"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seyyidlikten ödü kopanlar

M. Latif SALİHOĞLU
03 Şubat 2026, Salı
Nesillerin birbirine olabildiğince karıştığı bir zamanda yaşıyoruz. Kimin hangi etnik kökenden geldiği bilinmiyor. Levh-i Mahfuz açılsa, ancak o zaman kimin hakikî Türk, Kürt, Arap, Acem, Çerkes, Pomak, Boşnak, Arnavut olduğu anlaşılır.

Yakın tarihte e-Devlet üzerinden soy şeceresini araştıranlar oldu. O iş, önce büyük bir heyecan dalgasıyla başladı; sonra, birdenbire sönükleşip gitti. Bunun ana sebebi şuydu: Kürtçülük damarıyla soyunu-sopunu araştıranların, gerçekte Türk kökenli olduğu ortaya çıktı. Aynı şekilde, Türkçülük yönü ağır basanların da aslında Kürt menşeli olduğu görüldü. 

Böylelikle, üfleye üfleye şişirilen ırk-unsuriyet balonu, birden bire tıss diye sönüverdi.

«

İslâmiyet, cahiliyete dayanan unsuriyet/ırkçılık fikrini reddetmiştir. Unsuriyet, yani ırk ayrımı veya ırkî üstünlük, hakikatte insan şeref ve haysiyetine yakışmayan davadır. Irk ayrımı veya ırk üstünlüğü, daha çok hayvanlar âlemi için geçerli bir kriterdir. Misâl: Arap atı, İngiliz atı gibi. Yahut Kıl Keçisi (Kara Keçi), Ankara Keçisi (Tiftik Keçisi) gibi…

Bu kaydı da düştükten sonra konuyu işlemeye devam edelim.

«

Konumuz, başlıkta da ifade edildiği üzere Seyyidliğe dair. 

Bazı kimseler, Seyyid denince sadece Arapları hatırlıyor. Oysa, Seyyidlerin tamamı Arap ırkından değildir. Olması da gerekmiyor. Hz. Peygamberin (asm) soyu kız evlâdından (Hz. Fatıma’dan) devam ettiği için, o âlî nesebin mensupları evliliklerle ehl-i İslâmdan hemen her millete karışmış durumda.

«

Üstad Bediüzzaman, muhtelif eserlerinde Seyyidlerden söz ediyor. Onları bir ırkın silsilesi olarak görmüyor. Onlardan “nuranî bir silsile” ve “bir nesl-i mübarek” manasında bahsediyor. Dünyanın her yerinde kesretle-çoklukla bulunan Seyyidlerin, her milletten ziyade efradı bulunan âlî bir neseb olduğunu nazara veriyor.

Ayrıca, 19. Mektup’ta hemen her asırda gelen büyük imamların, müceddit ve müctehidlerin neseben Seyyid olduğunu, hatta isimlerini de zikrederek onları hürmetle yâd ediyor.

Risale-i Nur’u anlayarak okuyanların mutlak ekseriyeti, zahiren Kürt olan Üstad Bediüzzaman’ın da gerçekte Seyyid olduğuna inanıyor. Sayıca az miktarda olan bazıları da “Bediüzzaman’ın Seyyidliği”ne şiddetle karşı geliyor. “Üstad Seyyiddir” denildiğinde, hemen refleksleri harekete geçiyor ve bu hakikatin umumî kabul görmesi ihtimaline karşı telâşa kapılıyor. 

Yâ hû, neseben Seyyid olmaktan daha şerefli ne var ki, bundan ödünüz kopacak kadar telâşlanıyorsunuz? 

«

22. Lemâ’nın sonunda uzunca bir “Haşiye” var. O haşiyeyi Kuleönülü Küçük Ali yazmış. Üstad da bunu tensib ederek 22. Lemâ’nın âhirine koydurmuş. Orada, Hz. Bediüzzaman’ın hem manen, hem de neseben Âl-i Beytten olduğu ifade ediliyor.

Aynen Şâh-ı Geylânî gibi, omuzunda bulunan “Kadem-i Risâlet”ten söz derek şunu söylüyor: “Risale-i Nur’un müellifi, zamanın Abdülkadir’i Üstadımız Said Nursî Hazretlerinin birinci âlden olduğu bizce kat’idir.” 

Burada geçen “Birinci âl”den maksat, neseben “Âl-i Beyt”tir ve evlâd-ı Resûl manasındadır. Ki, o Resûl-i Zişân, mübarek kademini onun omzuna âdeta mühür gibi basarak şunu haber veriyor: Bu benim evlâdımdır. Âl-i Beytimdendir. Vekilimdir…

«

“Son Şahitler-2”de yer alan Emirdağlı Mehmed Çalışkan’ın hatırasından:

“Ahmed Feyzi Emirdağ’a gelmişti. Sohbetinde Üstadımızın büyük evsâfını, yüce makamlarını, riyâzî ve cifrî tevâfuklarla açıklıyordu.

“Biraderim Osman’ın kalbine gelir ki: ‘Biz Üstadımızı Şarklı (Kürt) olarak biliyoruz. Ahmet Feyzi Efendinin anlattığı büyük müceddit ise, Âl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.’ 

“Bu kalbî mülâhazadan sonra, Üstad Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstad bana ‘Kardaşım, ben hem Hasanîyim, hem Hüseynîyim. Ahmet Feyzi’nin bütün söylediklerini aynen kabul ediyorum.'”

…………………..

NOT: Bilvesile hatırlatalım. Ahmed Feyzi Kul, Maidetü’l-Kur’ân isimli kitabında, rivâyetlere istinaden şunu beyan ediyor: Hz. Bediüzzaman, Hicrî tarihle 15 Şaban 1293’te (Leyle-i Beratta) doğdu. Leyle-i Kadirde vefat etti.

Okunma Sayısı: 2079
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sefer Akgül

    3.02.2026 15:51:59

    Haset var ya haset. Hasudu yakar

  • İbrahim FİŞEK

    3.02.2026 14:38:03

    Bu ulvi hakikatlere parmak bastığınız için Rabbimiz CC, sizden, ebeden razı olsun...

  • muammer t

    3.02.2026 13:36:57

    Korkulan seyyidlik değil..üstadın seyyid hasani husayni olması.Bizim için mühim olan hz Ali nin “Muhammed (asm)'in gerçek dostu, isterse soyu ona ulaşmasın, Allah'a en fazla itaat edenidir. Muhammed (asm)'in düşmanı da isterse soyu ona ulaşsın, Allah'a isyan edendir.” şimdilerde kendilerine seyyid deyip bir malı mülk sevdasına düşenler..dünyevi menfaatlerinin peşinen koşanlar seyyid olsa bu seyyidliğe zarar verdiğini düşünmezler mi Ustad yaşamı ve tüm dünyasını sığdırdığı sepeti bize seyyid olmasından bile korkunç değil mi ?dünyası bir sepet olan kahraman

  • cemal

    3.02.2026 12:44:17

    Mehdilik konusu Nurcular arasında yeniden gündeme geldi. Tartışma, doğrudan Said Nursî’nin Risale-i Nur’daki Mehdi atıflarının yorumlanmasındaki farklılıklardan doğuyor. Yeni Asya çevresi başta olmak üzere kimi Nurcu gruplar “Mehdi tek kişi değil, şahs-ı manevîdir” cümlesinden hareketle Mehdilik vasfını bireysel bir nitelikten çıkarıyor ve bu misyonu cemaatlerine yüklüyor. Said Nursî’nin Mehdi olmasına rağmen bunu açıklamadığı yönündeki ikinci görüş taraftarları, Nursî’nin hayatıyla Mehdiliğin birebir örtüştüğünü iddia ediyor. Başka bir görüşte olanlar ise Mehdi’nin henüz gelmediğini ama mutlaka geleceğini belirtiyor. Kısacası Nurcular arasında ne zaman Mehdi tartışması alevlense gruplar birbirine giriyor. bugünkü oda tv.

  • Abdullah

    3.02.2026 11:17:31

    Üstad'ın seyitliğinden korkmanın iki sebebi olabilir.Biri Mehdiyet ciheti,diye ri ırkçılık düşüncesi.Seyidliğini inkâr edenler yeni mehdiler bekleyenlerdir. Seyid olmadığını ispat etmeye çalışıyorlar ki, kendi bağlandıkları şahıslara mehdiyeti yapıştırsınlar.Bun lardan birine rastladım.Kendi adamına mehdi dediklerini kulaklarımla duydum Irkçılara gelince onlarda bizim ırkından dır değip, onunla iftihar etmek ve bir üstünlük payesini ırkına vermektir.Bun laların gayreti de bu.Yalnış hatırlamı yorsam Üstad Hazretlerinin ben milleti İbrahimeyedenim diye bir beyanı var. Risale- Nur'u derinden dikkatla inceli yenler için Üstad'ın seyidliği de belli mehdiyet de..Rahmetli Mehmed Kaya lar abe Şiirinde Mehdiyeti elhak ayan diyor.Gerçi Üstad' ımız mehdiyeti, ferdi yete çevirmiştir ama ok yaydan fırlamış hedefini bulmuştur.Ayrıca Risale'i Nur'un tercümanı ne mahiyettedir yazısında; "Şecere-i nübüvvetin son bir meyvesi ve son dehan-ı hakikatı" hükmü var. Altında da Üstad'ın imzası var

  • Abdulkadir Ceylan

    3.02.2026 10:56:42

    Üstadın seyyidliği konusunda yapılan yanlış şudur. Üstad Seyyid olduğunu sadece hususi sohbetlerde dile getirirken resmi ve umumi makamlarda dile getirmemiştir. Maalesef bir kısım Nur talebeleri bu düstura riayet etmeyerek Üstadın seyyidliğini bütün aleme ilan ediyorlar. Aslında bir nevi bu hususu siyasete ve milliyetçiliğe alet ediyorlar. Bu konuda dikkatli olmak lazım. Madem üstad Seyyidliğini sadece has dost ve talebelerine söyleyip, umuma açıklamamış, bizim de bu düstura riayet etmemiz gerekir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı