ve öz konuş. Dinleyiniz! Hitap ettiğiniz kimseye ehemmiyet veriniz, zarif iltifatta bulununuz” derdi. “Ders okurken, herkesin yüzüne bakarak ruhî bir alâka kurun, gözüne bakarak ruhuna hitap ediniz” diyerek çok güzel ve unutulmaz hitabet örneklerini derslerde ve özel sohbetlerinde sık sık dile getirirdi.

*

Nureddin Ağabeyin yaptığı derslerde, Risale-i Nur’un halâveti, kelimelerin kritiği yapılarak, bazen de müzakere metoduyla yoğunlaştığından, bambaşka bir havada ve herkesin ilgisini canlı tutmasını sağlayabildiğinden, belirlenen süre uzar, ondan sonra dersi bitirir ve birkaç kişinin kaldığı geç saatlere kadar devam ederdi. İlerleyen saatlerde “Yahu çok konuştuk, bir meyveniz, bir ikramınız yok mu?” diyerek sohbetini daha da koyulaştırırdı. “Eski Said Dönemi Eserleri”nden yaptığı bir dersten kısa bir örnek vermeye çalışacağım.

Dersin ana konusunu belirledikten sonra, dersin konusunu ilgilendiren kısmından başlardı. “Marazımız atalet, cehalet ve muhalefet-i şeriatla hâsıl olan sû-i ahlâk ve onların neticeleri olan fakr u zaruret ve irtikâb-ı hile ve başka nam ile sirkat-ı alenîdir.” (Hem de alenî sirkat, açıktan hırsızlık) Şimdi buradan veciz on tane cümle ile diyor ki Üstadımız; medeniyet âlemi, bu seyyiatın izalesini bizden istiyorlar. Madem siz atalet içindesiniz, bakın bu sû-i ahlâka girdiniz, cehalet içindesiniz. Fakr u zaruret içindesiniz, hile ve irtikâp almış başını gidiyor. Açıktan hırsızlık yapıyorsunuz (ha). “Diyaneti zayıflaştırmakla yaptığınız iş, parmaktaki cerihanın tedavisi için göz çıkarmaya benzer. Zira milletin kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir.”

3. Selim’den itibaren tanzimata kadar, Osmanlı devleti baktı ki Avrupa ilerliyor, özellikle askerî alanda, burada ilerlemeler var. Bu sefer ne yaptı, ilk işi ordusunda bir ıslâhat yapmaya çalıştı. Bunu da yaparken Avrupa’dan ahz-u iktibasta bulundu.

Üstad’a bakıyoruz: “Avrupa’dan ahz-u iktibasa muhtacız” diyor. İhtiyacımız ne? Ne gibi ihtiyaçlarımız var? İdare-i mülk; bir kere kamu yönetimi bakımından eksiklerimizi tamamlamaktır. İdare-i mülk tanzim-i idare, tanzim-i kuvva-i harbiye ve bahriye ile fünûn-u sanayiden işimize yarayanlarıdır.

Adamın (Avrupa’nın) hammaddeye ihtiyacı var, geldi Âlem-i İslâm’ın ve müstemlekelerin üstüne çöktü.

1908’de Üstad diyor ki: “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida etmeliyiz.” Niye? Adamlar ne yapmışlar 1860’tan itibaren eksiklerini, noksanlarını görmeye başladılar. Ama yaptıkları şu; İmparator Meji Avrupa’ya heyetler ve öğrenciler göndererek, Avrupa’nın ilmini, tekniğini öğrenip memleketine getirmenin yollarını aradı, buldu ve getirdi. Paralarını tasarruf edip, oradaki mühendis ve teknisyenleri Japonya’ya getirterek bu teknolojiyi bu sanayii yapan insanlara, o uzmanlara paralarını onlara vermek suretiyle, o uzmanları buraya getirdiler ve o uzmanlardan o bilgilerin modernite içinde gelenekçi Japonya’nın temellerini attılar. Tamamen öyle yapmışlar. Böylece kendi sanayilerini geliştirdiler. 57 İslâm ülkesinin gayr-ı safi milli hasılası ise, bir Almanya G.S.M.H.’na yetişemiyor.

Bediüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi, “Avrupa bizden yalnız adaleti ister ve medeniyeti bekler, ta muvazenesi bozulmasın.” Maalesef şu anda denge bozuk.

“Za’f-ı diyanetle, uhuvvet, hürriyet ve medeniyet bataklık ve müteaffin sularla zehirlenmiş çiçek ve meyvelere benzer. Acaba şeyheyn-i Ömereyn ve Harun-u Me’mun ve Endülüs’teki Emeviler za’f-ı diyanetle mi terakki ettiler?” Yani dini bırakarak mı terakki ettiler? O zaman zekât verecek kimse bulamadılar, Hıristiyanlara zekât verebilir miyiz? diye fetva istediler. Meselenin özü bu. Üstâdımız diyor ki: “Müşkilü’t- tahsil mehasin-i medeniyeti terk ile çocuk gibi heva ve hevese muvafık zünub-i mesavi-i medeniyeti tuti gibi taklit etmeleridir.” Mesavi-i medeniyeti (Medeniyetin kötülüklerini) tuti (papağan) gibi taklit ettik. Avrupa’dan mehasin-i medeniyetin iktibasına (medeniyetin güzel, iyi ve faydalı taraflarını) almaya muhtacız. Halbuki medeniyetin mehasini (güzellikleri) ile beraber, mesaviside (kötülükleride) terakki ve hamlemize en garip ve aldatıcı bir surete girmiş.

Bu seyyiatın en fenası ve medeniyetin muharribi (yıkıcısı) bar-i giranı n (ağır yükü) sefahat ve havaic-i gayr-ı zaruride israfat ve maişetteki müthiş müsavatsızlıktır. İnsaniyete lâyık asgarî maişet tarzı. (asgarî geçim şartları), zira bizde çocukluk tabiatı var. Bir psikoloğa soruyorlar, bizde niye irade zayıflığı oluyor? Psikolog da cevaben: BÜYÜ – BÜYÜ dedi. Yani fizikî büyümek değil. Neden büyü büyü dedin? Çocuk gibi kalmış, halbuki büyüse iradesine sahip çıkar. Bir karar aldığı zaman arkasında durur, bir irade sergiler.” dedi. Rahmetlinin Risale-i Nur dersi ve sohbeti bu minval üzerine sürüp gitmişti.

*

Lâtif bir hatıra ile bitirelim: 25 Ekim 1995 tarihinde Ankara’da MEB Şûrâ salonunda I. Avrasya İslâm Şûrâsı Teşkilâtı Toplantısı yapılmıştı. Rahmetli Tokdemir, TBMM Millî Eğitim Komisyonu Başkanı olarak dâvetliler arasındaydı. Kültür Bakanı’nın da hazır olduğu salonda dönemin Diyanet İşleri Başkanı kendilerinden bir konuşma yapmasını istemişti. Hazırlıklı olmadığı halde Başkanı kırmamış, toplantının son gününde şûrânın anlam ve önemine muvafık olarak irticalen Hutbe-i Şamiye’nin sonunda Üstadımızın yaptığı şu duâyı aslına uygun ve vurgulu şekilde okumuş, salonda bir heyecan dalgası estirmişti.

“Fel yahye-s sıdk / Velâ aşel ye’s / Fel tedûm el mehebbe / Vel tekva şûrâ, Vel melâm ala menittebee l hevâ / Vesselâm û ala menittebee l hûde. 

Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tabi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hûda’ya tabi olanların üstüne olsun. Amin” diyerek dikkatleri Risale-i Nur’un parlak hakikatlerine yönlendirir…

***

Onda toplanan hastalıklar zinciri, Risale-i Nurlar’a gelebilecek sıkıntılara bir paratoner olmuş ve iman dâvâsına, devamlı şükür şükür diyerek ve şikâyet etmeyerek sabırla tahammül ettiği hastalıklarla feda-i can etmiş bir şehid-i manevî olduğuna rahmet-i ilahiyeden ümitvârız.

Nureddin Ağabey, sen İlâhî rahmet makamlarında beklerken, seni her zaman anıyor ve özlüyoruz.

RAHMETULLAHİ ALEYKE EBEDEN DAİMEN.

Okunma Sayısı: 2860
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kemal Refet AKAY

    14.8.2020 16:28:07

    Yazılarınız gerçekten güzel ve faydalı. REYHANLI'NIN REYHANI başlıklı yazınızı da okudum. Merhum Nureddin Ağabeyimize rahmet ve mağfiret dualarında bulunduk. 1-Mümkünse lütfen kısa yazın.2-Daha önemlisi yazılarda ara başlık mutlaka kullanmalısınız .Ara başlık okuyucuyu gerçekten rahatlatır ve yazının okunma şansını çok ama çooook artırır.3-Eskiden yazılarda e-mail adresi vardı.Şimdi niye yok ? Bence olmalı.Yeni Asya'daki yazılarınızı beğenerek okuyorum..4-Bediüzzaman Hazretlerinin Hayat Düzeni (Belki bir dizi yazı olabilir) Beslenmesi-Uykusu-İktisat/Kanaatı vb bu ve buna benzer başlıklar altında Hz.Üstad'ı ve Risale-i Nurları nazara veren bir çalışma da yapsanız iyi olur.Geçmişte bazı yazıların var.Ancak derli toplu olmayınca unutuluyor.Hülasa yazılarınız için kaleminize ve yüreğinize sağlık diyerek tebrik ediyorum.Allah ebeden razı olsun. HOŞÇAKALIN...ALLAH'A EMANET OLUN...45 Yıllık Yeni Asya okuyucusu-Öğretmen Kemal AKAY- B U R S A

  • Samih Tekden

    14.8.2020 12:06:38

    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Iyi bir abi,iyi kardeş ve iyi bir dost idi.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı