"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ağır vebal

Kâzım GÜLEÇYÜZ
14 Mart 2019, Perşembe
Ne zamandır içinden çıkılamayan çetin ve çetrefilli konularda doğru ve dengeli bir yaklaşımın formülünü “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz” diyerek yine Bediüzzaman ortaya koyuyor.

Bu meyanda, dinle irtibatlı gibi gösterilen, ama Üstadın “dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan” olarak nitelediği zihniyetin eseri olup gerçekte dinin gerekleriyle tamamen çelişen birtakım olumsuzlukları eleştirirken dinî hassasiyetleri rencide edecek üslûplardan kaçınılması ve daha kestirme bir ifadeyle, dinî bilgisi yetersiz olanların bu çeşit konularda olur olmaz fikir beyan edip ahkâm kesmekten uzak durmaları çok büyük önem taşıyor.

İşin diğer cihetinde ise, bu çeşit “üslûp özürlü” beyanlar karşısında dindarların nasıl bir tavır alması gerektiği hususu var. 

Gerçek niyet ve kastı iyice anlayıp tahkik etmeden, maksadı aşan bir ifadenin söz konusu olabileceği ihtimalini dikkate almadan hemen mahkûm edip ateş püsküren öfkeli ve provokatif tavırlar da son derece ciddî sıkıntı ve mahzurlar getiriyor.

Üstad, Jön Türklerle ilgili olarak “Hüsnüzan ediniz. Suizan hem size, hem onlara zarar veriyor” ikaz ve tavsiyesinde bulunduktan sonra, kendisine sorulan “Neden suizannımız onlara zarar versin?” sualini cevaplarken bunlara şöyle dikkat çekiyor:

“Onların bir kısmı sizin gibi tahkiksiz (araştırmadan), taklit ile İslâmiyetin zevahirini (dış yüzünü) bilirler. Taklit ise, teşkikat ile (şüpheye düşürerek) yırtılır. O halde bazılarına—bahusus (bilhassa) dinde sathî, felsefe ile mütevaggıl (fazla meşgul) olursa—dinsiz dediğiniz vakit, ihtimal ki tereddüde düşüp, mesleği (gittiği yol) İslâmiyetten hariçmiş gibi vesveselerle, ‘herçi bad âbâd’ (ne olursa olsun) diyerek me’yûsane (ümitsizce), belki muannidane (inatlaşarak), İslâmiyete münâfi (aykırı) hareketlere başlar.” (age, s. 256)

Bu son derece önemli izahların ardından, Bediüzzaman bu ölçüleri gözetmeyen muhataplarına şu ikazda bulunuyor:

“İşte ey bîinsaflar (insafsızlar)! Gördünüz, nasıl bazı biçarelerin dalâletine (haktan sapmasına) sebep oluyorsunuz.”

Bu da işin çok ağır “vebal” boyutu...

Okunma Sayısı: 4940
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Beyazıt Göker

    16.3.2019 08:03:46

    Perşembe günü hizara elimi kaptırdım doktor ameliyat ederken amaliyat hemşiresi serpilin eşimisin dedi evet dedim biraz sonra doktor hemşireye neden etkilendin niçin ağlıyorsun dedi abiyi tanıdım eşiyle aynı yerde. Çalışmıştık dedi amaliyat bitti doktor gitti alçıya alınıyor perde kalktı hemşire hala sesiz gözünden döküyor Beyazıt abi ben Gülay dedi tanıdım çok zor yapılan bu durum haksızlık sizi tanıyoruz bunların yüzünden başınıza gelenler acı ve dayanamıyorum hazmetmek insan için zor hemşirenin o halı beni duygusallaştirdi odaya geldim gözümd en yaşlar akıyordu bizimkiler ağlama canın sağolsun dedi koluma acıya değil dedim durumu anlattım bacılarım eşim daha etkilendi .... ... Acı ne kadar çok derin olsada bu insanlara yapılana bakınca ve koca Türkiye'de sesiz kalişin hukuksuzluğun acısının yanında hiç kalir Yaradan korkusuna değilde kul korkusuna yenilmeleri çok daha ağır

  • Gündüz Alp-3

    14.3.2019 12:59:27

    Ülkenin dahili ve harici acil çözüm bekleyen onca sorunları varken bizler, nelere nakit akıtıyor nelere vakit harcıyoruz? Başta demokrasi ve hukuku devlet ve millet hayatında hakim konuma getirmek, ekonomik anlamda fakr u zaruret halinden kurtulmak ve toplumsal barış ve huzuru temin etmek... Bir yanda mülkün temeli adaleti diğer yanda toplumun temeli aileyi "ibka etmek" için uğraş vereceğimize dünyevi iktidar, güç ve saltanatın devamı için milli-manevi değerlerin tamamını alet derekesine düşürerek tüketiyoruz. Tükettikçe tükeneceğimizin farkına hâlâ varamadık. Olmayan beka sorunu için her şeyi alet derekesine düşürenler, Bediüzzaman'ın "Hak, sıdk, muhabbet ve imtiyazsızlık üzerine beka" sözüne ne derler? İşimiz çok zor vebali çok ağır. Onun için menfi siyasetin menfi cereyanlarına hemencecik kapılıp, rüzgâr önündeki yapraklar misali oradan oraya sürüklenip savrulmayalım. Özellikle "vebal" ne anlama geliyor bilenler için...

  • Gündüz Alp-2

    14.3.2019 12:38:26

    Vatan, millet ve din namına daha yararlı olabilecek bir üslup, tarz, kelime, kavram ve argümanlarla siyasal, sosyal ve ekonomik hayatımızı ilgilendiren ve çözümler sunan bir yol yöntem yok mudur? Elbette vardır. Arayan bulur, demişler. Mesela, olmayan "beka" sorununu diline dolayanlar niçin demokrasi ve hukuk, hürriyet ve adalet üzerine tahşidat yapmıyor, kitleleri buna yönlendirmiyorlar? Zira beka sorunu hayali, demokrasi ve hukuk sorunu ise gerçek olup toplumsal anlamda demokrasi bilinci ve kültürü gereklidir. Cehalet, sefalet ve tefrikayı sonuç veren bu yokluklar manzumesi varken, hayali şeylere vakit ve nakit harcamak, bunu yaparken de dini alet olarak kullanmak hem vatana hem millete hem dine yapılabilecek en büyük kötülüktür. Artık her bakımdan zararlı olan şu yol,yöntem, usûl ve üslûp terk edilmelidir. Kendileri vebal altına girdiği gibi kendilerine destek veren, onları takip eden taraftarlarını da vebal altına sokmaktadırlar.

  • Gündüz Alp

    14.3.2019 12:20:13

    Sayın Güleçyüz, "hüsnüzan adem-i itimat" düsturuyla hareket ediyoruz ki vebale girmeyelim. Fakat aynı gerekçe ve düsturu, dini siyasetine alet edenler kullanıyor mu? Veya şöyle düşünüyorlar mı: "Acaba dini siyasetimize alet etmekle, kitlelerin yoldan çıkmasına sebep oluyor muyuz?" Yüzde yetmiş sekseni ehl-i taklit olan toplumda, dini ve dindarlığı (eylem ve söylem bazında) doğru temsil edememekten kaynaklanan saptırmaların sonucu müntesiplerinde ümitsizlik ve muarızlarında inatlaşma ve uzaklaşma olmaz mı? İşte böyle bir ortamda kullanılacak üslup çok önemlidir. Fevri çıkışlar, agresif hareketler, öfke, kin ve nefret yüklü sözler, absürt ve muvazenesiz beyanlar -hele- bir de din namına dini argümanlarla söyleniyorsa sonuç daha da vahim demektir. Hem meramımızı illa dini argüman ve sözlerle beyan etmek zorunda mıyız?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı