Kur’ân-ı Azimüşşân’ın altı ciheti (sağ, sol, ön,arka, alt, üst) mûcizedir. Ayrıca, Kurân’ın kırk vech-i i’câzı vardır.
Bu hususlara dair detaylı bilgi, İşârâtü’l-İ’câz ve 25. Söz olan Mucizât-ı Kur’âniye Risalesinde mevcuttur.
Bu yazının ana konusu ise şudur: Kurân-ı Kerîm, Ümmet-i Muhammed’e “vasat,” yani “orta yol”u tavsiye ediyor.
Bu tavsiyenin en bâriz bir delili şudur ki: Bakara Suresindeki 143. ayetinin hemen başında “Ve kezâlike caalnâküm ümmeten vasatan” ifadesi yer alıyor.
Meal ve tefsirlerde de izah edildiği gibi, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamberin (asm) izinden gitmesini istediği ümmete mu’cizâne bir sûrette şu mesajı veriyor: Aşırılıklardan kaçının. İfrata-tefrite düşmeyin. Doğru yoldan ayrılmayın; orta-vasat yoldan gidin.
Peki, buradaki mu’cize nedir?
O mu’cizevî meselenin izâhı şöyledir:
“Orta yer, orta yol” anlamına gelen “vasatan” kelimesi, 6666 ayetli Kur’ân’da sadece bir ayette geçiyor ve sadece bir defa zikrediliyor.
Peki, o kelime hangi surenin hangi âyetinde geçiyor?
İşte, mu’cize dediğimiz şey tam da burada karşımıza çıkıyor.
Kur’ân’da sadece bir defa zikredilen “vasatan” kelimesi, en uzun sûre olan Bakara Sûresinin tam tamına “orta âyet”inde geçiyor. Yani, 286 ayet olan bu sûrenin 143. âyetinde…
Bu da, Kurân’ın (hâşâ) beşer kelâmı olmayıp, doğrudan Allah kelâmı olduğunun yüzer delillerinden bir tanesidir. Çünkü beşer, bundan 1400 küsûr sene evvel böylesi bir ayarlamayı yapamaz. Yani, bir insan, Kurân’da sadece bir defa geçen “orta” kelimesini tutup en uzun sûrenin tam ortasına yerleştirmeyi düşünmez, tasarlamaz ve tasarlayamaz.
İşte, bu İlâhî buyruğa binâendir ki, başta Resûllah (asm) olmak üzere ümmetin bütün yıldızları “Hayru’l-umûr-u evsatuhâ,” yani “Hayırlı işler vasattadır” ölçüsü ile hareket etmeye âzami dikkat göstermişlerdir.
«
Demek ki, Kur’ân’ın o mû’cizevî mesajından kendimiz için, yani şahsî hayatımız, aile, cemiyet ve hatta devlet hayatımız için esaslı dersler çıkarmamız icap ediyor. Aksi halde, aşırılıklara kaçmak, ifrata-tefrite düşmek kaçınılmaz oluyor.
Madem öyle, o hâlde meselenin özüne inerek bize fayda sağlayacak bazı analizler yapmaya çalışalım.
Kurân’da meşveret ve şûrâ emredilmiştir. Bunu hiç kimse inkâr edemez. İşte iki âyetin ifadesi: “Veemrûhum şûrâ beynehum.” “Veşavirhum fil-emr.”
Bu emre göre, vahiy ile bildirilmeyen, yahut muğlak görülen hususlar-meselelerin halli için, meclis veya heyet halinde oturup istişare edilmeli. Kifayet-i müzakereden sonra, o heyet bir karara varmalı. İstişare ile alınan karar yanlış dahi olsa, (istişarenin hatırı ve bir sevap kazandırması cihetiyle) ona riayet etmeli. Yapılacak bir düzeltme işi varsa şayet, bilâhare onu yine aynı istişarî mekanizma içinde kalarak yapmalı. İsabet kaydedildiğinde, bu kez sevap iki misline çıkmış oluyor.
«
İşte, burada az bir kısmını tarif ettiğimiz meşveret ve şûrâ sistemi, Kur'ân’ın mu’cizâne bir sûrette hem işaret ettiği, hem de emir buyurduğu bir mekanizmadır. Ki, bunda giden pişman olmaz. Ayrıca, buna riayet eden manevî mesuliyetten kurtulur.
Buna riayet emeyen, yahut aksi istikamette gidenler ise, ekseriyetle şahısların ağzına bakarak hareket eder. Şahıs yanıldığı takdirde, arkasından gidenler de otomatikman yanılır. Ayrıca, şahıs merkezli yapılanmalarda “hatayı düzeltme mekanizması” da yoktur.
Netice itibariyle, “şûrâ”yı dışlayan şahıs, ya ifrata giderek, ya da tefrite düşürek ekseriyetle orta-vasat yolu kaybediyor.
Bu yazıyı şu kısacık duâ ile noktalayalım: Allah istikametten ayırmasın. Allah, âyetle buyurduğu şûrâ dairesi içinde kalmayı ve daima vasat çizgide gitmeyi bize nasip eylesin.