Ramazan ayında nâzil olan Kur’ân-ı Azimüşşânın ilk emri, ilk ayeti “Oku!” diye başlar. Bu hâl, okumanın aslında ne kadar mühim ve ne derece elzem olduğunun da bir işaretidir.
Bu noktadan hareketle şunu söylemek yerinde olur: Okuyan ile okumayan bir olur mu?
Allah, bizi “Oku” emrine hakkıyla riayet edenlerden eylesin.
«
Peki, ilk İlâhî emirle gelen “Oku” mesajını nasıl anlamalıyız? Bundan kendimize ne tür dersler çıkarmalıyız? Okumak nasıl, ne şekilde ve kaç türlü olur? Nazariyattan ziyade, bunun tatbikatını nasıl yapmalıyız?
Bu İlâhî mesaj, öncelikle Kur’ân’ın ayetlerini okumayı emrediyor. Dolayısıyla, kendini Ümmet-i Muhammed’in (asm) bir ferdi olarak kabul eden her mü’min, elden geldiğince ve gücü yettiğince Kur’ân’ı öğrenmeye, daimî bir sûrette okumaya ve onun hazinesinden ömür boyu istifade etmeye çalışmalı. Nasıl “Beşikten mezara ilim” tahsili gerekiyorsa, Kur’ân’ı okumak da öyle olmalı. Çünkü: Bir ilim kitabı olan Kur’ân, aynı zamanda bir zikir, fikir, dua, davet kitabıdır.
Kur’ân ve hadisten sonra okunması en faziletli dua mecmualarından biri de Cevşen’dir. İçindeki bin bir esma-i İlâhiye ile okunan Cevşen, bu dünyanın, bilhassa şu dehşetli zamanın sıkıntı ve musibetlerine, belâ ve fenâlıklarına karşı bir manevî zırh gibidir.
Bilhassa Ramazan-ı Şerifte Kur’ân’ın ayetlerini daha ziyade okurken, bir taraftan da onun manasını anlamaya çalışmak lâzım geliyor. İsteyen mealini de okuyabilir. Ama, ayetlerde saklı olan “murad-ı İlâhî”yi daha iyi anlamak için onun hakikî tefsirini okumak elzemdir. Bu zamanda Kur’ân’ın hakikî bir tefsirinin Risale-i Nur olduğunda şüphe yoktur.
Demek ki, Ramazan ayında Kur’ân ile birlikte onun harikulâde bir tefsiri olan Nur Risalelerini de hassâten okumalı. Bu aya özel olarak, önceliği Ramazan Risalesine vermek daha uygun olur. Ardından, meselâ İktisat ve Şükür Risaleleri gelebilir. İhlâs Risalesi ise, zaten her zaman için hem demirbaş, hem de liste başı olan bir eserdir. En az on beş günde bir okunmalıdır.
Bir de Ramazan ayında telif edilmiş olan bazı risaleler var. Meselâ, bir ismi de “Ramazaniye Risalesi” olan Âyetül-Kübrâ ki, “Kâinattan Halık’ını sonra bir seyyahın müşahedatı” olup, aynı zamanda hem bir “tâlim-i esma”, hem “müşahedat sûretinde bir dua”, hem imanî ve tefekkürî bir mi’râciye hükmündedir. Kezâ, 1921 yılı Ramazanında telif edilen Lemeat isimli eser için “Ramazanın iki hilâli arasında yazılan bir edeb yıldızıdır” ifadesi kullanılıyor. 25. Söz olan Mûcizât-ı Kur’âniye Risalesi ise, başlı başına bir mücevherât hazinesidir.
«
İkra', yani “Oku” emrinden murad, sadece kitap ve yazılı metinleri okumaktan ibaret değildir. Onlar başta gelir belki; ama, başka türlü okumalar da hatıra gelir. Meselâ: İnsanı, yani kendini okumak. Kâinat kitabını okumak. Zerreden şemse kadar yaratılan umum mahlukat ve mevcudatı tefekkürî bir nazarla okumak.
Bütün bunları okumanın iki ayrı yöntemi var: Enfüsî bir nazarla okuma ve âfâkî bir nazarla okuma. Geniş dairede boğulmamak için enfüsî tefekkür başta gelmeli ve öncelikli olmalı. Bu metotla gidildiği takdirde, feyiz ve istifade derecesi çok daha yüksek olur.
Elhasıl, okumanın ve tefekkür etmenin ehemmiyetini bilenler, bir dakikasını bile boşa geçirip zayi etmez. Ne mutlu, vakini feyizli okumalarla dolu dolu geçirenlere.