Mübarek Ramazan haftasına girmiş bulunuyoruz.
Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece ilk teravih, ilk sahur başlıyor. Allah, ağız tadıyla feyizli, bereketli bir Ramazan geçirmeyi cümlemize nasip etsin.
Ramazan, aynı zamanda Kur’ân ayıdır. Kur’ân-ı Azimüşşân, bu ayda nazil olmuştur. Hem, bir manevî ticaret mevsimidir. Hem, on bir ayın sultanıdır. Bu sebeple, kâr ve kazancı yüksek, hatta en yüksek olan günlerdir. Ne mutlu, ibadet ve tilâvette hissesi ziyade olanlara.
«
Ramazandaki orucun illeti (öncelikli sebebi), doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın emretmiş olmasıdır. Yani, Rabbimiz emrettiği için oruç tutuyoruz. Sair faydaları ise, orucun illeti ile değil, hikmeti ile bağlantılıdır. O hikmetleri bilmek ve anlatmak, tutanlara apayrı faydalar verir ve kolaylık sağlar.
Oruç denince, şüphesiz en başta muayyen vakitte yemeden-içmeden uzak durmak mecburiyeti gelir akla. Ama, oruç hakikati bundan ibaret değildir. Dahası var.
İslâm’ın şartlarından olan oruç, aynı zamanda imanın bir gereğidir. Lâyık-ı veçhile oruç tutan kimse, Allah’a, meleklere, peygamberlere ve ahiret gününe de inanıyor demektir: Allah, oruç tutmayı emrediyor. Melekler, senin oruç tutup tutmadığını kaydediyor. Oruç, daha önceki peygamberlere de farz kılınmış bir ibadettir. Nihayet, orucun neticesi âhiret gününde apaçık şekilde görülecektir.
«
Oruç imanın bir gereği olduğu için, sadece mideye değil, sair duygu ve latifelere de bir nevî oruç tutturulması tavsiye ediliyor.
Ezcümle: Oruçlu olan kimse, en başta gözünü haramdan sakınmalı. Kulağını fenâ şeylere karşı korumalı. Dilini gıybetten, dedikodudan ve galiz tabirleri kullanmaktan muhafaza etmeli.
Aynı şekilde, kişi mümkün olduğunca hiddetli davranmaktan, öfke ile hareket etmekten, mü’min kardeşine kin ve garaz gütmekten de kendini korumaya çalışmalı.
Bu tür haller orucu doğrudan bozmasa da, orucun sevap ve hasenatını asgarî seviyeye düşürebilir. O halde, madem ki oruç tutuyoruz, başta mide olmak üzere umum hislerimize de oruç tutturmak en iyisi, en doğrusu, en sevaplısı…
«
Bir önceki yazıda, siyasete de “oruç arası” vermenin lüzumundan söz etmiştik.
Siyaset, bilhassa son yıllarda normal çığırından çıkmış durumda. Ne oruç dinliyor, ne Cuma, ne de kandil.
Ama biz sade vatandaşlar olarak, siyasetin bu derece alt üst oluşuna ayak uydurmak mecburiyetinde değiliz. Neredeyse her tarafı yalana dolanmış olan günlük siyasetin hayhuyu içinde ibadetlerimize halel getirmemeliyiz.
Onun için, oruçlu duygularımıza mukayyet olmalı ve mümkün olduğunca siyasî ve dünyevî çekişmelerden uzak durmaya çalışmalıyız. En azından siyasetin çirkin ve yalancı rüzgârına kapılmamalı ve hislerimizi kaptırmamalıyız. Aksi halde, dur-durak bilmeden peşi sıra sürüklenir gideriz.
«
Velhâsıl-ı kelâm, çok âcil veya zarurî bir sebep çıkmadığı takdirde, biz de kalbimizi, dilimizi ve de kalemimizi Ramazan ayı boyunca her türlü siyasî ve dünyevî malayaniyâttan uzak tutmak fikir ve arzusundayız. İslâm tarihi içinde yaşanmış öyle nuranî kıssalar ve hikmetli menkıbeler var ki, her birinde ayrı ayrı ibret dersleri var. Şu mübarek ayda daha çok onlara ağırlık verelim istiyoruz. Niyet hayır, âkıbet de hayr'olur inşallah.