Dünya ve insanlık âlemi, merkezi Epstein Adası olan organize kötülüğün nasıl bir vahşete dönüştüğünü hayretten dehşete düşerek izliyor. O da tamamını değil; sadece bir kısmını.
Zararı yok. Her şeyin gösterilmesi gerekmez. Midelerin kaldıramadığı, vicdanların dayanamadığı ifade ve görüntülerin umuma sunulması, faydadan çok zarar getirir.
Asıl olan, söz konusu organize kötülüğün hangi boyutlara çıktığının bilinmesidir. Ortaya saçılanlardan bunu anlamak zor değil.
Hemen her kesimden ve her sektörden kimseler var bu vahşet arenasında: Sanat dünyası, siyaset âlemi, ticaret ehli, istihbarat cenâhı, uyuşturucu baronları, fuhuş tâcirleri, insan kaçakçıları, şeytanî pagan aktörleri, sağlık ve ilâç mafyası, algı operatörleri, vesaire.
Evet, bunların hemen tamamının aynı melânetin içinde olduğu anlaşılıyor.
Burada “savaş suçu” kadar önemli olan ve mutlaka cevabı, yahut hâl çaresi bulunması gereken hususlar var. Onları da şu şekilde listelemek mümkün:
1) Epstein Adası merkezli olarak, dünya genelinde işlenen cinayetlerin üzerine gidilecek mi? Hayatta olan faillerden bunun hesabı sorulacak mı?
2) Yıllardır sergilenen vahşete seyirci kalanlar hesaba çekilecek mi? Bu tür vahşetlerin önüne geçilecek mi?
3) Gayr-ı meşrû servetlerin kesilmesi, yahut kontrol altına alınması cihetine gidilecek mi? Ticarî ahlâkın sınırları tayin edilecek mi?
4) Global çaptaki fuhuş ve uyuşturucu ticaretinin önüne geçmek için gerekli tedbirler alınacak mı?
5) Buralarda maksadı dışında kullanılan istihbarat birimlerine dur denilecek mi?
Maddeler daha da uzatılabilir. Ama, sadece şu saydıklarımızın yapılabilmesi bile başlı başına bir iş. Günümüz dünyasında bunların üstesinden gelebilmek ve bu kötülüklerin önüne geçebilmek hiç kolay değil. Görünürde herhangi bir ışık da görünmüyor, maalesef.
Bu feci durum gösteriyor ki, geriye tek bir ihtimal kalıyor: O da Hz. İsa’nın (as) gökten nüzûl edip bir şekilde vazife başına geçmesi.
Zira, papazların da sabıkalı olduğu fecaat o kadar büyük, geniş ve derindir ki, normal beşerî bir kuvvetle bunların düzelmesi mümkün görünmüyor. Durumun vehameti, ister istemez rivayetlerde geçen “Mehdî’nin zuhuru” ile “İsa’nın nüzûlü”nü akla getiriyor.
«
2019’da hapse giren ve hücresinde ölü bulunduğu söylenen Epstein, vaktiyle suçunu itiraf ile İblis, yani “insî Şeytan” olduğunu zımnen kabul etmiş habis ruhlu bir aktördür. Tabiî, oynadığı rolün ve çevirdiği fırıldakların senaristleri de var.
Uzun yıllar önce bu habis işlere girdikten sonra, kendince durumunu-konumunu garantiye almış. Yani, bazı güçlü siyasetçileri ve ultra zenginleri de işin içine katarak geleceğini güvence altına almaya çalışmış. Bunda da büyük ölçüde başarılı olmuş. Lâkin, bir noktadan sonra işler tersine döndü ve Epstein Adası’nda biriken lağım büyük bir gürültüyle patladı.
Peki, bu nasıl bir vahşettir ki, irtikap edilen günahlar ve sergilenen canavarlıklar karşısında, vahşî canavarlar, hatta insan eti yiyen yamyamlar bile mâsum kalıyor?
İşte, bu yazının son notunda ve bir sonraki yazıda bu nokta üzerinde durmaya çalışalım.
«
Batı dünyası dediğimiz Avrupa’yı ikiye ayıran Bediüzzaman Hazretleri, “Notalar”da söz konusu vahşetin kaynağı olan “İkinci Avrupa”ya şöyle sesleniyor:
“Felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum: Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, ‘Beşerin saadeti bu ikisiyledir.’ Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!”