İsviçre milletvekili Fabıan Molına, “Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü birbirinden ayrılmaz. Birine saldırı olduğunda diğeri de zarar görür. Bu yüzden hepsini, her zaman savunmalıyız” dedi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin yaz oturumunda, “Türkiye’de muhalefete baskılar ve yargının işleyişi” başlıklı güncel işler müzakeresi gerçekleştirildi. Siyasî parti gruplarının ortak görüşüyle gündeme alınan oturumda, Türkiye’de muhalefete yönelik yargı süreçleri, seçilmiş siyasetçilere dönük müdahaleler ve yargının işleyişine ilişkin eleştiriler ele alındı. İsviçre milletvekili Fabian Molina konuşmasında şunları dile getirdi: “Türkiye’de yargının işleyişi, muhalefet üzerindeki baskılardan ve demokratik güvencelerin erozyonundan bağımsız düşünülemez. Özellikle alarm veren sorun, AİHM kararlarının sistematik bir şekilde uygulanmamasıdır. Avrupa Konseyi’nin üyesi bir ülke, bazı bağlayıcı kararları uygulayıp diğerlerini görmezden gelemez. Mahkeme kararları uygulanmazsa hukukun üstünlüğü içi boş bir söz olarak kalır.”
Gerçek muhalefeti iktidar seçemez
Muhalefete yönelik baskıların devam ettiğini ifade eden Molina, “Demokrasi, gerçekten bir muhalefetin varlığını zorunlu kılar. Özgür, bağımsız ve sindirme olmadan hareket edebilen bir muhalefet olmalıdır. Lideri hükümet tarafından seçilen bir muhalefet, gerçek muhalefet değildir. Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu’nun altını çizdiği üzere, Türkiye’de ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında kısıtlayıcı tedbirler uygulanması, hukukun üstünlüğünü korumak için meşru bir adım olabilir ve olmalıdır. Çünkü demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü birbirinden ayrılmaz. Birine saldırı olduğunda diğeri de zarar görür. Bu yüzden hepsini, her zaman savunmalıyız” ifadelerini kullandı.
Demokratik alan daraltılıyor
AKPM Türkiye Raportörü Lord David Blencathra ise, “Bağımsızlık iddiasında bulunan bir mahkeme, parti içi bir seçimi geçersiz kılıp seçilen lideri hükümete daha yakın biriyle değiştirdiğinde, temel bir çizgi aşılmış demektir. Bu, parti içi bir çekişme değil. Bu, siyasî partilerin özerkliğine, vatandaşların temsilcilerini seçme hakkına ve demokratik rekabetin bütünlüğüne darbe vuran kurumsal bir gasptır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atamaları, muhalefet yetkililerinin görevden alınması, savcıların ve hakimlerin siyasallaştırılması ve şimdi de bir muhalefet liderinin yargı yoluyla görevden uzaklaştırılması, açık bir örüntü oluşturuyor. Bunların hepsi birlikte, demokratik alanın sistematik olarak daraltılmasına, Türkiye’de siyasî çoğulculuğun kasıtlı olarak kısıtlanmasına yol açıyor” dedi.
Strasbourg - Anka